Sevgili Eczacının Sesi Meclisi Üyeleri,

 

 

2008 yılının ilk toplantısını bu akşam yapıyoruz.

 

Gündemimizde neler yok ki…

 

Hepsi yoksullaştırılmamızın önüne geçmek için yapacağımız mücadeleyi birlikte tespit etmek ve çalışmaktır.

 

***

 

Bu gün 14-Ocak-2007 eczacı mitinginin yıldönümü.

 

15-16 Ocak-2002 yılında yapılan kepenk kapama eyleminin de yıldönümü sayılır.

 

Eczacılar olarak taşın altına elinizi sokarak eylemleri yaptınız.

 

***

 

2002 yılında ki son derece başarılı olan eylemi şimdi vekil olan TEB başkanı  Domaç  hükümetin önerisiyle 1,5 günde bitirerek masa başında pazarlığa oturdu.

 

Bu masa başı pazarlığın  sonucunda  eczacılık tarihinde bir  ilk olan %10’luk Bedelsiz Kamulaştırmaya uğramamızı önleyemedi.

 

İlaç firmalarının yıllardır verdiği yani yasal kârımız olan satıştan %20 eczacı kârlılığının yanındaki artı %10 ticari iskonto  %7’ye geriledi. %3’lük kayıp için kamu kurumlarına verilen %5’lik iskonto %2,5’a düşürüldü ve bir yıl sonra kurum iskontosu artırılarak kayıplara uğramamız tescillendi.

 

2002 yılının sonlarında koalisyon hükümeti gitti ve AKP tek başına iktidara geldi.

 

2003 yılının hemen başlarında Domaç’lar  ailece bir kararla alış veriş merkezinde  kamuya bağımlı olmayacak olan eczanelerini açarak, ileride olacak olan, eczacıları kurumlara bağlı kılarak  yoksullaştırma planına önlem aldılar.

 

Tüm bunları yapan bir TEB başkanını İstanbul olarak kadromuzdan uzaklaştırdık. O zamanın Anadolu odaları Domaç’a sahip çıkarak Sakarya eczacı odasını yedeklerine  alarak Domaç’ı delege yaptılar ve bağırlarına basarak tekrar TEB başkanı yaptılar.

 

2003 yılından beri işsiz eczacı olarak TEB başkanlığı yapan Domaç işsizliğine vekil olarak son verdi.

 

Sonuçta eylemlerimizi başarısız kılan, yoksullaştırma programına karşı bizleri savunmayan ve davranışlarıyla hatta yardım eden, bizler yoksullaşırken kişisel olarak kendini koruyan bir adamı yıllarca eczacı odaları baş tacı ettiler ve ne kadar mızmıklık yapsalar da sonuna kadar destekleyerek her defasında delegeleri  vasıtasıyla seçtiler.

 

***

 

2007 Ocak eyleminin de üstüne yatan odaların yöneticilerinin hepsi 8 ay sonraki oda seçimlerinde tekrar seçildiler.

 

14-Ocak-2007 den sonra, katılımcı odalar ve hele İstanbul gibi meclis kararları doğrultusunda hareket etme geçmişi ve ilkesi  olan odaların  yöneticileri kendi kadrolarına ve meclislerine hiç danışmadan bu mitingi hiç değerlendirmeden, mitingden güç alarak  eczacıları yoksullaştırma planına karşı gelecek taslak dosyalarını ellerine alarak kapı kapı dolaşmadan kuru bir şekilde sanki hiç olmuyormuş gibi TEB başkanlar danışma kurulu toplantısı yapma kararı aldılar.

 

Bu kararı eleştirenleri de böylesine mitinglerin, eylemlerin sonucu zaman içinde alınır gibisinden çok bilmiş edasıyla yazılar yazıp ahkam kestiler. Bunlardan bir tanesi   adı çağdaş eczacılar olan derneğin hala başkanıdır.

 

Şimdi eczacının sesi meclis üyesi olan o zamanın delegeleri olan 10 arkadaş en azından hükümetle işbirliği içinde olduğunu gizlemeyen, red etmeyen TEB başkanını ve ekibini iktidardan indirmek için olağanüstü seçimli kongre yapalım dedik ve noterden tebilgatlarımızı resmen yaptık. Yine tık yoktu.

 

Ne oldu, 5 ay sonra hükümet hepinizin karşı çıktığı 2007 ilaç  alım protokolünü TEB’e dayattı ve TEB’in vekil olan Domaç’tan sonra ki Başkanı bastı imzayı. Mitingin sonucunu almaktan ve seçimli olağanüstü kongre yapmayı denemekten bile çekinenler yaygara yapmaktan başka bir şey yapmadılar.

 

Sonuçta yukarıda bahsettiğim gibi bu miting eyleminin sonucunu almaktan çekinenler, eczacının yoksullaştırma planına karşı ellerinde hiçbir birikimi, çalışması olmayan kişiler Eylül-2007 seçimlerinde grup olarak eczaların oylarıyla tekrar seçildiler.

 

***

 

Şimdi TEB ve Odalar olarak sürece bakınca, yoksullaştırılarak yok edilmek istenen eczacıları ve eczacılık mesleğini koruyamayan, korumak için göreve talip olup, gereğini  onca ciddi uyarılarımıza ve taslak projelerimize  rağmen yapmayarak tekrar aday olanlar devamlı seçiliyor.

 

Kim seçiyor?

 

Eczacı seçiyor.

 

Bölgelerinde direkt seçiyorlar.

 

Seçtikleri delegelerde Ankara’da üst yöneticileri seçiyor.

 

Sonuç olarak, o kadar laf kalabalığı ve karşı dedikodularla kendilerini devamlı seçtirenler eczacının yoksullaştırılmasına hiçbir çözüm üretmiyorlar ve bu konuda ciddi hiçbir şey yapmıyorlar. Sadece göz boyayan laflarla, samimiyetten ve heyecandan uzak göstermelik yapılan işlerle koltukları işgal ederek bizler için çok kıymetli olan zamanın geçmesine neden oluyorlar.

 

Bu nasıl bir yaman çelişki diyeniniz olacak tabii ki…

 

Halk nasıl yıllardır kendini sömürerek  yoksullaştıranların temsilcilerini başlarına yönetici olarak  çeşitli şekilde yapılan provokasyonlar ve aldatmacalarla, kandırmacalarla seçiyorsa eczacılar da  eğitimsiz ve cahil denen halkın seviyesine gelerek aldıklarının  eğitim değil de ezberi öğretim olduğunu ispatlarcasına halkın cahilliği ile yarışarak kendi haklarını savunamayacak olanları çeşitli provokasyonların, aldatmacaların, kandırmacaların, dedikoduların etkisiyle  günü birlik çıkarlarını ( bölge temsilcisi olarak nöbet alma, günübirlik kurumlarla  sıkıntılarında yardım alma, dağıtım kanalları ile ilişkilerinde kötü olmama gibi akılsızca çok kısa vadeli çıkar elde etme gibi) düşünerek seçiyor.

 

Halk cahil bıraktırılmış diye onları anlamaya çabalayanlar, akademik eğitim almış olanların cahilliğine  günü birlik çıkar ilişkileri uğruna geleceğini satma diye bir kulp bulabilirler mi?

 

***

 

Ülkedeki sağlık dahil tüm sektörlerde yoksullaştırma politikası hızla sürüyor. Eczacılar olarak yalnız değiliz.

 

Sorunlar aynı, hızla eriyoruz ve bu erime de yine eriyenlerin aymazlığı, kişisel küçük hırslarına yenilerek sanki kendileri yok oluştan kurtulacakmışcasına öngörüden ve bilinçten uzak  yardımlarıyla gerçekleştiriliyor.

 

Sorunun asıl kaynağı bizleri yok etmek isteyen küresel sermayenin egemenliğindeki serbest Pazar ekonomisi, neo-liberal politikalar değildir.

 

Sorun bizlerizdir.

 

Ülkemizde sermayenin toplandığı kesimin oranı %20’lerden, %10’lara ve bugünlerde %3,5’lara gelmiş durumda.

 

Ne demek bu?

 

70 küsur milyonun 3 milyonu serveti tekeline almış, geri kalanları devamlı yoksullaştırarak servetlerine servet katıyor. Bu serveti de milliyet falan gözetmeden diğer neo-liberallerle aralarındaki sömürü kuralları gereği paylaşıyor.

 

Hepimiz yoksullaşıyoruz.

 

Yoksulluktan kurtulmak için sömürenlerin ve işbirlikçilerinin yanında yer almak hem hainliktir hem de kendi de dahil yoksullaşma sürecine salakça ve ahlaksızca  yardım etmektir.

 

***

 

Kendimizi hiç küçümsemeden, küçümseyenlere asla izin vermeden başımız dik ve onurluca olan mücadelemizi sürdürmek için çalışmaya, üretmeye ve ürettiklerimizi savunarak hayata geçirmek için yüreklerimiz ellerimizde, yan yana, omuz omuza olmaya devam etmek için bu akşamdan itibaren tam kadro toplantılara katılımınızı bekliyorum.

 

Bizler bir şey olmak için değil, bir şeyler yapmak için  yola çıkmanın tadıyla ve erdemiyle yaşamak için meclisimizi kurduk.

 

Meclisimize, böylesine erdemli, ahlaklı ve onurlu yaşamayı kendine ilke  edinmiş  herkesi bekliyoruz.

 

Sayımız arttıkça düşmanın sayısı azalacaktır.

 

Sevgilerimle.

 

Ecz. Can Yetişen

Eczacının Sesi Meclisi Üyesi

www.eczacininsesi.com 

 

 

 

 



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat