Ecz. Sabih Tekin ÇAĞLAR

TEB Büyük Kongre Doğal Delegesi

 

 

Artvin’den bahsetmiştim Samsun’da. Artvin’de yaşanan bir doğa katliamından bahsetmiştim. İnsanların burada ağaçların kesilmesini ormanların yok edilmesini önlemek için 24 saat nöbet tuttuğundan bahsetmiştim. Bir doğa katliamından bahsetmiştim. Hatta gidip beraber orada nöbet tutalım demiştim. Çok olumlu tepkiler aldım konuşmamla ilgili.

Bugünün önemine binaen biraz daha bahsetmek istiyorum. Bu gördüğünüz nöbet tutulan yerin fotoğrafı. Ben nöbete gittiğimde çekmiştim. Sloganları “Artvin halkı yenilmez Cerattepe geçilmez”.

 

Bu gördüğünüz bordo mavi Trabzonspor formalı genç Ecz. Olgun Kaşıkçı, kendisi MHP Artvin İl yöneticisi.

İkinci fotoğraftaki arkadaşlardan bir tanesi Artvin Özgürlük ve Demokrasi Partisi İl Başkanı Ecz. Selçuk Topaloğlu, diğeri ise halen İl Temsilcimiz olan Ecz. Nursal Bülbül Anavatan Partisi İl Başkanı.

Bu fotoğraftaki ise bizim orada olduğumuz güz ziyarete gelen CHP Giresun Milletvekili Ecz. Bülent Yener Bektaşoğlu. Niye bunları anlattım? Bir yaşam kaynağını koruyabilmek için Artvin’i koruyabilmek için hepsi birlik oldular siyasi kimliklerinden arındılar.

Orada da söyledim burada da söyleyeyim. Artvin çok güzel bir yerdir, Artvin okuma yazma oranının en yüksek olduğu bir yerdir. Artvin il ve ilçelerinde bir tek muvazaalı eczanenin olmadığı bir yerdir. Artvin Türkiye’de etik çalışmaların yapıldığı yerlerden bir tanesidir onlarla gurur duyuyoruz.

 

Artvin’i koruyalım. Kimlerden mi koruyalım? Artvin de bu maden açılmış. Cevherler MTA tarafından bulunmuş ancak devlet bu maden için ağaçları kesip ormanı yok etmemiz lazım Artvin’e yazık olur diyerek vazgeçmiş ve fotoğrafta gördüğünüz gibi maden ocağının girişini taşla kapatmış.

Bu maden açılırsa 50.300 ağacın kesilmesi demektir. Bu ağaçlar kesilirse ilk yağmurda Artvin il ve ilçeleri sel felaketi ile yok olacaktır. İlk konuşmamdan sonra yaşanan selde evler yıkıldı, yollar yıkıldı insanlar öldü, Artvin mabede döndü. Divan Başkanı’nın odasına bağlı bir il olduğu için ayırımcılık yapar, belki bir karar çıkarır da deklarasyon yayımlanır buradan. Gelin şuradan Artvin’e gidip ağacımız kesilmesin diye nöbet tutanların yanına gidip bir gün nöbet tutalım inanın onların buna ihtiyacı var. Kim yapıyor bu doğa katliamını? Şöyle başlık koymuşlar bu şirket için; demişler ki  “Nerede yaşama düşmanlık varsa biz hep oradayız”. İstanbul da tüm ağaçları kesenler, Hüseyinpaşa korusunu yakanlar, Hasankeyfi baraj altında bırakanlar, hep aynı şirket hep aynı şirket. Bu şirketin sahiplerini biliyorsunuz meşhur "tapelerde" burada ağzıma bile almaya dahi imtina ettiğim bu milletle ilgili çok halisane görüşleri olan insanlardır.

Türk Eczacıları Birliği’nin oda yöneticiliğinden genel sekreterliğine kadar çeşitli kademelerinde görev almış bir insan olarak sizlere kısa dönemli bir muhasebe yapmak istiyorum müsaadenizle.

Bizler bugüne kadar Oda ya da birlik yöneticisi olmaktan hiçbir çıkarımız olmadığı halde bu görevleri yürütmüş, gönüllü olarak yerine getirmiş, bu yolda yorulmuş, hatta yaşanmış, gençliğimizi buralarda geçirmiş insanlarız.

Bunun kişisel nedenleri vardır elbette. Bazımız idealisttir, bazımızsa açık söyleyeyim, tanınmayı, kürsüyü, siyaseti seviyordur. Bazımız mesleği ileriye taşımaya inanıyordur, bazımızsa kendini. Bazımız dostluğa inanıyordur, bazımızsa sadece koltuğa.

Her şeyden önce şunu söyleyeyim: bizim idealist olmayan, mesleği ileriye taşımakla değil, kendini ileri taşımakla uğraşanlarla aramıza bir mesafe koymamızın zamanı çoktan geldi de geçiyor.

Buralar, bu kürsüler, bu örgüt kendisini sıçrama tahtası olarak gören çok insan gördü, çoğunu da yüz üstü yere çaktı.

Bu örgüt çok bürokrat gördü, bu örgüt çok padişah gördü.

Bu örgüt “benim söylediğim gibi olacak” diyen çok insan gördü çok.

Tüm bunlara nerdeyse alıştık ama alışamadıklarımız da var. Artık bu örgütün yapıtaşları ile de oynanmaya başladı. Farklı bir kürsü, toplantı ve söylem kültürü gelişti. Örgütün gelenekleri ile oynanır oldu. Buyurgan üsluba yapılan itirazlar; eller cepte, külhanbeyli edasıyla “adama gününü böyle gösterirler” yaklaşımı ile cevap buldu. Hep itiraz ettik. “bu örgütün temel geleneği demokrasidir, demokrasi geleneğimizle oynamayın” diye.

Siz demokrasiyi kendi yaşamınızda içselleştiremediyseniz, en iyi ben bilirim, en güzel ben yaparım, benden başka hiç kimse bir şey bilmez, hükümete en yakın benim, hukuku da ekonomiyi de, eczacılığı da en iyi ben bilirim halindeyseniz, etrafınızdakilere güveniniz olmadığı gibi, güven de vermiyorsanız; feriştah olsanız, pir olsanız sonuçta bu örgüt kaybeder. Çünkü bu örgüt sadece ve sadece eczacı üyelerinin kendisine olan güven ve inancı üzerine kurulmuştur.

Bu güven ve inanç son dönemde büyük bir aşınmaya uğradı. Neden?

Sadece yöneticilerimiz yanlış politikalarından dolayı mı? Hayır çok daha büyük sorunlarımız var, bu sorunlar da büyük oranda global sorunlar. Ama yöneticiler, temsil ettikleri bir mesleğin uçurumuz kenarına sürüklenmesine seyirci kalamazlar.

Net bir şey söyleyeyim; sizleri çözemediğiniz sorunlar nedeni ise suçlu ilan etmiyorum. Suçlu değilsiniz ama SORUMLUSUNUZ.

Bu sorumluluktan kaçamazsınız.

Nasıl bir sorumluluk mu? Son dönemde SGK konusunda önemli bir tercih yaptınız: bu hükümet güçlü, onunla uzlaşalım dediniz ve uzlaştınız. 3.5 yıllık protokol karşılığınsa bazı ciddi kazanımlar da aldınız. Ama hükümet niye seçim sonrasına sarkacak bir protokol karşılığında bu tavizleri verdi? Çünkü eczacı meslek örgütünün 15-16 Ocaklarda olduğu gibi 21 Aralık’ta olduğu gibi, karşısına çıkmasından korkuyordu.

O nedenle de taviz verdi, sizin kara kaşınız kara gözünüz için, bu meslek örgütünün bazı yöneticileri iktidara yakın olduğu için vermedi. Bunu iyi anlamamız ve anlatmamız lazım arkadaşlar.

Bir konunun altını bir kez daha çizelim; Bizim gibi meslek örgütleri gücünü yandaşlık ve paydaşlık kültüründen değil üyesinden alır. Biz o protokoldeki kazanımları iktidar yanlışı olduğumuz için değil, güçlü ve birleşik bir örgüt olduğumuz için kazandık. Haklı olduğumuz için kazandık.

Nitekim; 3,5 yıllık süre içinde bütün kazanımlarımız eridi. Yeni protokol süresinin üzerinden 6 ay geçti, protokol fiilen 4 yıllık hale geldi. O iktidar yanlısı yöneticilerimiz neden yeni bir protokol imzalayamadılar madem bu kadar kuvvetliydiler.

Arkadaşlar, bunları kimseyi suçlamak için söylemiyorum. Bunu şunun için söylüyorum; kendinize güvenin, kendiniz olan örgütünüze güvenin. Örgütlü yapınıza güvenin. Biz bugüne kadar ne kazandıysak örgütlü gücümüze dayanarak kazandık ve bundan sonra da farklı olmayacak. Bugün artık bir dönemin sonuna geldiğimizi idrak etmeliyiz.

AKP iktidarı vura vura, gözaltına ala ala, tamamen gözünü karartmış biçimde ilerliyor. Halkı birbirine düşman ederek kendi iktidarını sağlamlaştırmaya çalışıyor. Toplumun temel yapıtaşları ile oynuyor, onları yerinden çıkartıyor, insanları kürt-türk, alevi-sünni, solcu sağcı diye kamplara ayırıyor ve birbirinin üstüne salıyor. İktidarın bu şiddetli söylemi ve tek adamcılık toplumun kılcal damarlarına kadar yayılıyor. Terminolojiler değişmiş ülkemizde, başbakan yok hoca var, Cumhurbaşkanı yok reis var. Hem de kaç tane reis var, herkes birer küçük Erdoğan artık. Dün bu kürsüden bir meslektaşımız kendince Birlik Başkanı’na had bildirmeye çalıştı. Ama bir siyasi kimlikle hem de protokol gereği verilen söz hakkını kullanırken Birlik Başkanı’nı suçlayıp siyasi argümanlarla haddinizi  aşıyorsanız en basit deyimi ile ayıp ediyorsunuz. Açık ve net söyleyeyim, bir eczacı olarak eleştirmek doğru bildiğini söylemek herkesin en doğal hakkıdır. Ama önce bu örgüte emek vereceksiniz, odaya sahip çıkacaksınız, TEB’e sahip çıkacaksınız. Örgütte çalışıp emek verecek ve bu kürsülere çıkıp konuşacaksınız. Bizim gibi bu kürsülerden yöneticilerin gözünün içine baka baka eleştireceksiniz. Bakın bugün eski başkanlar burada, Sayın Domaç, Sayın Tanker, Sayın Çetinkaya buradalar. Bir büyük kongrede daha söylediklerimi tekrarlayayım. “Dün biz vardık, bugün siz varsınız, yarın belki tekrar biz belki siz belki de bir başkaları olacaktır. Baki olan Türk Eczacıları Birliği’nin kurumsal kimliğidir.” Bizler yağmurda ıslanmamak için sığınacağımız tek çatı olan Türk Eczacılar Birliğin’den kimsenin bir kiremit sökmesine izin vermeyiz. Bu ne Erdoğan Çolağ’ı, Harun Kızılay’ı ne de bir başkasını savunmak değildir, bu TEB’in kurumsal kimliğine sahip çıkmaktır.

İşte  biz bu çürümenin en azından bu kongreden başlayalım meslek örgütümüze sirayet etmesine izin vermeyelim. Aramızda AKP’li, HDP’li, CHP’li, MHP’li her partide üst düzeyde yönetici arkadaşlarımız var. Şimdi Artvin’deki slaytları niye gösterdim hatırlıyor musunuz? Niye Artvin gibi olamıyoruz? ÖDP’li orada,  ANAP’lı orada, AKP’li orada, CHP’li orada MHP’li orada. Hepsi sabaha kadar orada kara ayazda nöbet tutuyorlar. Onlar orada kara ayazda nöbet tutuyorsa biz de 5 yıldızlı otelin sıcacık odalarında gelin birlik olalım, gelin bu tek adamlığı ve şiddeti reddedelim. Hangi partiye oy verirsek verelim bütün siyasi yapılanmaların üstünde, dışında bir iş yapıyoruz, biz burada kendi örgüt kültürümüze sahip çıkıyoruz. Şiddet dilini, tek adamcılığı, ben bilirimciliği reddediyoruz. Biz hep beraber biliriz diyoruz, demeliyiz.

Son olarak Can Dündar’ın mektubundan bil bölümle toparlamak istiyorum. Aslında Can Dündar’a kırgınım. Mustafa belgeseli nedeni ile kırgınım; “yetmez ama evet’ci” tavrı nedeni ile kırgınım. Ama yine de sadece gazetecilik yaptığı için, sadece görüşlerini açıkladığı için hapse atılmasına karşıyım ve sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum.

“İkinci günümde “ıslah olmam için” psikolog karşısına çıkardılar. Adettenmiş. İçeri giren herkese uygulanan bir anket yaptılar. Zarif bir küçükhanım ve anketörler, sizi suça kim itti diye sordular. Annem dedim, daha bebekken bana kitap okumaya başladı. Bir de ilkokul öğretmenim, bana yazmayı öğretti. Çıkınca suç işlemeye devam edecek misiniz diye sordular. Öyle görünüyor içeriden bile yazıyorum baksanıza! Bir de kütüphaneden Don Kişot kitabı istediğimi duyunca, teşhisi koydular sanırım.” diyor.

Demek ki sayın meslektaşlarım; yel değirmenlerine karşı savaşanlar olmadıkça, “ölümden iyisi, zalimin hücresi” oluyor.

Çocuklarımıza iyi bir dünya, meslektaşlarımıza bugünkünden daha iyi bir meslek bırakmak için; özgürlükten, eşitlikten, barıştan yana olun. Bunu gelecek kuşaklara borçluyuz.

Hepinize saygılar sunuyorum.

 

Ecz. Sabih Tekin ÇAĞLAR

 



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat