Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 5. Yasama Yılı
63. Birleşim 14/Şubat /2007 Çarşamba

3'üncü sırada yer alan, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun ile Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3 - Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun ile Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/1226) (S. Sayısı: 1247) ----- (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde 9'uncu madde kabul edilmişti.

Şimdi, tasarının 9'uncu maddesini 10'uncu madde olarak okutuyorum:

MADDE 10- 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 31 inci maddesinin beşinci ve yedinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bakanlık, ülkenin sağlık ile ilgili konularında danışma fonksiyonu yapmak üzere Şura'ya bağlı olarak danışma kurulları ve tababet şubeleri sanatlarını ifadan doğan adli konularda dosyaları inceleyip Şura'ya sunmak üzere ihtisas komisyonları oluşturabilir. Kurul ve Komisyon Başkanları, Sağlık Şurası toplantılarına tabii üye olarak katılır. Kurul üyelerine 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanununun 16 ncı maddesinde tespit edilen huzur hakkı ödenir.

Şura'nın, danışma kurullarının ve ihtisas komisyonlarının çalışma usul ve esasları Bakanlıkça hazırlanacak yönergede tespit edilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Neşşar, Denizli Milletvekili.

Buyurun Sayın Neşşar. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de konuşmama başlamadan önce 14 Mart Sevgililer Günü'nü kutlamak istiyorum. Sevenler mesut olsun diyorum. Tabii, bunu derken Parlamentoda çok ihtiyacını hissettiğimiz bir sevgi kültüründen de kısaca söz etmek lazım, çünkü, sevgi kültürünün olmadığı yerde güzel sonuçlar almak zor. Yani, bunu Allah sevgisinden başlatabiliriz, vatan sevgisine getirebiliriz, millet sevgisine getirebiliriz. Bir de, keşke kendisi burada olsaydı Sayın Sağlık Bakanımız, meslektaş sevgisine, meslek sevgisine…

AHMET YAŞAR (Aksaray) - İnsan sevgisine…

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - akademisyenlerin sevgisine, insan sevgisine… Katılıyorum, insan sevgisi hepsinin başında, keşke getirebilseydik, o zaman Türkiye'nin sağlık sorunları dört senede bu kadar içinden çıkılmaz bir hâle gelmemiş olurdu diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu madde, Yüksek Sağlık Şurasına bağlı ihtisas komisyonlarını da tümüyle bakanlığın yetkisiyle oluşturulacak kurullar olarak belirliyor. İşte, eğer insan sevgimiz falan olsaydı, belki, bunu da, daha katılımcı, daha sivil toplum örgütleriyle, meslek kuruluşlarıyla birlikte yapma şansını bakanlık bulmuş olabilirdi.

Bir haftadır, aşağı yukarı bir haftayı geçen bir süredir bu kanunu konuşuyoruz. Bu kanunun etrafında birçok söz söylendi, birçok iddialarda bulunuldu. Örneğin, bu ithal doktor konusunda, yabancı ülkelerin de çok sayıda doktoru çalıştırdığını, orada da çalışmanın çok kolay olduğu falan söylendi. Ben, bir iki tane örnek getirdim. Bakın, Bremen'de çalışmak istiyor bir Türk doktoru, Sayın Cankat -soyadını geçiyorum- Bremen tabip odası diyor ki "sizi, cerrahi uzmanı olarak, cerrahi doktoru olarak kabul ettim, ama tek başına bu belge, Berlin dahil, Federal Alman Cumhuriyeti'nde doktorluk mesleğini yapmanıza yetmez. Onun için ayrı bir uygulama var" Bu, Almanya. Rusya'ya gidelim. Rusya da, Ayten isimli bir doktorun hekimliğini yapabilmesi için diyor ki "falan sayılı diplomanın denkliği ve genel terapi uzmanlık alanı Rusya Federasyonu'nda kabul görmüştür, onaylanmıştır, ama çalışabilmeniz ayrıca izne tabidir."

Yani, Sayın Bakanın söylediği gibi ve bütün kapıları, hemence birtakım yabancı, yeterliliği belirli olmayan birtakım doktorlara açıvereceği gibi kolay değil dünyada. Dünyada, başka bir ülkenin hekimini kabul ederken herkes çok ciddi bir incelemeden, irdelemeden ve bürokratik aşamalardan geçiriyor. Bunu bir kenara koyduk.

Geçen hafta bıçak parasıyla ilgili bir laf ettim. Çok itiraz oldu bıçak parası kalktı, onun yerine işte şöyle böyle uygulamalar geldi diye. Ben de burada çıktım, dedim ki: Kurumlarda çalışan hekimlerle özel kurumlar arasında bağlantılar var ve bu bağlantılar aslında bıçak parasını oluşturuyor ve bıçak parası hem bu kuruluşlara ortak bazı hekimlere hem de bunlar aracılığıyla çok uluslu sermayeye gidiyor diye. İtirazlar oldu. Sanki ben söylememişim gibi gazetelere manşet oldu "özel hastanelerde kalp oyunları" diye. Bir doktor arkadaşımız bunu yollamış ilgili gazeteciye ve kendisi yaşananlardan duyduğu utancı dile getiriyor.

Yine aynı şekilde bu utanca dayanamayan bir öğretim üyesi arkadaşımız, üniversiteyi terk etmiş, bana dün telefon etki, dedi ki: Bak, kitapçılarda şöyle bir kitap var, git al. "Satılık hastalıklar" diye. Bunu göstereyim. Özellikle vatandaşlarımızın ben buradan dikkatine sunmak istiyorum. İnsanların nasıl hasta olmadıkları hâlde ilaca bağımlı hâle getirildikleri bu kitapta çok güzel anlatılıyor. Çok enteresan. İlaç firmalarıyla ilgili çok ilginç ifadeler var. Yani, sağlıklı insana ilaç kullandırtmakla ilgili, yeni hastalık pazarları üretmekle ilgili, normalle anormali ayırt etmenin bulanıklığında insanları korkutarak ilaçlara müptela etmekle ilgili.

Evet, lütfen, ben buradan hem parlamenter arkadaşlarıma hem de bizi dinleyen vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum: Bu yaşadığımız çağ içerisinde maalesef sizlere çok gereksiz ve çok lüzumsuz ilaç tükettiriyorlar. Keşke bizim Sağlık Bakanımız okumayı da sevseydi de böyle kitapları okuyup çok uluslu sermayenin hemen her sunduğunun üstüne atlayıvermeseydi, biraz etrafına bakınsaydı. Biraz, dediğim gibi, meslektaşlarını sevseydi. Onlar da ona bu konuda yardımcı olabilirlerdi.

AHMET YAŞAR (Aksaray) - Doktorlar yazmazsa hasta kullanmaz. Doktorlar yazıyor.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Burada doktorlara da şey var. Aynısını ben söyledim. Biraz önce gösterdim size. Özel hastanelerde kalp oyunlarını oynayanlar da sisteme adapte olmuş doktorlar. Bu ilaçları yazanlar da sisteme adapte olmuş doktorlar. İşte, onları değil de, memleketini seven doktorları eğer sevebilseydi Sayın Bakan, o zaman, bunları önlemek için hep beraber yollar bulabilirdik. Bunu siz de biliyorsunuz, eczacı olarak.

Bir şey daha söyledim geçen hafta. Çok enteresan, yani, giderek, bana da malum olduğuna falan filan inanacağım. Dedim ki Sayın Bakana: "Ya Sayın Bakan, siz komünist misiniz?" Yine, aynı gazetede "AKP komünist bir parti midir" diye başka bir yazı çıktı, çok enteresan. Eğer, AKP'nin ihtiyacına geliyorsa, otokratik yöntemler kullanılıyor. İhtiyacına uygun geliyorsa, daha böyle devletçi yöntemler seçiliyor. Konuşmaya gelince de, postmodern, liberal söylemler seçiliyor. O zaman da, insan haklarından, bireyin özgürlüğünden, bireyin haklarından söz edilmeye başlanıyor. Bu, çok enteresan.

Şimdi, bu maddede de, dediğim gibi, Sağlık Bakanlığının Yüksek Sağlık Şûrasıyla ilgili alt komisyonlar oluşturuluyor ve bu alt komisyonlara da, yine, Bakanlığın atayacağı insanlar geliyor. Bu da, ister istemez, insanın aklına şunu getiriyor, Yüksek Sağlık Şûrasına düşmüş ve buradan ceza alması muhtemel bazı yandaşlar, bazı ayarlanan, önceden belirlenen alternatifli komisyonlarla, acaba, kimisi aklanacak kimisi ceza mı alacak diye. Onun için dedim sivil toplumla birlikte olmak gerekiyordu diye. Onun için, çok daha objektif komisyonlar oluşturmak gerektiğine olan inancımı dile getirdim.

Tabii, AKP'nin sağlıkla ilgili bütün politikalarının altında, bir dönüşüm göstermecesi altında, bir değişim vurgusu altında aranan şeyin sadece ve sadece kadroların değiştirilmesi, sadece ve sadece bu kadrolara, liyakatine bakılıp bakılmadan, yandaşların getirilmesi… Sadece falanca taraftan, falanca örgütten, falanca tarikattan işaret alındığı için atamalar yapıldı ve bunların sonucunda da, sağlık sisteminin tümüyle zarar gördüğü daha önce defalarca buradan vurgulandı, bir kere daha vurgulamamız gerekiyor.

Hatırlayacaksınız imamların gasilhaneden alınıp hastane müdürlüğüne getirilmesini, hatırlayacaksınız bazı milletvekillerinin yakınlarının hastane müdürlüğüne getirilmesini, hatırlayacaksınız -şimdi görünce aklıma geldi- bazı milletvekillerinin bazı hastanelere özel bazı işlemler yaptırmasını, hatırlayacaksınız bu yandaş kadroların Ali Dibo oyunlarını; Bunların hepsi, AKP'nin sağlıklı ilgili… Maalesef, Recep Akdağ'ın da bunu çok güzel benimsemiş olduğu görülüyor, sağlık politikalarına bu şekilde yaklaşımı.

Geçenlerde AKP Merkez Karar ve Yürütme Kurulunun örgütlere, belediyelere gönderdiği bir genelge elime geçti. Orada da, Genel Merkez… Buna çok memnun oldum, memnuniyetle dile getirmek istiyorum. Nihayet AKP Genel Merkezi de farkına varmış. Bu belediyelerin, alınacak kararlarda, yapılacak işlerde, özellikle bazı Ali Dibo olayları örnek verilerek, şaibeli işlere karışmaması dile getiriliyor. Bu iktidarın beşinci senesinde bunu fark edebilmiş olması, bence, bu partinin son derece iyiye doğru gittiğini gösteren örneklerden bir tanesi.

Ben sözlerimi burada bitiriyorum. Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Neşşar.

Sayın Neşşar, konuşmanızda 14 Mart Sevgililer Günü'nü kutladınız; ancak, 14 Şubat olduğunu zannediyorum.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Düzeltiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Böylece düzelmiş oldu; teşekkür ediyorum.

MEHMET NEŞŞAR UĞUR (Denizli) - 14 Mart da bir meslekle ilgili…

BAŞKAN - Madde üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Muzaffer Kurtulmuşoğlu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvel 14 Şubat Dünya Sevgililer Günü'nü kutluyorum, bütün insanlara güzellik, sevgi, hoşgörü temenni ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; günlerdir, burada, 13 madde için sağlık konusunu konuşuyoruz. Ama, muhalefet olarak biz konuşuyoruz, iktidar, hiç değilse, bu adamların biraz da dediklerinde doğruluk vardır, o doğrulardan da bir şeyler alalım, bir önerge verelim diye de hiç oralı olmadılar.

Nedir 1'inci madde? Diyoruz ki hatalı. Uygulamalarda, yani, malpraktis için zorunlu sigorta getirelim. Doğru. Yani, bir hekim için, sağlıkçı için bundan doğal bir şey olmaz. Ama, bugüne kadar, acaba, malpraktis -Sağlık Bakanına sorduk- kaç kişi ceza aldı, kaç kişi bu konuda mahkemelik oldu? Cevap yok. Herkesi sigortalı yapacağız, döner sermayeden vereceğiz, ha, olmazsa deniyor genel bütçeden ödenecek.

Burada biraz -bana kalırsa- başka bir şeyler kokuyor gibi geliyor bana. Ama, değiştirelim, şunu şunu koyalım diye hiçbir şey yok.

Şimdi, gelelim radyoloji teknisyenlerinin ve uzmanlarının saatlerinin değiştirilmesine. Tabii ki, Avrupa Birliği standartlarında olduğumuzda, hem Avrupa Birliğine girdiğimizde bazı program ve planlarımızı onlara göre, Avrupa Birliğine göre ayarlamak mecburiyetindeyiz. Bundan da doğal bir şey olmaz. Ama, biz, şu anda ne Avrupa Birliğine girebildik, girdik ne de radyoloji uzmanlarının ve radyoloji teknisyenlerinin çalışma şartlarını Avrupa Birliğine uydurmuş değiliz, böyle bir şey yok. "Dozometreye göre" deniliyor, ayarlayacağız onları, ona göre saat vereceğiz, şey vereceğiz, saati ona göre ayarlıyoruz… Peki, bir dozometre alındıktan sonra, acaba o teknisyene ve doktora, kaç ay sonra, şu kadar doz aldın diye geliyor? Bunu biliyor muyuz arkadaşlarım? Bunu ben yaşadım, senelerce yaşadım. Dozometrenin biri gider biri takılır, ama sonucun ne zaman geldiği belli değil. Şimdi çok mu değişti ya ülke? Şu anda, kim ne derse desin, radyoloji ünitelerinin yüzde 60'ı Avrupa Birliği

standartlarına uymamaktadır. Ama, Sayın Bakan, her şeyi rahatça güllük gülistanlık yapıp… Yani, diyor ki, ben Avrupa Birliğine giriyorum, işim gücüm benim bitti, radyoloji uzmanlarının ve teknisyenlerinin çalışma saatini beş saatten yedi buçuğa çıkarıyorum. Hayırlı olsun. Ama yanlış, yanlış, söylüyorum. Bugüne kadar, ölçüm neticesinde radyoloji uzmanları 50 milisievert doz aldığında, ne yaptık biz radyoloji uzmanına Avrupa Birliğine giriyorsak? Radyoloji teknisyenine, seni beş yıldızlı, Uludağ'da Dağ'a gönderip sana orada bir ay bakacağım mı dediniz bugüne kadar da, Avrupa Birliğinin standartlarından bahsediyorsunuz burada? Şık değil ve yanlış.

İkinci şeyi söylüyorum: Cerrahi uzmanlarının emrine anestezi teknisyenlerini veriyoruz. Sevgili arkadaşlarım, bu da yanlıştır. Doğrusu, cerrahi uzmanlarının yanında anestezi uzmanlarının olmasıdır. Burada sevgili bir arkadaşım, hocam dedi ki: "Ya, ben -hakikaten de öyle- kılcal damarla mı uğraşacağım? Hastanın nabzı indi, tansiyonu çıktı, onunla mı uğraşacak cerrahi uzmanı?" Yani, bunların, görünüşte çok güzel görünüp, ama, uygulamada yanlış olduğunu söylüyorum. Doğrusu nedir? Anestezi uzmanlarının sayısını artırmak, onları TUS imtihanında özendirmek. Doğrusu bu. Cerrahi uzmanı, ameliyat yaparken, hastanın tansiyonu indi, çıktı, nabzı düştü diye, onunla uğraşır mı? Böyle bir şey var mı? Bir de ona şey yüklüyorsunuz. Böyle bir şey yok. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Peki, Türkiye'de 110 bine yakın doktor var. "Türk" lafını kaldırıyoruz, ithal doktor getireceğiz. Getirelim tabii, eksiğimiz vardır. Peki, ne kadar getireceksin, yani, bunu bir öğreneyim. Kaç tane doktor getirebileceksin? Geldi, 100 tane doktor geldi. Nereden geldi? Avrupa Birliğinden geldi. Nereye gelecek? İstanbul, Ankara, İzmir'de özel hastanelere gelip, parasını alıp gidecek. Benim Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya, Karadeniz'e, İç Anadolu'ya, Batı Anadolu'ya gidecek doktor mu gelecek zannediyorsunuz. Bunlar yanlış. Doğrusu nedir? Doğrusunu söylüyorum: İktidar kurum ve kuruluşlarla kavga etmesin. YÖK'le masaya otursun, birlikte… YÖK burada her şeyiyle layüsel değil, öyle bir şey yok. Ne YÖK ne Bakanlık… Ama, ikisinin birlikte anlaşabileceği şekle getirip onları, elli senelik, otuz senelik mastır bir plan yapılarak, Türkiye'nin doktor ihtiyacını nasıl karşılarız diye, kontenjanları ona göre, birbiriyle anlaşarak hazırlamaları lazım. Doğrusu bu. 3.000 doktor da getirsen, hiçbir zaman Türkiye'nin doktor eksiğini karşılayamazsın, böyle gidişle. Ama, iktidarın her şeyi kurum ve kuruluşlarla kavga etmek, olmadı, yanlış arkadaşlarım. İster beğenirsiniz benim konuşmamı, ister beğenmezsiniz, ama, bir zamanlar gelecek, buraya çıkan arkadaşlarım, bugünlerde konuşulan her şeyi arşivden okuyacak. "Bu adamlar söylemişler, ama, bu iktidar da hiçbirini kale almamış." diyecekler.

Bence, ilk işi iktidarın, hangi kurum olursa olsun, o kurumlarla, kuruluşlarla bir konsensüs içinde çalışmak mecburiyetindedir diye söylüyorum. Ben söylerim, doğru bildiğimi. Doğru söyleyeni, dokuz köyden sürerlermiş, belki sizin işinize gelmeyebilir, dokuz da köyden sürseler, ama, bu doğruları, ben bu kürsüye çıktığımda, muhalefet yapmak için değil, doğruyu söylemek için burada bulunuyorum.

Her türlü, Türkiye'nin sağlığında, herkesle, her konuda oturur masada konuşabilirim. Çünkü, ben bu işin mutfağından geliyorum, sağlık ocağından geliyorum, hükûmet tabipliğinden geliyorum, başhekimlikten geliyorum, sağlık müdürlüğünden geliyorum, ülkede yapmadığım sağlıkta hiçbir şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kurtulmuşoğlu, lütfen toparlayınız.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Ama, hiç kimse ne soruyor ne de söylüyor "ya bu adam acaba doğru mu söylüyor." Adamın birine sormuşlar, damdan düşmüş, herkes bağırmış, o doktor getir diyor, o şunu getir, bunu getir… Adam gözünü açıyor, diyor ki: "Bunların hiçbirine lüzum yok, siz bana damdan düşen bir adam getirin, o benim hâlimden anlar."

Ee, burada, otuz yedi senedir bu işi yapıyorum. Bir defa mı, hiç mi doğru söylemedim ben bu kürsüde? Hiç mi doğru söylemedim? Neden o doğrular alınmadı?

Mecburi hizmeti yanlış dedim, söyledim, getirdiler. Çakılı hizmet dedim, yanlış dedim. Yanlışı, Sayın Bakan bugün kendi de diyor: "Evet, yanlış oldu, yapamadık." Tabii, olmaz. Sen, doktora "Ben her dediğimi yaptırırım." diye dayatırsan bu işi yapamazsın. Ne dedik? Özendirelim dedik, ücret skalası uygulayalım dedik. Şimdi diyor ki bana: "Her neredeyse, bütün doktorlar en azı 5 milyar alıyor, 8-10 milyar alıyorlar." Şaşırdım ben, bugün söyledi. Yok böyle bir şey.

"Kuyruklar kalktı." deniyor, "Gün verilmiyor." deniyor. Ankara'nın göbeğindeki bütün hastanelere bakın bakalım. Radyoloji de yirmi dört saat çalışıyor, yatan hastaya sekiz gün gün veriyor. Hani kuyruklar kalktıydı?

Yani, şunu söylüyorum: Doktorların çalışma ortamını değiştirmezseniz, doktorların özlük haklarını değiştirmezseniz, bu işi zorla yapamazsınız, yapmanız da olası değil.

Ben, bugüne kadar o hekimlerin içindeyim, birlikte çalışıyoruz, birlikte geldik. Hekimler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Devamla) - Teşekkür ediyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kurtulmuşoğlu.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Alim Tunç, Uşak Milletvekili.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1247 sıra sayılı yasa tasarısının 10'uncu maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yaklaşık ikinci haftadır bu kanunları çıkarmakla çaba sarf ediyoruz, ancak burada bir şeyi düzeltmek istiyorum. Özellikle muhalefet, her çıktığında, işte "ucuz hekim getirilecek, ucuz hekimlik, hekimliğin ucuzluğu…" Şunu düzeltmek istiyorum: Hekimlerin ucuzu pahalısı olmaz. Hekimlik kutsal bir meslektir ve bunun bu şekilde rencide edilmesini kınıyorum.

ALİ ARSLAN (Muğla) - Başbakan söylüyor, Başbakanın ifadesi.

ALİM TUNÇ (Devamla) - Sizlerin söylemesi, ben burada bunu kastediyorum. Sizler buraya çıktığınızda "ucuz hekim, pahalı hekim" diyorsunuz. Ben bunu belirtmek istedim.

YILMAZ KAYA (İzmir) - Yani, Başbakan söylüyor normal oluyor değil mi?

ALİM TUNÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, tabii ki, ülkemizde sağlık çalışanları gerçekten çok zor şartlarda ve bu kutsal görevi yerine getirmekteler. Bunların çalışma şartlarını düzenlemek, daha iyi bir şekilde hem ekonomik koşullarını iyileştirmek hem özlük haklarını iyileştirmek için buradayız. Bununla ilgili de daha önceki konuşmamda da belirttim, özellikle yeni yürürlüğe girecek kanunla, genel sağlık sigortasıyla bütün hekim arkadaşlarımızın, bütün sağlık çalışanlarının özlük haklarını da her aldıkları ücret yansıyacağı için, belki bunu bu şekilde çözebileceğiz. Ancak, burada, özellikle Sayın Bakanıma da ilettim ve buradaki bürokrat arkadaşların da bilmesini istiyorum, Uşak'taki röntgen teknisyeni arkadaşlarla yaptığımız toplantıda ve Türkiye'nin her tarafında çalışan röntgen teknisyenleri gerçekten çok izbe koşullarda ve zor şartlarda daha fazla şuaya maruz kalan kişiler. Bu kanun yürürlüğe girdikten sonra, gerçekten Sağlık Bakanlığının bugüne kadar yaptığı çalışmalarda, özel sektörde çalışanlara belirli bir standart getirilen, önceden de getirilen, ama devlet hastanelerinde bu standartlar oluşmadığı için, Sağlık Bakanlığı özellikle bununla ilgili çok güzel çalışmalarda bulundu ve bu kanun çıktıktan sonra özellikle şuayla ilgili röntgen teknisyenlerinin şartlarını da düzeltmeden bu kanun yürürlüğe girmesin istiyorum ben. Çünkü, şua alan şu andaki düzenlemeyle, ne kadar şua alırsa o kadar istirahat alacak. Ama, oradaki şartların düzeltilmemesi nedeniyle de ne kadar şua alınacağı belli olmayacak. Çünkü, hastanelerin birleşmesiyle de günlük röntgen çekim sayısı hızla artmıştır. Bizim getirdiğimiz bu hizmetlerden dolayı vatandaşlar çok rahat sağlık hizmetlerine kavuştuğu için, sağlık hizmetlerini kolay alabildikleri için, hastanelerimizin yükü bir kat daha artmıştır. Böylelikle, burada çalışan röntgen teknisyenlerimizin, röntgen uzmanlarımızın da şartlarının düzeltilerek bu kanunun yürürlüğe girmesini gerektiğini ben düşünüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, bu kanunun hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar, Anavatan Partisi sıralarından alkışlar!)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.

Madde üzerinde, Komisyon adına Komisyon Başkanı Cevdet Erdöl söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Erdöl. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. 14 Şubat Sevgililer Günü, her kimin sevgilisi varsa ona kutlu olsun diyorum.

ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Sevgilisi olmayan adam var mı?

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Çocuklarımız, torunlarımız var.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, şimdi, burada, bazı sözler söyleniyor. Ben, kısa ve öz bir bilgi arz etmek istiyorum.

Burada arkadaşlarımız ifade ettiler: "YÖK ile masaya oturulsun." Yani, bu, pazarlık masası değil. Burada, üniversitelerimizin ihtiyaçlarını, elbette ki YÖK belirleyecek, YÖK planlayacak, fakat, Sağlık Bakanlığı da sağlıkla ilgili planlamaların yapılmasında, gerçekten, nasıl yapılması gerekiyorsa o şekilde yapmak üzere planlamasını, elbette ki, YÖK'le konuşarak, YÖK'le görüşerek yapıyor. Fakat, burada dikkat edilmesi gereken bir husus, bakınız, anestezi uzmanlarıyla ilgili çok sözler söylendi. İktidara geldiğimizden itibaren, anestezi uzmanları yaklaşık 2 katına kadar çıkmış olmasına rağmen, hastanelerimizde anestezi uzmanı her hastanemizde maalesef yok. Yani, ortada gelinen tablo şu: Yeni, Türk Ceza Kanunu, hekimlerimize ciddi yükümlülükler getiriyor. En ufak birlokal ameliyatı yaptığı zaman bir cerrah, yanında, eğer, anestezi uzmanı yoksa onu yapamayacak. O zaman, ameliyathanesi olup da anestezi uzmanı olmayan 224 hastaneyi bizim kapatmamız gerekiyor, bu mümkün değil. Dolayısıyla, komplikasyon beklenmeyen, problemli olmayan, ağır vaka dediğimiz şekilde olmayan vakaları anestezi teknisyenine, cerrahın gözetimi altında yapma izni getiriyoruz. Bu, mevcut yönetmelikte de var zaten. Fakat, biz burada hukuki bir sorumluluk, hukuki bir sıkıntı olmasın diye bir düzenleme yapıyoruz.

İkincisi, radyoloji teknisyenleri ve radyoloji uzmanlarıyla ilgili, çalışma saatleriyle ilgili çok şeyler söylendi. Burada çalışma saatinden ziyade, alınan şuanın önemli olduğunu biliyoruz. Bir insan vardır ki dört saat çalışır, fakat çok fazla şua alır. Bir insan vardır, sekiz saat çalışır, hiç şua almaz.

Bunları elbette ki denk tutmamak lazım. Onun için, bütün dünyada, modern ülkelerde nasıl yapılıyor, dozimetreyle şua ölçülüyor. Bu şuanın ölçülmesi için de gerekli dozimetre ve gerekli altyapıların belki eksik olduğu yerler olabilir. Bunun için de, şahsen, hazırlanan bir önerge olduğunu biliyorum. Bunun için bir altı aylık bir hazırlık süresinin olması kanaatini ben de taşıyorum. Bir altı aylık süre içerisinde eksik olan altyapı tamamlansın diye, bizim de bu görüşe olumlu düşündüğümüzü, bu görüşü desteklediğimizi ifade edebilirim.

Bir diğer konu -biraz önce söyledim- anestezi uzmanlarımızla… S anki, bu anestezi teknisyenlerine artık anestezi uzmanlığı bırakılıyor, anestezi teknisyenleri artık anestezi uzmanı gibi görev yapacaklar düşüncesiyle bir üzüntüleri oldu, bizlere de ilettiler. Sayın Grup Başkan Vekillerine de bilgi verdim. Dolayısıyla, burada da belli bir geçiş süresi sonunda -çünkü, yeterince anestezi uzmanı yok- artık anestezi teknisyenlerinin yalnız başına çalışmalarının önüne geçmemiz lazım. Bu yönde de, bu kanunun ilgili maddesinin yürürlük süresini belli bir zaman sonra sona erdirmek üzere de bir önerge vardır. Bu şekilde de eğer katkı verecek olursanız, buna katılırsanız ben de gerçekten mutlu olacağım. Çünkü, bu konuya, ben de, anestezi uzmanlarının tereddütlerine kısmen hepimiz katılıyoruz. Bunun belli bir yürürlük süresi olsun, ondan sonra yürürlükten kalksın. Ben de, şahsen, bu kanaati destekliyorum.

Bir de denklik meselesiyle, Türkiye'de çalışacak olan yabancı hekimlerle ilgili çok spekülasyon yapılıyor. Biraz önce söyledim, daha önce de söyledim…

İ.SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Neresi spekülasyon bunun canım?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA, VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL(Devamla) - Yani, geri kalmış ülkelerden birisinden birisi bir diploma alacak eline, gelecek, elinde çanta gidecek Beyoğlu'nda çalışacak, işte ne bileyim Çankaya'da çalışacak, Doğu'ya gitmeyecek. Bu insanlar kamuda görev yapamayacak arkadaşlar, kamuda görev yapamayacaklar. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu buna engel.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Daha iyi ya işte, özel hastanede çalışır.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Demek ki, sermaye grupları için bu. Özrü kabahatinden büyük!

K.KEMAL ANADOL (İzmir) - İş anlaşıldı!

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA, VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL(Devamla) - Dolayısıyla, özel sektörün şartları içerisinde. Ama, bunların da çalışabilmeleri için, Yüksek Öğretim Kurulu tarafından kendilerine denklik belgesi verilmesi lazım.

K.KEMAL ANADOL (İzmir) - İtiraf bu, itiraf!

CANAN ARITMAN (İzmir) - Özrü kabahatinden büyük!

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA, VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL(Devamla) - Dolayısıyla, denklik belgesi olmayan insanların…

BAŞKAN - Sayın Arıtman, lütfen sabredin.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - 657 olsa yollarsınız oraya!

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA, VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL(Devamla) - Sayın Başkanım, bu Sevgililer Günü'nde bu arkadaşlarımıza biraz dinleme, nezaket dersi herhâlde vermek gerekiyor.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Bir hekim olarak bunları söylemek zorundayız!

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA, VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, yani denklik belgesi olmayan hiçbir kimse ama hiçbir kimse, Türkiye'de hekimlik yapamayacak, yapamaz, bundan sonra da yapamayacak. Bunu niye abartıyorsunuz? Onu anlamıyorum. Dolayısıyla, denklik belgesinin de nasıl verildiğini hepimiz biliyoruz, belli sınavları var, bu sınavlardan geçerse kişi denklik belgesini alır ve Türkiye'de çalışır, denklik belgesi alamıyorsa çalışamaz. Bu, Türk vatandaşları için de böyle; yani, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup yurt dışında bir fakülte bitirdiğinizde, tıp fakültesini bitirdiğinizde gelip Türkiye'de hekimlik yapamazsınız, Türk vatandaşı olsanız bile yapamazsınız, mutlaka denklik belgesi almak zorundasınız. Denklik belgesi aldıktan sonra, YÖK tarafından "bu, Türkiye'deki fakültelere denk bir fakülte bitirmiştir" denildikten sonra sorun kalmıyor. Bunun da şartları belli.

Değerli arkadaşlarım, bu tip konularda, fazlaca, halkımızın, milletimizin kafasının bulandırıldığını ben düşünüyorum. Bu vesileyle açıklama yapmak ihtiyacı duydum, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Bursa Milletvekili Şerif Birinç… Yok.

Samsun Milletvekili Haluk Koç, buyurun Sayın Koç. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben, belki maddenin dışına çıkarak, tümüyle ilgili -bu paket geldiğinden itibaren ilk defa söz alıyorum, hekim olmama rağmen- toplumda genel bir sıkıntı olduğunu -bilhassa meslek grupları açısından- ben, bir kere daha, iktidar partisi milletvekili arkadaşlarıma, bu konuyu hatırlatmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, değişik şeyler söyledi Komisyon Başkanı, bizim arkadaşlarımız değişik noktalara değiniyorlar. Yani, sonuç ne biliyor musunuz burada? Yani, iktidarın yaklaşımı "tamam, sizin dedikleriniz de doğru, meslek gruplarının dile getirdiği çekinceler, kendileriyle ilgili belirttikleri sıkıntılar da doğru, bunlar da doğru, ama, önemli olan, sağlıkta piyasanın kuralları" diyen bir sonuç çıkıyor. Yani, ben, geçen hafta bir bölümünü televizyondan izledim -seçim bölgemdeydim- bir bölümünü, ondan önceki hafta burada izledim, ben bu şekilde özetlemek istiyorum. Evet hekimler de haklı, evet sağlık çalışanları, konuyla ilgili olanlar da haklı, siz de haklısınız, bizim bunlara karşı çıkan yönümüz var; ama, ne yapalım, sağlıkta piyasa koşulları bunu gerektiriyor tezine sığınan bir son bölüm çıkıyor ortaya.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bazı noktaları, bilhassa son bölümde, son maddede -eğer bugün yetişirse- ifade etmeye çalışacağım. Baktığımız zaman, çok değişik konularda itirazlar var. Bilhassa bu denklik kısmındaki süreci ben ifade edeceğim. Bunun, belki Sayın Başbakanın bazı yerlerde ifade ettiği, halka dönük konuşmalarda, bilhassa elinde metin olmadan yaptığı, irticalen yaptığı konuşmalarda, sağlık çalışanlarına dönük, sanki bir çalışma tehdidiymiş gibi "100-150 dolara biz ucuz hekim de getiririz, buralarda çalıştırırız" gibi bir sonuç çıkıyor ama, burada bu maddenin, yani oradaki "Türk" ibaresinin çıkartılıp yabancı uyruklu hekim çalıştırabilme gereğinin altı şudur: Yabancı sağlık zincirlerinin Türkiye'deki sağlık piyasasında, sağlık yatırımlarında çalıştıracakları, istihdam edecekleri yabancı uyruklu hekimleri getirmek için önü açılan bir maddedir. Yani, sağlıktaki piyasa koşullarının o bölümde tamamlanmasına dönük bir girişimdir bu maddeyle ilgili olan bölüm.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi baktığınız zaman, benim özellikle değinmek istediğim noktalardan bir tanesi, bu, eğitim hastanelerindeki şef, şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız olarak atama yapılması konusundaki ısrarınız. Bir hukuk devletinde olduğumuzu biliyoruz. Bu hukuk devletiyle tek başına sayısal çoğunluğu, hem de yüksek farkla sayısal çoğunluğu elinde bulunduran bir siyasi parti olarak ve tek başına yürütme organına sahip bir siyasi parti grubu olarak, yasama organında zaman zaman, hukuk sizi uyarsa bile, burada muhalefet sözcüleri sizi uyarsa bile, yani bir siyasi inatlaşma içerisinde, bu sayısal çoğunluğunuzun arkasına geçerek, burada, yine iptal edilebilecek olan, yürürlüğü durdurulabilecek olan -hem yüksek yargı sürecinde hem idari yönden Danıştayda- birçok noktayı bilmenize rağmen, vurgulanmasına rağmen burada muhalefet sözcüleri tarafından ve daha önceki uygulamalar bunun böyle olacağını size göstermesine rağmen, bu konuda ısrar etmeniz, işte bu, parlamenter sisteme ve siyasete olan güveni zayıflatıyor.

Değerli arkadaşlarım, ne olur... Ben bunu bir kere daha söylemiştim, Sayın Meclis Başkanı Bülent Arınç her konuda çok konuşur onu biliyorum, ama, bazen de doğru şeyler söyler, o doğru şeylerden bir tanesi de, burada yaptığı bir konuşmada, milletvekillerine, geçmiş dönemin tutanaklarını, vakit buldukça, eğer ilgili bir milletvekiliyse izlemelerini salık vermesiydi. Gerçekten doğru. Geçmiş döneme baktığımız zaman, bu tip, hukuk devletiyle, yani, Anayasa'nın 5'inci, 6'ncı, 7'nci, 8'inci ve 9'uncu maddelerinde kuvvetler ayrılığı ilkesinin anayasa sistemi içerisinde nasıl yapılandırıldığını bildiğimiz için, orada, geçmiş dönemlerde yapılan siyasi inatların, bilhassa hukuk devleti kavramıyla ve yargı kavramıyla çelişen noktalarda siyaseti zayıflatan, siyaset dışı çözüm arayan birçok odağa, sanki kendilerine yol açılıyormuş gibi bir beklenti doğurduğunu görüyoruz. Bunlar, yakın siyasi tarihimizde var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK KOÇ (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Devamla) - Bu hataları, ben, yapmamanızı ve bilhassa açık, net, hukuksal veriler ortaya konduğu zaman, evet benim sayısal çoğunluğum var, bunu parmak hesabıyla geçirebilirim, ama, bu, ya yüksek yargıdan ya idari yargının yüksek organlarından mutlaka döner noktasını dikkate almanız ve siyaset kurumunu… Hep söylediğim bir sözü yineleyerek bitiyorum, sayısal çoğunluğunuzu lütfen toplumsal çoğulculukla birleştirerek bir yasama görevi yapmaya şu büyük grubu yönlendirin diyorum, sevk edin diyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. Soru sorma süresi beş dakikadır.

Sayın Tandoğdu buyurun, ancak bir dakika süreyle sınırlıdır.

Buyurun Sayın Tandoğdu.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Evet, sorumu… Sayın Bakanım gene yok. Sayın Millî Savunma Bakanımı rahatsız etmek istemiyorum, Müsteşarıma sorumun başlıkların verdikten sonra, yazılı halde vereceğim, yazılı cevap isteyeceğim. Yalnız sorumun başlıklarını burada söylemekte yarar görüyorum.

Sayın meslektaşlarımızın anlayacağı şekliyle spazmotik disfoni teşhisi konulan bir hastaya, kulak-burun-boğazda -ses tellerini ilgilendiren bir hastalık bu- onun için yazılan bir botoks tedavisi yapılıyordu, son zamanlarda bu botoks tedavisi ortadan kaldırılmış, yani reçeteye yazılması yasaklanmış. Bunun nedenini, lütfen, bu yazıyı verdiğim kişiye ve bizlere verirseniz çok memnun olacağım.

İkinci sorum da, gene, İstanbul'da Güher Koç isminde bir vatandaşın, hastanedeki bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tandoğdu, teşekkür ediyorum.

Sayın Neşşar.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben aslında tutanaklara geçirmek için soruyorum. Şimdi, bu kanun görüşülürken, bir önergeyle zorunlu hizmete giden hekimlerin sözleşmeli aile hekimi olabilmelerinin önü açıldı. Ona biz itiraz etmiştik.

Şimdi, ben şöyle sormak istiyorum. Benim bildiğim kadarıyla, devlet memurları zorunlu hizmete gönderiliyorlar, aile hekimleri ise sözleşmeli personel. Siz, devlet memurunu nasıl, zorunlu görev yapan devlet memurunu nasıl sözleşmeli aile hekimi yapacaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Neşşar.

Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sağlık Bakanı öğlene kadar Meclisteydi, fakat öğleden sonra kendisiyle ilgili bu kanun tasarısının görüşmelerine katılmıyor. Bir programı vardır herhâlde.

Ben, Millî Savunma Bakanına sağlıkla ilgili bir soru sormayacağım, kendisiyle ilgili bir soru sorayım.

BAŞKAN - Lütfen Sayın Koç…

HALUK KOÇ (Samsun) - F-35 Projesi'nin mali hükmü nedir?

BAŞKAN - Sayın Koç… Sayın Koç, lütfen…

HALUK KOÇ (Samsun) - Sağlık Bakanına da başka bir soru sorarız.

BAŞKAN - Sayın Koç, teşekkür ediyorum.

Sayın Işık.

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

İki sorum olacak. Birincisi, yabancı doktorlarda YÖK'ten denklik alınmasının yanı sıra ilgili makamlardan çalışma izni alma şartı da var mıdır?

Diğer bir sorum ise, Sağlık Bakanlığının sürekli kurulu olan Yüksek Sağlık Şûrasının önünde incelemeyi ve görüş bildirmeyi bekleyen kaç adli dosya vardır? Maddenin gerekçesi dosya pazarlığı mıdır? Dosya sayısı ne kadardır? Onu almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

BAŞKAN - Sayın Arıtman.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Sağlık Bakanımız burada olmadığı için nöbetçi bakanımızın aracılığıyla, mecburen Sağlık Komisyonu Başkanına soruyorum.

Türkiye'de, Anadolu'da, anestezi mütehassısı olmayan onlarca hastanemizden birinde, noter huzurunda çekilecek kurada çıkan bir hastanede anestezi teknisyeniyle anestezi alır mısınız?

Sayın Başkan, ameliyat olmayacaksınız, hiç ameliyat riski yok. Sadece, uyuyup uyanacaksınız. Anestezi doktorunun olmadığı bir hastanede, anestezi teknisyeninin size iki saat anestezi vermesine razı mısınız, var mısınız? Hekim olarak bunu cevaplayın.

Yani, şimdi "Sevgililer Günü" dediniz. Önce, insanı sevmek lazım. Millete reva gördüğünüzü acaba, kendinize yapabilecek misiniz? Bunu soruyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Arıtman.

Sayın Özdoğan.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Üç sorum var Sayın Bakana.

Birinci sorum; Anavatan iktidarları döneminde, Anadolu'da köylere binlerce sağlık ocağı yapıldı. Fakat, AK Parti iktidarı döneminde bunların çoğu kapatıldı, bir kısmı da, bu yaz gördük samanlık yapılmış.

Bu sağlık ocakları tekrar açılacak mıdır?

İkinci sorum; devlet hastanelerinde çalışan eczacılar birinci sınıf sağlık elemanı olmasına rağmen üvey evlat muamelesi görmektedirler. Özlük haklarını iyileştirecek misiniz eczacıların?

Üçüncü sorum; devlet hastanelerinde hemşire yetersizliği nedeniyle hem hastalar hem de hemşirelerimiz zorlukla karşılaşmaktadırlar. Yeterli hemşire almayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özdoğan.

Sayın Bakanım, buyurun; ancak, Sayın Arıtman, Sayın Komisyon Başkanına soru sorduğu için Sayın Komisyon Başkanı cevap verebilir.

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLİ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkanım.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Bakan aracılığıyla efendim, Bakan aracılığıyla. Yani, var mısın yok musun? Evet veya hayır.

BAŞKAN - Lütfen Sayın Arıtman, anlaşıldı.

Buyurun Sayın Bakanım.

MİLLİ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkanım, Sayın Bakan Kıbrıs'taki bir toplantıya katılmak üzere daha önceden taahhütte bulunduğu için şu anda burada yoklar. Sorulara yazılı olarak cevap vereceğiz. Zaten, Müsteşarımız da not aldı. Verilen soruları da tespit ettik, yazılı olarak cevap verilecektir.

Arz ederim.

NURETTİN SÖZEN (Sivas) - Nasıl oy kullanacağız Sayın Bakan?

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Sayın Bakan, bir yanınızda doktor Müsteşar, bir yanınızda doktor Komisyon Başkanı; yani, cevap verebilirsiniz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, soru-cevap devam ediyor.

BAŞKAN - Sayın Koç, niye acele ediyorsunuz? Ekranda görünüyor soru soranlar. Şimdi biz, beş dakikalık süreyi tamamlayacağız.

Sayın Akdemir, buyurun.

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkanım, sorularımı aracılığınızla Sayın Bakanıma soruyorum.

Daha çok, muhtaç vatandaşların zaman zaman arayarak, düştükleri sıkıntılarla ilgili sorulardır.

1- Sağlık Bakanlığı hastanelerinde kaç tane hematoloji birimi yatağı var? Bu birimlerde kaç yatak var? Tıp fakültesi hastanelerinde bu konuda yatak kaç tanedir? Hematolojik hastaların bu kurumlara kabulünün organizasyonunu nasıl yapıyorsunuz?

2- Acil hastaların yoğun bakım servislerine kabulü hakkında Bakanlığınızın bir organizasyonu var mıdır? Çünkü, cumartesiden beri, İstanbul'da dört gündür gezen ve trakeostomili bir hastaya bugün ancak yoğun bakım bulabildim.

3- Prematür yeni doğan bebeklerin özel ve kamu kurumları hastaneleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akdemir.

Sayın Gazalcı.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakandan şunları öğrenmek istiyorum: Bu yasa hazırlanırken tabip odalarının görüşleri alındı mı, eleştirilerine yer verildi mi, onlar dikkate alındı mı diye soruyorum.

Ayrıca, AKP iktidara geleli kaç hastane sağlık ocağına dönüştürülmüştür? Kaç hastane yapılmıştır? Kaç sağlık elemanı bugüne kadar alınmıştır?

Denizli'deki aile hekimliğine, 3.500 kişiye bir doktor düştüğü söyleniyor, ama, vatandaşlar, bu 3.500 kişiye bir doktorun nasıl bakacağını bize soruyorlar. Sayın Bakandan bunların yanıtlarını bekliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben, Sayın Bakana kolaylık olsun diye kendi alanıyla ilgili sordum, ama, şimdi sağlık alanıyla soracağım.

Sayın Bakan, aile hekimliği sürecine ayrılan paranın kaynağı nedir, nereden bulunmuştur? Eğer bir kreditasyon söz konusuysa yüzde kaç faizle nereden para alınmıştır? Aile hekimliği eğitimi, pilot uygulama illerinde hangi otellerde yapılmıştır? Bu otellere ne kadar para ödenmiştir? Aile hekimliği eğitimi için Sağlık Bakanlığı veya diğer kamu kurumlarının tesisleri neden kullanılmamıştır? Eğiticilerin hem para aldığı hem de eğitim başına puan alarak diğer eş durumdaki veya başka alanlardaki eğitim almış hekim arkadaşlarının önüne geçirilmesini hangi hukuk veya vicdana uygun buluyorsunuz? Bir eğitimi alan hekim aile hekimliğini desteklediyse, diğer eğitim kursuna hangi kriterlerle hemen eğitici olarak seçilmiş ve diğer meslektaşlarından farklı olarak binlerle ifade edilen hizmet puanına hak kazanmıştır?

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Sayın Tandoğdu…

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın yetkililere gene soracağım. Bildiğiniz gibi, eczacıların durumu iç açıcı değil. Bu durumda çok büyük sıkıntıları var. Altı yedi aydan, sekiz aydan beri ilaç paralarını alamayan eczacı arkadaşlarımızın durumu çok kötü. Bilhassa benim seçim bölgem Fatsa'da, Ordu'da ve on dokuz ilçemdeki eczacıların müşterek bir problemi, sıkıntısı var. SSK hastalarının ilaçlarında reçetelerini verdikleri zaman "Kupür düştü." diyerek paralarının kesilmesi, "Rapor eksik." diyerek yazılan, ödenen reçetelerden paraların kesilmesi ve bunlarda bilhassa bütçe uygulamasına uygun çıkmadığı gerekçesiyle bazı reçetelerin ödenmemesi sorununu nasıl çözeceksiniz ve bu konudaki Türkiye genelindeki eczacılara lütfen yardım elinizi uzatın. İfadeleri böyle, eczacıların. Lütfen, yardım elini uzatmanızı bekliyorum ve bu kupürleri, bu bütçe uygulamasının prosedürlerini ve geri gelen reçeteleri size iade edeceğim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tandoğdu.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır, süre tamamlanmıştır. Sayın Bakan, zannediyorum, yazılı cevap vereceklerdir.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Evet yazılı cevap vereceğim.

BAŞKAN - Madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1247 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 10. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Nurettin Sözen Mehmet Neşşar İdris Sami Tandoğdu

Sivas Denizli Ordu

Halil Tiryaki Canan Arıtman Mustafa Özyurt

Kırıkkale İzmir Bursa

İzzet Çetin

Kocaeli

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Önergenin gerekçesini açıklamak üzere, Sami Tandoğdu, Ordu Milletvekili.

Buyurun Sayın Tandoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; biraz evvelki AKP Grubu arkadaşlarımdan, doktor arkadaşlarımdan bu yasayla ilgili özürlerini ve aceleciliklerinin açıklamaları ve bunun biraz ertelenmesine dair görüşlerini belirttikleri için onlara burada çok teşekkür ediyorum.

Hakikaten, buradaki önergemizde de belirttiğimiz gibi, yabancı hekimlerin çalıştırılmasına ilişkin bir düzenleme, iddia edildiği gibi Avrupa Birliğine üyelik öncesi yerine getirilmesi için ortaya koyduğu bir koşul değil. Kaldı ki, Avrupa Birliğine giriş sürecini yaşayan diğer ülkeler için tam üyelikten sonra öngörülen uygulamaların biz üye olmadan öne getirilmesini anlamak mümkün değil. Esas sorun burada. Bu sorunu çözmek için, bu yasanın geri çekilmesi şarttır.

Bakın, bunları komisyonda görüştük. Sayın komisyon üyesi arkadaşlarım da burada ve o komisyonda Sayın Bakan, Sağlık Bakanı komisyonu terk etti. "Benim Bakanlar Kurulu toplantım var, gidiyorum." dedi. Biz de dedik ki, arkadaş, nereye gidiyorsunuz? Bu, çok önemli bir yasa. Yabancı hekimlerinin Türkiye'de çalıştırılması.

Şimdi, bakın, bir doktor olarak, otuz beş yıllık bir doktor olarak, ben radyoloji uzmanı olduğum zaman bazı nedenlerle Amerika'da çalışma isteği duydum. Kalktım, Amerika'da Washington'da çalışan bir Fatsalı ağabeyimiz -Allah rahmet eylesin- radyoloji uzmanına bir mektup yazdım. Dedim ki, ben, Amerika'ya gelip orada çalışmak istiyorum, muayenehane değil de, sizin yanınızda çalışmak istiyorum dedim. Bana gelen cevap şu:

"1) Siz, tekrar, burada, Amerika'da tıp fakültesi mezuniyet imtihanına gireceksiniz.

2) İhtisas imtihanına gireceksiniz.

3) En güzel şekilde İngilizceyi konuşabilecek bir İngilizce imtihanına gireceksiniz.

4) Mahrumiyet bölgesinde çalışacaksınız üç yıl, orada çalıştıktan sonra büyük şehirlerde, merkezde çalışabilir" onayını aldıktan sonra Washington'da, benim yanımda yardımcı doktor olarak çalışabilirsiniz" dedi.

Şimdi, arkadaşlar, yabancı doktorların Türkiye'ye geliş nedenlerini biraz evvel Sayın Komisyon Başkanımızın… Sağlık Komisyonu Başkanımızın, profesör arkadaşımızın konuya bu kadar yüzeyel, satıh bakmasına çok üzüldüm. Ne demekmiş, gelecektir, ihtiyacı vardır? Arkadaşlar, biz gelen doktorun, Amerika'dan gelen, Almanya'dan gelen, İsviçre'den gelen profesör doktorların Doğu'ya, Güneydoğu'ya gitmeyeceğini biliyoruz. Sayın Başbakanımızın dediği gibi, 100-150 dolara çalışan Türki devletlerindeki doktorların Doğu'ya gönderileceğini biliyoruz. O zaten bilinen bir gerçek. Ama, o gelen profesörler ne yapacaklar? Sevda Tepesi'nde kurulacak olan büyük hastaneler, özel hastaneler, bu özel hastaneler AKP İktidarıyla yandaş olan kapitalist arkadaşlarımızın, yani yeşil sermayenin kuracağı hastanelerde çalışacak doktorlardır.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Ya yapma ya! Bu kadar olmaz ya!

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Paranın rengi olmaz.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Bir dakika, bir dakika…

O doktor arkadaşlarımız, o hastane devletin bütün kurumlarıyla SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığıyla anlaşacak ve o hastaneler de ana baba günü şekliyle tekrar muayeneye başlayacak. Peki, o hastaneler dolu, yüksek ihtisas hastanesi dolu, tıp fakültesi dolu, biz doktorlar olarak memleketimize gittiğimiz zaman, biz milletvekili olarak memleketimize gittiğimizde hastaneler dolu. Neden birinci derece basamak hizmetlerini tam manasıyla yapmıyoruz? Çünkü, birinci derece basamak hizmetleri, yani aile hekimliğine geçiş olan bu basamağı güven verecek şekilde çalıştırmadığımız içindir.

Ben, şimdi arkadaşlarımı burada uyarıyorum. Almanya'da birinci derece basamak hizmetleri çalıştığı için, Fransa'da çalıştığı için hastaneler ağzına kadar dolu değil. Neden? Çünkü, Almanya'da kaç tane sağlık ocağı var, biliyor musunuz arkadaşlar? Kaç tane var? 70 bin tane. Fransa'da kaç tane var? 68 bin sağlık ocağı, yani birinci derece basamak hizmeti veren yeri var. Türkiye'de kaç tane var? 7 bin tane. Türkiye'nin nüfusu ne? 73 bin. Ben, bunu Sayın Müsteşarıma ve Bakanıma söylediğim zaman "biz, yirmi dört bin yapacağız…" Yahu kardeşim, yirmi dört bin tane sağlık ocağını, aile hekimliğini kur, yasayı ondan sonra çıkar. Bu yasayı nasıl çalıştıracaksın, bu insanlara nasıl hizmet vereceksin? Aile hekimliği diyorsunuz, bir arkadaşım, İzzet Bey, soru halinde sordu, üç bin beş yüz kişiye nasıl hizmet verecek bir tane aile hekimi? Biz, bu işin içinden gelmişiz ve bu işi düzeltmek için Meclise girmeyi üniversite yıllarımızda kafamıza koymuşuz. Biz, bunu Parlamentoda düzelteceğiz demişiz ve onun için buradayız, ama, hiçbir şey düzelttirmiyorsunuz.

Bilhassa Sağlık Bakanının doktor olması, Sağlık Komisyonundaki Başkanın profesör olması ve bize bu konuda yardımcı olmaması, yüreklerimizi acıtıyor arkadaşlar. Bütün içtenliğimle söylüyorum, bütün içtenliğimle, bütün sıkıntımla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tandoğdu, lütfen toparlayın.

Buyurun.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Radyoloji teknisyenlerinin durumu iç açıcı, anestezi uzmanlarının durumu iç açıcı olması için mücadele vermemiz gerekirken, peki, anestezi uzmanlarının lehinde konuşuluyor, radyoloji teknisyenlerinin aleyhinde konuşuluyor. Bu nasıl bir olay? Ne demek yani? Sekiz saat çalışan radyoloji teknisyeni var, çalışmayanları var, dozimetre var.

Bir örnek daha göstereyim, bir radyoloji uzmanı olarak. Yüksek İhtisas Hastanesinde devamlı radyasyonun altında tutmuş olduğumuz dozimetreyi hiç radyasyon çekilmemiş bir yerdeki dozimetreyle ölçtürdüğümüzde ne çıktı biliyor musunuz? O hiç kullanılmayan, radyasyonda kullanılmayan dozimetrede en yüksek doz çıktı, öbüründeki doz sıfırdı ve bu dozimetreyi ölçecek kurum, Atom Enerjisi Kurumu daha teşkilatını kurmamış, sistemini kurmamış. Bunu, bu sistemi kurmamış olan bir yerde, siz, radyoloji uzmanının ve radyoloji teknisyeninin ne kadar doz aldığını nereden bileceksiniz? Lütfen… Allah korkusu var.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Bunu yapamazsa, Türkiye, hiçbir şey yapamaz o zaman…

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Bilmediğin yerde konuşma, bilmediğin şeyi konuşma, bildiğin şeyi konuş, gel burada konuş.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Atıyorsun… Atıyorsun…

BAŞKAN - Sayın Çerçi…

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Ben, burada, olayı belgeleriyle konuşuyorum ve Sayın Bakanın da burada olmamasını yine esefle karşılıyorum. Her gün Hükûmetin mevcudiyetini korumak için bir gün Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, bir gün Sanayi Bakanı Ali Coşkun, bir gün Abdülkadir Aksu ve bugün de Sayın Vecdi Gönül. Yani, ayıptır, günahtır! Bu insanlarla bu kadar ciddiyetsiz bir ortamda bu Meclisin çalışmasına göz yummamız mümkün değil. Ben otuz beş yıllık doktor olarak bu yasanın çıkmaması için elimden gelen her mücadeleyi vereceğim ve bunun için de sizden destek bekliyorum. Vermiş olduğum mücadele kendim için değil, o insanlar için, o mağdur olan kişiler için. O performanstan dolayı en çok yorulan hastanelerdeki personel, radyoloji personelidir, radyoloji doktorlarıdır, radyoloji teknisyenleridir. Gerekli gereksiz istenen röntgen filmleri, tomografi filmleri, MR filmlerinin neye mal olduğunu sizler de biliyorsunuz. Zaten bu gidişle Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütçesi sağlık harcamalarına yetmez arkadaşlar.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tandoğdu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Arayacağım Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Anlaşıldı Sayın Anadol.

Eğer, siz yirmi milletvekilini buluyorsanız, yoklama yaparız Sayın Anadol.

NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Fazlası var…

TUNCAY ERCENK (Antalya) - 20 de buluruz, 220 de buluruz, 320 de buluruz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, önergenin oylamasında bir yoklama talebi vardır.

Şimdi, bu talebi yerine getireceğim, ancak, yoklama talebini işleme koyabilmem için ayakta olup yoklama talep eden milletvekili sayısının yirmi olup olmadığını tespit edeceğim.

İsimler tutanağa geçeceğinden, ayaktaki her sayın milletvekilinden sırasıyla isimlerini söylemelerini rica ediyorum.

Sayın Anadol, Sayın Ercenk, Sayın Neşşar, Sayın Arıtman, Sayın Çilingir, Sayın Aslanoğlu, Sayın Eraslan, Sayın Kaptan, Sayın Tandoğdu, Sayın Ekmekcioğlu, Sayın Küçük, Sayın Çetin, Sayın Özkan, Sayın Arz, Sayın Çorbacıoğlu, Sayın Gazalcı, Sayın Ülkü, Sayın Gencan.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Adlarını okuttuğum sayın üyelerin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

.- Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun ile Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/1226) (S. Sayısı: 1247) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10'uncu maddeyi 11'inci madde olarak okutuyorum:

MADDE 11- 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3 üncü maddesinde yer alan "ücretleri döner sermayeden karşılanmak kaydıyla" ibaresi, "ücretleri döner sermayeden veya genel bütçeden karşı-lanmak üzere" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İzzet Çetin, Kocaeli Milletvekili.

Sayın Çetin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 1247 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde, 11'inci madde hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir bakıldığı zaman, bu maddeye ilişkin 10'uncu, yani, 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 20/10/2005 tarihinde ek Madde 3 olarak düzenlenmiş. Daha sonra, maddeye, 28.6.2006 tarihli 5528 sayılı Kanun'un 3'üncü maddesiyle bir kelime daha eklenmiş "nöbet ücreti ödenir" diye.

Şimdi, bu torba kanunla da ilk cümleye, yine üç harfli bir kelime, bir cümle eklenmeye çalışılmış, ama, o bile kanun yapma tekniğinden oldukça uzak, yani, bu kanunu ne kadar zorlama, ne kadar baştan savma ya da anlaşılması güç hâle getirebilmek için Bakanlığın ne kadar uğraştığını ortaya koymaya yetiyor. Yani, önce maddenin bütününe bakacak olursak, "kadrolu istihdamın mümkün olmadığı hâllerde ücretleri döner sermayeden karşılanmak kaydıyla" diye devam ediyordu. Şimdi değiştirmişiz "ücretleri döner sermayeden veya genel bütçeden karşılanmak üzere."

Değerli arkadaşlar, bizim Bütçe Kanunu'muzda genel bütçe diye bir kavram kalmadı, merkezî yönetim bütçesi oldu, yani, teknik olarak bir kere bunun baştan düzeltilmeye ihtiyacı var. Haa, bu düzenleme neyi beraberinde getiriyor? Önce, döner sermayeden ücretleri ödemeye getirmişiz. Döner sermayeleri de üniversiteler başta olmak üzere sağlık kuruluşlarını, kamu sağlık kuruluşlarını, Sağlık Bakanlığımız ve Maliye Bakanlığımız öyle bir kıskaç altına almış ki, artık döner sermayeden personel ücretlerini ve diğer giderleri karşılayamadıkları için artık bundan sonra genel bütçeden de karşılanabilir konumuna getirilmek isteniyor madde. Bu düzenleme bile bir itiraf, yani, Sağlık Bakanlığının ve Maliye Bakanlığının, başta üniversitelerin döner sermayeleri olmak üzere kamu sağlık kuruluşlarını çökerttiklerini, artık hizmet üretemez konuma getirdiklerini, ama, yine de kamu sağlık kuruluşlarına ihtiyacın varlığını ve o nedenle bu sağlık kuruluşlarının yaşaması gerektiği inancını buraya yansıtmak amacıyla dercedilmiş bir kelimeden ibaret.

Değerli arkadaşlarım, ben, hekim değilim. Yıllarca, sendikal alanda, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında da çaba sarf ettim, çalıştım. Deminden, bizim Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanımız Sayın Prof. Erdöl'ün buradaki konuşması sırasında "Kimi insan vardır üç saat çalışır radyasyona maruz kalmaz, kimisi sekiz saat çalışır radyasyon alır." sözcüğünden gerçekten hem üzüldüm hem utanç duydum.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Sen konuyu bilmiyorsun…

ALİM TUNÇ (Uşak) - Sen konuyu bilmiyorsun ki, ne konuşuyorsun?

İZZET ÇETİN (Devamla) - Yani, bizim Gölcük Tersanesinde kalite kontrol ve kalibrasyon atölyeleri vardır.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Benim konuştuğum atölye değil ki!

İZZET ÇETİN (Devamla) - Orada radyasyon odası vardır. Radyasyona tabi olan çalışanlar yılda birkaç kez kontrole giderler ve o oda kurşunla izabe edilmiştir, sıvanmıştır. Oradaki insanların

hemen hemen tamamı radyasyona maruz kalan işlerde çalıştıkları için daha itibari hizmetten yararlanırlar. Dünyada pek çok ülkede de, radyasyona ve bu tip radyoaktif ışınlara tabi çalışanlar erken emekli edilirler ve onlar, o tür çalışanlar, çalıştıkları sürenin dışında başka hiçbir işte çalıştırılamazlar. Dünya Sağlık Örgütünün de düzenlemeleri bu yönde iken, biz, burada, bu tür çalışma sürelerini uzatarak, bir bakıma da bir sağlıkçı olarak Sayın Erdöl de Sayın Bakanın suç ortaklığına iştirak etmiş oluyor.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, son aylarda, birçok tıp fakültesi dekanı veya hastane başhekimlerinin de ayrıntılarıyla açıkladığı ve birçok gazetede çıkan haberlere göre, hemen herkesin, hepimizin de bildiği gibi, üniversite hastanelerinin hepsi halkın bilimsel ve insancıl, yani güvenli sağlık hizmeti almasının yanında bu hastanelerin temel amaçlarından olan öğrenci ve asistan eğitimini de olumsuz etkileyen bir mali krizin içine sürüklendiler. Şimdi, bu krize çözüm bulabilmek için, gerçeklerin iyi niyetle bu madde içinde tartışılması, anlaşılması gerekir. Neden üniversite hastanelerimiz çökertildi? Niçin üniversite hastanelerimizde personel eksikliği, taşerona ihale edilen birtakım hizmetleri ihale yöntemiyle alan müteahhitlerden karşılanıyor? Yardımcı sağlık personeli yanında, sekreterlik hizmetleri de, diğer hastane personeli de taşeron firmaların işçileri içerisinden seçilmeye mecbur bırakılıyor. Bu konu gerçekten irdelendiğinde görülecektir ki, AKP İktidarı döneminde, üniversite hastanelerindeki mali kriz, bu hastanelerin kötü yönetilmesinden değil, siyasal iktidarın, üniversitelerle ve özellikle de üniversite hastaneleriyle hasmane tutumundan kaynaklanan bir dayatma sonucundadır; bunu herkes görüyor.

Üniversite hastaneleri, eğitim ve araştırma amacıyla kurulmuş, bu temel görevlerin yanı sıra, yüksek nitelikli, yani üçüncü basamak sağlık hizmeti veren kuruluşlardır. Bu hastaneler, hem birinci ve ikinci basamak sağlık hizmeti sunan kurumlarda çözümlenemeyen komplike sorunları halleden, dolayısıyla daha yüksek maliyetli sağlık hizmeti üreten, hem de bu hizmeti herkesin güvenli alabilmesini garanti eden kuruluşlardır. Özel hastaneciliği teşvik etmenize rağmen, özel hastanelerle kamu sağlık kuruluşlarını, özellikle üniversite hastanelerini eşit tutmamanıza rağmen Hükûmet olarak, üniversite hastanelerimiz, hâlâ halkımızın birinci derecede tercih ettiği sağlık kuruluşları olmaya devam etmektedir; ama, bunun yanında, görüldüğü gibi, yani bakılacak olursa, bu hastaneler büyük bir kıskaç altında. Örnek olarak veriyorum, bizim Kocaeli Üniversitesi Hastanemizde -kendi seçim bölgemde- hemen hemen bütün üniversite hastanelerde olduğu gibi, önce reçetelerden yüzde 15 kesiliyor, arkasından yüzde 5 araştırma fonu kesiliyor, bu da yetmiyor, yıl sonunda yüzde 1 oranında Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu için kesinti yapılıyor. Sadece bu yüzde 1'lik kesintiyi düşünecek olursanız, yani vergi olarak kabul edecek olsanız, Kocaeli Üniversitesi Hastanesi yılda 16 trilyon vergi ödeyen, belki de, Kocaeli'ndeki en büyük kurumlardan biri konumuna gelecek. Yani, hastanelerin yükü artarken, yayımlanan genelgelerle bir de ek yükler biniyor. Yani, bu hastanelerde, öğretim üyeleri ve asistanlar dışında bütün personel ihtiyaçlarını döner sermayeden karşılıyorlar. Tıp fakültesi yatırım bütçesinin kaldırılması, asistanların nöbet ücretlerinin döner sermayeden ödetilmesi gibi ek yükler de düşünülecek olursa, üniversite hastanelerini elbette genel bütçeden finanse etmek bir zorunluluk haline geliyor. Değerli arkadaşlarım, bu da yetmiyor, ne yapıyor Sağlık Bakanlığı: Yayımladığı bir genelgeyle bazı hastanelerin bütçe uygulama talimatıyla uygun olarak aldıkları birtakım hizmetlerin bedellerini düşürüyor. Örneğin, bütçe uygulama talimatı fiyatlarının son iki yılda devamlı bir şekilde düşürüldüğüne… Açlık kan şekeri 2 YTL'den 1,1 YTL'ye, hemogram tetkiki 15 YTL'den 3,3 YTL'ye düşürülerek hastane gelirleri de bastırılıyor ve dolayısıyla, hastaneler hizmet üretemez konuma getirilmek suretiyle özel hastanecilik teşvik ediliyor.

Bir başka acı nokta değerli arkadaşlarım. Bu hastanelerimiz hizmet sunumlarından dolayı, hizmet vermelerinin karşılığı kendilerine gelen faturalar eğer sigortalıysa, Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi ise, Sosyal Sigortalar Kurumu da oraya bir komisyon kurmuş, sen bunu yüksek tutmuşsundur diye kendi kurumuna, yani, Türkiye Cumhuriyeti devleti içerisinde kurumlar birbirine güvenmiyor, bir kurumun kesmiş olduğu bir faturaya diğer bir kurum komisyonla otomatik indirim uyguluyor. Bu indirimle de, sadece Kocaeli Üniversitesinin şu anda alacağı para miktarı 4,8 trilyon. Aynı şekilde, bir başka üniversite hastanemizin bu tarz kesintileri toplamı 16 trilyon. Ayrıca, bunların sundukları hizmetlerin bedelleri kırk beş gün gecikmeli ödenirken, özel hastaneler peyderpey, peşin olarak ödeniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ÇETİN (Devamla) - Toparlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Çetin, buyurun.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Bu da yeterli olmuyor, ayrıca, demin söylediğim yüzde 15 komisyon kesintisi, yani, üniversite hastanelerinin yapmış olduğu faturalardan, demin söylediğim yüzde 15'lik ve yüzde 5'lik fonun dışında artı bir yüzde 11 ila 15 arasında otomatik kesinti yapılıyor. Bu kesinti oranı devlet hastanelerinde yüzde 2'yi 3'ü geçmezken, özel hastanelerde de hemen hemen yok. Örneğin, İzmit'teki özel hastanelere bakarsanız -isimlerini açıkça söyleyebilirim- o hastanelerde kesinti yapılmıyor.

Yine burada, üniversite hastanelerimiz yanı başımızda. Maliye Bakanlığı, personel giderlerini dahi ödeyememeleri için elinden geleni yapıyor, Sağlık Bakanı da seyrediyor. Tabii aynı Hükûmet

içerisinde iki bakanlık. Özel hastaneler bu kadar korunurken, bu kadar teşvik edilirken üniversite hastanelerine bu hasmane tutumu anlayabilmenin olanağı yok.

Değerli arkadaşlarım, bu ülke bizim. Gerçekten, belki, bu kanun tasarısının en iyi düzenlemelerinden biri bu maddede. Hiç olmazsa hastaneleri vergi ötelemek için Maliye Bakanlığı kapısından ya da borç bulmak için bankalardan faizle para arar konumuna düşürmekten kurtaran, genel bütçeden de bunun ödenmesine fırsat veren bir düzenleme. Yani, benim AKP'li milletvekili arkadaşlarıma ve Hükûmete buradan uyarım: Bu kamu sağlık kuruluşları yarın sizden sonra da bu ülkeye lazım. Yani, bu kadar tahrip etmeyiniz, bu kadar yıpratmayınız. Bu hastanelerin sıkıntılarının, sorunlarının birinci derecede Sağlık Bakanlığının ve Maliye Bakanlığının dürüst ve hastaneleri bir başka ülkenin kurumları gibi görme anlayışından ve Hükûmetinizin de üniversitelerle olan kavgasından kurtulmasıyla çözüleceğine inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çetin.

Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Hatay Milletvekili Züheyir Amber.

Buyurun Sayın Amber. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ZÜHEYİR AMBER (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 1247 sayılı Kanun Teklifi üzerine, Anavatan Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İktidar tarafından hazırlanan ve "ithal hekim" gündemiyle bu yüce çatı altına taşınan torba yasa tasarısı, ülkemizi, niteliği denetlenemeyen ve ciddi sağlık skandallarına yol açacak hekimlerle doldurulacaktır. Bunun yanı sıra, eğitim hastanelerinde Türkiye tarihinin en büyük ve en tehlikeli kadrolaşmasına yol açacaktır bu olay. Binlerce hekim meslektaşım ve başta Türk Tabipler Birliği olmak üzere, birçok sağlık örgütünce eleştirilen bu yasa tasarısı, tüm eleştirilere rağmen, AK Parti Grubunca inatla Meclisten geçirilmeye çalışılmaktadır.

Buradan tüm meslektaşlarıma ve ilgili sivil toplum kuruluşlarına duyuruda bulunmak istiyorum: Anavatan Partisi olarak, bu torba yasayı desteklemiyoruz. Çünkü, ithal hekim gündemine oturtulan bu yasa tasarısı, aslında, sağlık alanında cumhuriyet tarihinin en büyük kadrolaşma harekâtına zemin hazırlamanın gözlerden kaçırılmak istenmesidir.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Yabancı doktor da mı atanmasın?

ZÜHEYİR AMBER (Devamla) - Ülkemiz sağlık hizmetlerinin çok önemli kısmını sırtlayan ve aynı zamanda binlerce asistanımızın eğitildiği eğitim hastaneleri, bu İktidar döneminde, özel ilgi gören sağlık kurumlarının başında gelmektedir.

Bugün burada görüşülmekte olan torba yasa içerisinde, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun ek 1'inci maddesinin ikinci fıkrasında değişikliğe gidilerek, "Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerindeki klinik şefi ve şef yardımcılığı kadrolarına ilgili dalda uzman olan profesör ve doçentlerle ilgili dal uzman tabipleri arasından Bakanlık tarafından atama yapılır" maddesi getirilmekte ve keyfî kadrolaşmanın zemini hazırlanmaktadır. Düşünülen bu değişiklikle, düzenlemenin, tüzük yerine yönetmelikle yapılması esası benimsenmektedir. Böylece, Danıştay Birinci Dairesinin inclemesinden geçmesi ve tarafların görüşlerinin alınmasına ilişkin zorunluluk ortadan kaldırılmaktadır. Eğitim hastanelerimizde, başta asistan eğitimi olmak üzere, kliniklerin tüm sorumluluğunu üstlenen şef ve şef yardımcılarının atanması bu dönemde özel olarak bir sorun haline getirilmiş durumdadır.

Tıpta Uzmanlık Tüzüğünde tanımlanması gereken kurallarla yapılacak demokratik ve hakkaniyetli bir seçimle şef ve şef yardımcılığı atamaları yapılabilecek iken, ısrarla bu kadroların boş bırakılması düşündürücüdür. Hükûmet olduğundan bu yana her konuda iş bitiriciliğiyle övünen İktidar, yıllardır birçok kurumda yaptığı gibi, bu kadrolara vekâleten atama yaparak, hakkaniyete dayalı bir seçim yapmaktan ısrarla kaçınmaktadır.

Bilindiği üzere Bakanlık, görüşülmekte olan torba yasa tasarısında bir kez daha gündeme getirdiği eğitim ve araştırma hastaneleri klinik şefliğine doçent ve profesör unvanına sahip olanların bakan tarafından atanmasını öngören düzenlemeler önceleri yönetmelik değişikliğiyle yapılmaya çalışılmıştı. Bu yönetmelikler hakkında yargı tarafından verilen iptal kararları üzerine, 2005 yılında, bu kez, yasal düzenleme yapılmış, önce, Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiş, aynen kabulü üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından 5413 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesiyle 7/5/1987 tarih ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na eklenen hükmün yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir. Bu arada 2005 yılındaki bu hukuksal duruma rağmen, iki yüz civarında atama çok kısa sürede, kadrolar ilan edilmeden ve hiçbir objektif değerlendirme kriteri belirlenmeden Bakan tarafından yapılmıştır. Hatta, Anayasa Mahkemesi kararının açıklandığı tarihte de atamalar yapılmaya devam edilmiş ve halen de bu atamalar geri alınmamıştır.

Telafisi çok zor olacak ve sonuçlarını bir süre sonra yıkıcı olarak yaşayacağımız uygulamalara imza atan Sağlık Bakanlığının, giderayak kadrolaşma telaşına girmiş olması kimseyi şaşırtmamalıdır. Bu nedenle, Meclis gündemine taşınan torba yasa tasarısıyla yıllarca boş bırakılan ve yeni açılanlarla sayıları bini bulan şef ve şef yardımcılığı kadrolarına yandaşlarını atayabilmek için, başta Anayasa olmak üzere hukukun çiğnenmesinden imtina edilmezken, bu alanda yıllarca emek harcayan, bilimsel

yayın yapan ve bu kadrolara atanabilmek için hakkaniyetli bir sınav açılmasını bekleyen binlerce uzmanın emeği de yok sayılmamalıdır.

Eğitim hastanelerine doçent ve profesörleri sınavsız şef ve şef yardımcısı olarak atayarak, liyakati değil sadakati esas alacağını gösteren Hükûmet, aynı tasarıyla, beş yılını doldurmuş mevcut şef ve şef yardımcılarına da kendisinin saptayacağı jürilerle sınav yapmayı öngörmektedir. Bakanlığın bu konudaki geçmiş uygulamaları, elindeki bu yetkilerle mevcut şef ve şef yardımcıları üzerinde de Demokles'in kılıcını dolaştıracağını ve kendi anlayışında olmayanların sürelerini uzatıp uzatmamakta keyfî davranabileceğini göstermektedir. Bu tutum, eşitliğe, hakkaniyete aykırı olduğu gibi, Anayasa'nın 131'inci maddesini de yok saymaktadır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, eğitim hastanelerinde kadrolaşma telaşındaki Hükûmetin, bunların dışında kalan hastane ve sağlık kurumlarında bambaşka bir yöntem uyguladığı bilinmektedir. Tamamını daha sonra özerkleştirmek, devretmek, satmak üzere işletme hâline getirmeye çalıştığı diğer devlet hastanelerini birer piyasa argümanı hâline getirebilmek ve özel sağlık piyasasını geliştirebilmek amacıyla, Hükûmetin, piyasanın gerekleri doğrultusunda niteliği önemsemeden hekim sayısını artırma çabası içinde olduğu bilinmektedir.

İthal hekim girişimi, ülkemizde yıllarca bin bir emekle ulaşılan tıp eğitimindeki düzeyi düşürecek bir girişimdir. Esasen, konu, Türk olmayan hekimlerin ülkemizde hizmet verip vermemesi değildir, ilgili çevrelerin de karşı olduğu konu bu değildir. Esas sorun, dünyada belirli bir düzeye taşınan ülkemiz tıp eğitiminin tüm değerleri yok sayılarak, birçok ülkeden, niteliği tartışmalı bir biçimde, 100 ile 150 dolara hekim getirtileceğinin, Başbakanlık gibi çok yetkili ağızlarca ifade edilebilmiş olmasıdır. Anavatan Partisi olarak, bu konuda ciddi bir denetim yapılamayacağı ve standart belirlenemeyeceğine dair kaygılarımızı kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.

Yine, bu torba yasada, hekimleri ve hastaları sigorta firmalarının insafına terk edecek olan maddeler ile radyoloji çalışanlarının çalışma sürelerinin uzatılmasına ve anestezi teknisyenlerinin yetkilerine dair maddelerin bir araya konulmuş olması, Sağlık Bakanlığının konularla ne kadar ilgili olduğunu göstermektedir. Birbirinden önemli bu kadar konunun bir torba içine konup karıştırılarak kamuoyunun gündeminden kaçırılmaya çalışılmasını kabul etmemiz mümkün değildir.

AK Parti Grubu aklıselim milletvekillerinin, Anavatan Partisi Grubunun ve ilgili çevrelerin bu haklı eleştirilerine katılarak, konuların önemine uygun karar alacağını ve sağlık ortamımızın geleceğini tahrip edebilecek bu tasarıyı reddeceğini umuyoruz.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Amber.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Ağrı Milletvekili Kerim Yıldız.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET KERİM YILDIZ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 11'inci maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum.

Tasarının bu maddesiyle, sözleşmeli sağlık personeli istihdamıyla ilgili olarak, 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin ek 3'üncü maddesinde değişiklik öngörülmektedir.

Bilindiği üzere, sağlık hizmeti sunumunda personel sıkıntısını aşabilmek için sözleşmeli sağlık personeli uygulamasına geçilmişti. Bu personelin ücretlerinin döner sermayeden karşılanması esası getirilmişse de döner sermaye gelirlerinin sabit olmaması sebebiyle zaman içinde ödeme konusunda sıkıntılarla karşılaşılmıştır. Bundan dolayı sözleşmeli sağlık personelinin gerektiğinde ücretlerinin genel bütçeden de karşılanmasını temin edecek bir değişikliğe gidilmesi hizmet gerekleri bakımından zorunlu hale gelmiştir. Bu düzenlemeyle mahrumiyet bölgelerine atamaları yapılan sözleşmeli sağlık personelinin maaş ödemelerinde oluşabilecek aksamalar ortadan kaldırılmış olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık, hayatımızın temel yapı taşıdır. Aldığımız her nefeste, attığımız her adımda bütün bir ömürde sağlık değişmez paydamızdır. Öyle ki, hayatın bütün değişkenleri bu temel yapının içinde saklıdır. Bir ömür boyu yaşadığımız her detay bu değişmez paydaya göre hesaplanır. Hükûmetimiz her alanda olduğu gibi sağlık politikasının merkezine de insanı koymuştur. Her ne yaparsak yapalım önce insan diyerek yola çıkıyor, insanı yaşat ki devlet yaşasın felsefesiyle insanımızın adına önemli hizmetler gerçekleştiriyoruz. İnsanın en temel hakkı yaşamak, yaşamanın en güzeli de sağlıklı yaşamaktır. Çünkü hayattaki en büyük zenginlik sağlıktır. Gerçekten de sağlıklı bireylerden oluşmayan bir toplumda insanın maddi ve manevi varlığının geliştirilmesinden, refahtan, huzurdan ve mutluluktan bahsetmek mümkün değildir.

AK Parti, hem seçim öncesi halkımıza verdiği sözün gereği hem de halkımızın verdiği siyasi desteğin farkında olarak sağlık alanında beklemeye tahammül kalmadığına inanarak bilimsel, dünya standartlarına uygun, aynı zamanda ülke gerçeklerini de gözeterek önemli adımlar atmış, reformlar yapmış ve yapmaya da devam edecektir.

AK Parti olarak amacımız, Türkiye'de yaşayan vatandaşın yaşam kalitesini yükseltmek, bunun için, ülkenin imkânlarını kullanmak ve kaynaklarını hakkaniyete uygun bir şekilde dağılımını

sağlamaktır. Bu nedenle, yıllardır halkımızın ertelenmiş taleplerini yerine getirmek, bunu yaparken de, en kısa zamanda, en verimli çözüm yolunu bulmak mecburiyetindeyiz.

Bu çerçevede, Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık alanının yeniden düzenlenmesini sağlama yolunda atılmış çok önemli bir adımdır. Bu programın amacı, her alanda olduğu gibi, sağlık alanında da vatandaşlarımızın yaşam kalitesini yükseltmek ve sağlığını güvence altına almaktır. Vatandaşın yaşam hakkının ve sağlıklı bir hayat sürdürmesinin güvence altına alınması, sosyal devlet anlayışının temel göstergelerinden bir tanesidir.

İnsana hizmeti her şeyin üzerinde tutan bir İktidar olarak, sağlıkla ilgili ihtiyaçların ne kadar vazgeçilmez olduğunun farkındayız. Bu ihtiyaçları hakkıyla karşılayabilmek için, sağlık sistemimizi ve ülkemizin genel sağlık göstergelerini çağdaş seviyeye çıkarmak için, Sağlıkta Dönüşüm Programını hayata geçirdik. Bu programla, yıllardır biriken sorunlara neşter vurulmuş, adalet, eşitlik, hakkaniyet ve verimlilik esaslarına göre, kolay erişilir, güler yüzlü, hızlı ve kaliteli sağlık hizmeti verilmeye başlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yıldız, lütfen toparlayınız.

Buyurun.

MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) - İlaç fiyatları ucuzlamış, hastaneler bütün vatandaşlarımıza açılmış, hasta hakları geliştirilmiş, sağlıklı bir toplum için kararlı adımlar atılmıştır.

Daha etkin ve verimli sağlık hizmeti sunmayı amaçlayan bu değişikliklerin hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.57

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)

------ 0 -------

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63'üncü Birleşimi'nin Dördüncü Oturumu'nu açıyorum.

1247 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının 11'inci maddesi üzerinde şahısları adına ikinci söz Kütahya Milletvekili Alaettin Güven'e aittir.

Sayın Güven, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz 1247 sıra sayılı kanun tasarısının 11'inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; tabiplik, doğrudan insan hayatını konu alan ve çok titizlik, dikkat ve özveri gerektiren bir meslek. Tarih boyunca, tabiplik, bilgelikle eş tutulup, itibarlı bir meslek olagelmiştir. Tabipliğin ilgi sahası olan sağlık insan yaşamının en önemli konularındandır, AK Partinin de öyle. AK Parti İktidarı, Türkiye'nin sağlık sorunlarına neşter vurarak, sağlığı sağlığa kavuşturdu ve sağlık hizmetlerinin kalitesini yükseltti. AK Parti İktidarıyla, milletimiz, en gür sesiyle "bütün hastaneler benim" deme fırsatını yakaladı. Hasta ve hastane ayırımı son buldu.

Değerli arkadaşlarım, AK Parti İktidarı anne ve çocuk ölüm oranını binde 20'nin altına indirmek için pek çok projeyi hayata geçirdi ve SSK'lı ve yeşil kartlı vatandaşlarımıza ilaçları diledikleri eczaneden alma kolaylığını sağladı. 6.300 olan muayene oda sayısını 6.700 yeni muayene oda sayısı ilavesiyle artırarak 13.000'e çıkardı.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde 618 ambulans sayısı 1.471'e çıkarılarak, ambulans hizmetlerinden ücret alınması kaldırıldı. Hekimlerimizin yüzde 55'inin tam zamanlı olarak kamuda çalışmaları sağlandı. Hasta ve cenaze rehin olayı tarihe karıştı.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısıyla sağlık sistemimizin işleyişinde görülen bazı önemli aksaklıkların giderilmesi hedeflenmiştir. Genel olarak, bu kanun tasarısıyla, hekimlere zorunlu mali sorumluluk sigortası getirilmesi, yabancı hekimlerin ülkemizde çalışabilme imkânına kavuşması, radyasyonla çalışılan işlerde Avrupa Birliğinin bilimsel standartlarına ulaşılması…

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Bizimki bilimsel değil mi? Hayret ya!

ALAETTİN GÜVEN (Devamla) - …tıpta uzmanlık eğitimiyle ilgili yeni düzenlemeler yapılması, sözleşmeli sağlık personelinin çalışmalarında görülen aksaklıkların giderilmesi amaçlanmıştır.

Bilindiği gibi, sağlık hizmeti sunumunda personel sıkıntısını aşabilmek için sözleşmeli sağlık personeli uygulamasına geçilmişti. Bu personelin ücretlerinin döner sermayeden karşılanması esası getirilmişse de, döner sermaye gelirlerinin sabit olmaması nedeniyle zaman içinde maaş ödeme konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu nedenlerle, sözleşmeli sağlık personelinin ücretinin

gerektiğinde genel bütçeden de karşılanabilmesi zorunluluk hâline gelmiş, böylece, hizmet gerekleri bakımından yapılan bu düzenlemeyle, yaşanan sıkıntılar giderilmiş olacaktır.

Bu düzenlemenin ülkemize, sağlık çalışanlarına hayırlı uğurlu olmasını diler, yüce Meclisimize ve değerli milletimize selam ve saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güven.

Madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Soru sorma süresi beş dakikadır. Her sayın milletvekilinin soru sorma süresi ise bir dakikayla sınırlandırılmıştır.

Sayın Işık…

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sorum şöyle: Son dört buçuk yılda, kırsal bölgeye kaç doktor, hemşire, ebe ve sağlık teknisyeni atanmıştır Sayın Bakanım? Atanan uzman hekimler başta olmak üzere, pratisyen hekim, hemşire, ebe ve sağlık teknisyenlerinin ücretleri dört buçuk yıl öncesine oranla yıllık ne kadar artmıştır?

Bir diğer sorum: Personel atamalarındaki yöntem nedir? Şaibeler ortadan kaldırılabilmiş midir? Personel nakillerinde objektif bir esas var mıdır?

Son sorum: Sağlık hizmeti sunumunda personel sıkıntısını aşabilmek için sözleşmeli sağlık personeli uygulamasına geçilerek, bu personelin ücretlerinin döner sermayeden karşılanması esası getirilmişti. Yeni düzenlemeyle yapılmak istenen şey nedir; ödemelerdeki istikrar mıdır, yoksa yeni bir ücret iyileştirilmesi mi getirilmektedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Tunç…

ALİM TUNÇ (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, özellikle röntgen teknisyenleriyle ilgili mevzuatta nöbet tutturulamaması söz konusu. Ancak, pratik uygulamada bu arkadaşlarımız nöbet tutmaktalar ve acilde çalışmalar yapmaktalar. Ancak,

bu mevzuat gereği döner sermayeden yeteri kadar yararlanamadıkları… Bununla ilgili bir düzenleme yapacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.

Sayın Neşşar…

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben, Sayın Bakanın cevaplayabileceği, sağlıkla ilgili bir soru hazırladım.

Sayın Bakanım, biliyorsunuz, AKP Grubu adına çıkan sözcüler sistematik bir dezenformasyon çalışması içindeler, yani, onların buradan vatandaşa söyledikleri şeylerle gerçekler birbirine uymuyor. Siz, acaba, bir gün, tebdili kıyafet yapıp -Savunma Bakanı olarak da olabilir, yani, illa Sağlık Bakanı olmak gerekmez- şöyle bir hastanelere gidip durumu gözlemeyi düşünür müsünüz?

Bu soruya cevap verirseniz çok sevinirim.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Neşşar.

Sayın Yıldırım…

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkanım, Sayın Bakanıma birkaç sorum var.

Kastamonu Merkez'de 6 No'lu Sağlık Ocağını pazar günü hizmete açtık. Ancak, ilçe, belde ve bölge merkezlerimizde, sağlık ocaklarında, gerek mekân ve gerekse sağlık elemanı bakımından kanama devam ediyor. Kastamonu-Taşköprü-Alatarla (Germeç), Merkez-Kaşçılar, Merkez-Akkaya, Taşköprü-Çiftlik ve Köçekli, Cide-Toygarlı, Daday-Selalmaz ve Cide-İlyasbey sağlık merkezlerinde ve Doğanyurt-Merkez'de sağlık ocaklarına yeterli sağlık personelini ne zaman vereceksiniz? Bu sağlık ocakları da mekânsal olarak yetersizdir. Ne zaman gerçekleştireceksiniz?

Alatarla (Germeç) Sağlık Ocağının arsası Hüseyin Yıldırım ve Seyfi Emre tarafından hibe edilmiştir. Ne zaman yenisini yapacaksınız?

Birinci basamak sağlık oluşumunu Avrupa Birliği standardına ne zaman getireceksiniz?

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Sayın Kandoğan…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Teşekkür ediyorum.

Bir önceki maddede, AK Parti Uşak Milletvekili Sayın Alim Tunç, "ucuz doktor-pahalı doktor" tanımlamasının muhalefet milletvekilleri tarafından kullanıldığını ve bu tanımlamanın doktorları rencide ettiğini ifade etmişti. Muhalefet milletvekilleri de bu tanımlamanın ilk defa Sayın Başbakan tarafından Türkiye'nin gündemine getirildiğini ve 100-150 dolara doktor getirir, çalıştırır ifadelerini kullandığını söylemişlerdi. Ben Sayın Bakanımdan öğrenmek istiyorum: Sayın Başbakan bu ifadeyi kullanmış mıdır? Eğer kullanmışsa, Sayın Alim Tunç'un ifadeleriyle, bu, doktorluk mesleğini rencide eden bir tanımlama mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Tandoğdu.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Bakanım, bu soruyu sizin şahsınızdaki, ciddiyetinizdeki, hassasiyetinizdeki, görünüşünüzdeki samimiyetinize güvenerek size soruyorum ve sizden bu cevabı bekliyorum, çünkü, Sağlık Bakanından bu konuda yeterli cevaplar alamadığım için.

Devlet hastanelerinde ve SSK hastanelerinde spesiyal hastalıklarda, örneğin tümöral veyahut da herhangi bir organın spesiyal hastalığında, kendilerinin tedavi edemediği vakalar üniversitelere sevk ediliyor. Üniversiteye sevk edilen bu hastalar SSK'lı, Bağ-Kur'lu ve yeşil kartlı ise, kapıdan içeriye girişleri çok zor oluyor ve peşin parayla tedavileri yapılıyor. Eğer peşin paraları…

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tandoğdu.

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLİ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkanım, sorular çok bir ihatalı ve teknik. Bu sebeple, Sayın Müsteşarımız da gerekli notları aldı…

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Benimki teknik değil Sayın Bakan.

MİLLİ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Tebdili kıyafet, tabii, teknik değil. Yazılı olarak cevap vereceğiz efendim. Ayrıca, zabıtları da almak suretiyle yazılı olarak cevap vereceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Özkan.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, son günlerde Burdur'da, Isparta'da, Antalya'da, Ankara'da üniversite, devlet ve özel hastanelerde hasta ziyaretlerinde bulundum. Gerek özel gerekse devlet gerekse üniversite hastanelerinde insanlar omuz omuza, kuyruklarda. Ülkemizde, hastalıklarda bir artış olduğu malumunuzdur.

Bu artışın nedeni, ekonomideki bozukluktan mıdır, beslenme yetersizliğinden midir, koruyucu hekimlikteki vurdum duymazlıktan mıdır, yoksa doktor, ebe ve hemşire yetersizliğinden midir? Açıklarsanız sevinirim.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Sayın Güler? Yok.

Sayın Arıtman… Sayın Arıtman, soru soracak mısınız?

ALİM TUNÇ (Uşak) - Telefonla konuşuyor.

BAŞKAN - Önce, isterseniz, bir telefon konuşmanızı bitirin.

Teşekkür ediyorum Sayın Arıtman.

Sayın Kafkas…

AGÂH KAFKAS (Çorum) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma şu soruları yöneltmek istiyorum: Bildiğiniz gibi, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri, halkımızın hayatında büyük kolaylıklar sağlamıştır. Geçen yılki verilere baktığımız zaman, SSK'lı hastaların muayene sayısı 62 milyondu. 62 milyondan 93 milyona çıkmıştır. Acaba, bu yıl bu sayı da bir artış var mıdır? Çünkü, bu artış şunu göstermektedir: SSK'lı hastaların, bugüne kadar, sağlık hizmetlerinden yararlanma konusunda sıkıntıları vardı, yararlanamıyorlardı. Şimdi sağlık hizmetlerinin kolaylaştırılması, onların daha fazla muayene olma imkânını sağlamıştır. Geçen yılki artış, yüzde 50 artış da bunu göstermektedir.

Ayrıca, başka diğer sorum da şudur: Malumunuz olduğu üzere, 57'nci…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kafkas

Sayın Çerçi…

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma sormak istiyorum.

Sayın Bakanım, bildiğiniz gibi, Türkiye'de yeni bir finansman yöntemiyle, yeni bir sistemle, bölge hastaneleri kurulması projesi gündemimizde. Bildiğim kadarıyla, Türkiye'de, yaklaşık yirmi iki vilayette bu hastaneler kurulacak ve yeni bir anlayışla, yeni bir işletme modeliyle ve finansman modeliyle hayata geçecek. Manisa da, bildiğim kadarıyla, bu hastanelerin içerisinde var. Bu projeyi bu sene hayata geçirebilir miyiz ve Manisa'ya bunu kazandırabilir miyiz? Birinci sorum bu.

İkincisi: Yine, bildiğiniz gibi, Türkiye'de yeni bir model olan aile hekimliği yavaş yavaş genişletiliyor. En son on vilayet, sonra daha da genişledi. Manisa da bu projenin içerisine katılmak istiyor. Bu konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çerçi.

Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakanım, geçen konuşmamda da belirttim, Malatya Beydağ Devlet Hastanesinde 59 dosyası olan bir başhekimi tekrar atadınız. Bu dosyalar hakkında hiçbir inceleme başlattınız mı, ilgili bir müfettiş gönderdiniz mi? Tüm bunlardan sonra aynı başhekimi tekrar göreve atadınız. Herhangi bir işlem yaptınız mı?

Yine, Pötürge Devlet Hastanesinde, yine burada yaptığım konuşmada, oradaki eczanenin ve başhekimin arasındaki sorundan dolayı başhekimi görevden aldınız. Bu yaptığım ihbar nedeniyle herhangi bir işlem başlattınız mı?

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Sayın Baloğlu…

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır, Sayın Bakan sorulara yazılı cevap vereceklerdir.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Yazılı cevap vereceğim evet.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1247 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 11'inci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Nurettin Sözen Mehmet Neşşar İdris Sami Tandoğdu

Sivas Denizli Ordu

İzzet Çetin Canan Arıtman Mustafa Özyurt

Kocaeli İzmir Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Önergenin gerekçesi üzerinde söz isteyen, Sami Tandoğdu, Ordu Milletvekili.

Buyurun Sayın Tandoğdu.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi, biraz evvel Sayın Bakana, sorumu, yarıda kaldığı için burada bitirmek istiyorum.

Biz milletvekilleri bölgemizden gelen hastalarla ilgili, doktor olalım, olmayalım, hakikaten onları hastanelere yetiştirmek, hastanedeki doktor arkadaşlarımıza muayene ettirmek, hastanelere yatırmak bir milletvekili için en zor sorunlardan en zor problemlerden biridir. Sağ olsunlar doktor arkadaşlarımız, milletvekili olan arkadaşlarımıza gerekli olan toleransları, öncelikleri tanıyorlar, onlara, burada, tüm meslektaşlarımıza teşekkürü bir borç biliyorum.

Şimdi, yalnız, bölgemizde, 81 vilayetimizin herhangi bir ilçesinde veyahut da vilayetinde, sorunu çözülemeyen, hastanelerden cevap alamadığımız, tedavi edemedikleri vakalar buraya geliyor. Bunların başında da kanserli vakalar veyahut da spesiyal hastalıklar ağırlıklı oluyor. Bu gelen vatandaşlarımız, Bağ-Kur'lu, SSK'lı ve yeşil kartlı oluyor. Devlet hastanelerinde ve SSK hastanelerinde tedavisi olmayan bu hastalar üniversitelere yatırılmak istendiğinde veyahut üniversiteye tedavi edilmeye götürüldüğünde, maalesef, maalesef, üniversite hastaneleri bu hastaları kabul etmiyor. Tek şartla kabul ediyor, tedavi ücretlerini peşin ödeme koşuluyla.

Arkadaşlar, bu hastalıklar spesiyal hastalıklar oldukları için, özel hastalıklar oldukları için, maliyetleri çok pahalı, ilaçları çok pahalı. Tedavi hizmetlerinin verilebilmesi için, kurum da, bu ilaçları, peşin olarak ödüyor, peşin olarak alıyor. Yani, örneğin, asgarî 70 milyar, 80 milyar, 60 milyar -eski parayla söylüyorum- tutan vakalar oluyor. Peki, bu vatandaşlarımız bu parayı nasıl ödeyecek? Üniversitelerin yetkili kollarına, dekanına gittiğimizde, hastane başhekimlerine gittiğimizde, kurumlarına borçlarının ödenmediğini söyledikleri için, kendilerine herhangi bir şeyde, herhangi bir ricada bulunmamız mümkün değil. Bu çıkmazlığı ortadan kaldırmanız lazım.

Sayın Bakanıma -kendisi burada yok. Şu anda Kıbrıs'talar- buradan Kıbrıs'a sesleniyorum, yetkili Müsteşar arkadaşıma söylüyorum, Sayın Vecdi Gönül'e -biraz evvelki konuşmamın başında söylediğim gibi- ciddiyetine ve samimiyetine güvenerek, buradan kendilerine, hassaten bu vatandaşlarımızın ve bizlerin ricasını kabul etmesini istiyorum. Bu sıkıntıdan nasıl kurtulacağız?

Şimdi, çok önemli bir konu daha: Sağlık Bakanlığının, artık, sağlıkta dönüşümle meydana getirmiş olduğu "devrim" sözlerinden yorulduk. "Sağlıkta dönüşüm" diye bir program var. Bu programda, hakikaten, Cumhuriyet Halk Partinin de programında olan ve benim de, şahsen, doktor olarak, bu Meclis kürsülerinde bunun mücadelesini vereceğimi, seçim kürsülerinden,daha milletvekili olmadan verdiğim sözü Sağlık Bakanı yerine getirdi. Ne yaptı? SSK hastanelerini, devlet hastanelerini bir çatı altında toplandı. Kendisini tebrik ediyorum, hakikaten tebrik ettim. Ama, kardeşim bundan başka ne yaptı, çok merak ediyorum.

Lütfen, yani, devamlı, bulgur pilavı gibi, Sağlık Bakanlığının hizmetlerini, SSK'yı, Bağ-Kuru birleştirdik, SSK'yı, devlet hastanelerini birleştirdik. Yetti, yorulduk artık.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Çok önemli.

Yine, Pötürge Devlet Hastanesinde, yine burada yaptığım konuşmada, oradaki eczanenin ve başhekimin arasındaki sorundan dolayı başhekimi görevden aldınız. Bu yaptığım ihbar nedeniyle herhangi bir işlem başlattınız mı?

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Sayın Baloğlu…

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır, Sayın Bakan sorulara yazılı cevap vereceklerdir.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Yazılı cevap vereceğim evet.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1247 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 11'inci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Nurettin Sözen Mehmet Neşşar İdris Sami Tandoğdu

Sivas Denizli Ordu

İzzet Çetin Canan Arıtman Mustafa Özyurt

Kocaeli İzmir Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Önergenin gerekçesi üzerinde söz isteyen, Sami Tandoğdu, Ordu Milletvekili.

Buyurun Sayın Tandoğdu.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi, biraz evvel Sayın Bakana, sorumu, yarıda kaldığı için burada bitirmek istiyorum.

Biz milletvekilleri bölgemizden gelen hastalarla ilgili, doktor olalım, olmayalım, hakikaten onları hastanelere yetiştirmek, hastanedeki doktor arkadaşlarımıza muayene ettirmek, hastanelere yatırmak bir milletvekili için en zor sorunlardan en zor problemlerden biridir. Sağ olsunlar doktor arkadaşlarımız, milletvekili olan arkadaşlarımıza gerekli olan toleransları, öncelikleri tanıyorlar, onlara, burada, tüm meslektaşlarımıza teşekkürü bir borç biliyorum.

Şimdi, yalnız, bölgemizde, 81 vilayetimizin herhangi bir ilçesinde veyahut da vilayetinde, sorunu çözülemeyen, hastanelerden cevap alamadığımız, tedavi edemedikleri vakalar buraya geliyor. Bunların başında da kanserli vakalar veyahut da spesiyal hastalıklar ağırlıklı oluyor. Bu gelen vatandaşlarımız, Bağ-Kur'lu, SSK'lı ve yeşil kartlı oluyor. Devlet hastanelerinde ve SSK hastanelerinde tedavisi olmayan bu hastalar üniversitelere yatırılmak istendiğinde veyahut üniversiteye tedavi edilmeye götürüldüğünde, maalesef, maalesef, üniversite hastaneleri bu hastaları kabul etmiyor. Tek şartla kabul ediyor, tedavi ücretlerini peşin ödeme koşuluyla.

Arkadaşlar, bu hastalıklar spesiyal hastalıklar oldukları için, özel hastalıklar oldukları için, maliyetleri çok pahalı, ilaçları çok pahalı. Tedavi hizmetlerinin verilebilmesi için, kurum da, bu ilaçları, peşin olarak ödüyor, peşin olarak alıyor. Yani, örneğin, asgarî 70 milyar, 80 milyar, 60 milyar -eski parayla söylüyorum- tutan vakalar oluyor. Peki, bu vatandaşlarımız bu parayı nasıl ödeyecek? Üniversitelerin yetkili kollarına, dekanına gittiğimizde, hastane başhekimlerine gittiğimizde, kurumlarına borçlarının ödenmediğini söyledikleri için, kendilerine herhangi bir şeyde, herhangi bir ricada bulunmamız mümkün değil. Bu çıkmazlığı ortadan kaldırmanız lazım.

Sayın Bakanıma -kendisi burada yok. Şu anda Kıbrıs'talar- buradan Kıbrıs'a sesleniyorum, yetkili Müsteşar arkadaşıma söylüyorum, Sayın Vecdi Gönül'e -biraz evvelki konuşmamın başında söylediğim gibi- ciddiyetine ve samimiyetine güvenerek, buradan kendilerine, hassaten bu vatandaşlarımızın ve bizlerin ricasını kabul etmesini istiyorum. Bu sıkıntıdan nasıl kurtulacağız?

Şimdi, çok önemli bir konu daha: Sağlık Bakanlığının, artık, sağlıkta dönüşümle meydana getirmiş olduğu "devrim" sözlerinden yorulduk. "Sağlıkta dönüşüm" diye bir program var. Bu programda, hakikaten, Cumhuriyet Halk Partinin de programında olan ve benim de, şahsen, doktor olarak, bu Meclis kürsülerinde bunun mücadelesini vereceğimi, seçim kürsülerinden,daha milletvekili olmadan verdiğim sözü Sağlık Bakanı yerine getirdi. Ne yaptı? SSK hastanelerini, devlet hastanelerini bir çatı altında toplandı. Kendisini tebrik ediyorum, hakikaten tebrik ettim. Ama, kardeşim bundan başka ne yaptı, çok merak ediyorum.

Lütfen, yani, devamlı, bulgur pilavı gibi, Sağlık Bakanlığının hizmetlerini, SSK'yı, Bağ-Kuru birleştirdik, SSK'yı, devlet hastanelerini birleştirdik. Yetti, yorulduk artık.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Çok önemli.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Bu reformu, bu devrimi kabul ediyoruz. Bunun dışında ne yaptınız? [AK Parti sıralarından alkışlar(!)] Şimdi, sözlerimi istismar etmeyin lütfen. Alkışınıza teşekkür ederim.

Ama, gelgelelim, Sağlık Bakanlığı şurada 67 sayfalık programını okudu. Aşıyla girdi, aşıyla çıkarttı. Kendisi de çocuk uzmanı ya, başka bir şey bilmiyor adamcağız.

AGÂH KAFKAS (Çorum) - Çocuklar geleceğimizdir.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Şimdi, bir kardiyoloji vakasının ne olduğunu, anjiyonun ne olduğunu, anjiyoda stent takmanın ne olduğunu, ucuz stent ile pahalı stentin ne olduğunu…

ALİM TUNÇ (Uşak) - Onu Komisyon Başkanımız biliyor.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Stent takılıyor 200 dolarlık, stent takılıyor 5 bin dolarlık. Peki, vatandaşlar arasındaki bu farkı neyle ölçüyor, neyle ölçülüyor? Ne takıldığı belli değil.

Peki, size bir şey daha söyleyeceğim, lütfen sıkı durun. Sağlık Bakanlığı, üniversite ve devlet hastanelerine 14 Kasım 2006 tarihinde bir genelge gönderiyor. Bu genelgede diyor ki "Yurt dışından getirilerek gerek ülkemizde bulunan ilaçların prospektüsünde yazılı olan konuların dışında ilaçların kullanılması yasaktır." diyor. Çok yanlış bir uygulamayı uyguladığını burada görüyoruz ve bu konunun altındaki neyin aradığını, nereye menfaat sağladığını da çok merak ediyorum.

Türkiye'de "Altuzan" adıyla bilinen bir ilaç, yani, makule bozukluklarını, gözdeki "sarı nokta" hastalığı dediğimiz bu hastalıkta kullanılan bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tandoğdu, lütfen toparlayın.

İ.SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Sayın Başkan, lütfen bunu bitirene kadar izinlerinizi, müsaadelerinizi bekliyorum.

BAŞKAN - İki dakika süre veriyorum Sayın Tandoğdu, bu süre içerisinde tamamlayın.

Buyurun.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Şimdi, bu ilaç, aslında kalın bağırsak kanserinde kullanılan bir ilaç. Amerika'da ve Avrupa'daki hastanelerde profesörler, oradaki yayınlarda, tıbbi yayınlarda bu ilacın göz hastalığına, yani sarı nokta hastalığına da iyi geldiğini tespit etmişler ve kullanıyorlar. Bu ilacın maliyeti 50 milyon lira. Bütün üniversitelere ve bütün hastanelere, 14 Kasım 2006 tarihinde, bu eş değer ilacın kullanılmamasıyla ilgili bir genelge gönderildi, özel izne tabi olduğu söylendi. Ha, bunun yerine ne kullanacaksınız? İki tane, ismini vermeme gerek yok, iki firmanın iki ilacını kullanacaksınız diyor, bunun haricinde bu ilacı yazamazsınız diyor. Peki, bu ilaçlar kaç lira? Kaç lira biliyor musunuz arkadaşlar? Bir ilaç 1,5 milyar lira. Peki, Türkiye'deki sarfiyatı ne? Bir yıllık sarfiyatı 2,5 milyar dolar.

Sevgili arkadaşlarım, Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu hizmetlerin dışında, yayınlamış olduğu genelgelerde memlekete sokmuş olduğu, Türkiye bütçesine sokmuş olduğu zararı hesap etmeniz lazım. "Benim Sağlık Bakanım en iyisidir" diyerek, devamlı olarak Sağlık Bakanını tanımıyorsunuz, hizmetlerini bilmiyorsunuz, bilmediğiniz için, sadece onun ağzından dinlediğiniz için onu haklı görüyorsunuz. Şu ana kadar yapmış olduğu hizmetlerde bir tane devrimi var: O da, SSK ile devlet hastanelerini birleştirmesidir. Onun dışında yapmış olduğu bütün hizmetler eksik ve yanlıştır.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ama siz ona da karşı çıkmıştınız!

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Şimdi, "bu yasalar çıkarken sivil toplum kuruluşlarından görüş aldım" diyor. Bütün arkadaşlarımız, bütün sivil toplum kuruluşları hakikaten görüşlerini bildirdiler ve bana da geldiler. Bu kanunlarda, bu çıkarılan kanunlarda bu görüşlere bir satır yer verilmemiş. Nasıl bir ön görüş alma, nasıl bir görüş alma? Bunu değerlendirmemiz mümkün değil. Kendi okuyor, kendi yazıyor, hiçbir zaman muhalefetin sözüne ve muhalefetin içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tandoğdu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Arayacağım Sayın Anadol.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Sayın Komisyon Başkanının söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Başkan.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Sayın Başkanım "genel bütçeden" ibaresinin "merkezî yönetim bütçesinden" olarak değiştirilmesini arz ederim efendim.

BAŞKAN - Not alınmıştır Sayın Başkan.

Düzeltilmiş hâliyle maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11'inci maddeyi 12'nci madde olarak okutuyorum:

MADDE 12- 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına birinci cümleden sonra gelmek üzere, "Ancak, sözleşmeli personel pozisyonlarının bulunduğu hizmet birimlerinin, birleşme, nitelik değiştirme veya isim değiştirme gibi nedenlerle değişikliğe uğraması halinde bu değişiklikler, il içinde olması kaydıyla, yılda en fazla iki kez Bakanlar Kurulu Kararı aranmaksızın Maliye Bakanlığı vizesiyle yapılabilir." cümlesi eklenmiş ve dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi "Ancak sözleşmeli personel; deprem, yangın, su baskını, yer kayması, çığ ve benzeri afetler, sıkıyönetim, olağanüstü hal, seferberlik ve savaş hali ile yılda bir ayı geçmeyen hizmet içi eğitim çalışmaları esnasında, tabip ve hemşireler diyaliz eğitimi amacıyla en fazla bir defa ve toplam üç ayı geçmemek üzere ve bu sürenin dört katı mecburi hizmet yükümlüsü olarak çalışmayı taahhüt etmek kaydıyla, pozisyonunun tahsis edildiği yer dışındaki birimlerde geçici olarak görevlendirilebilir." şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 1247 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 12'nci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, yine bu -daha evvel- 4924 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikle, 2003 yılında Mecliste yapılan bir değişiklikle, Sağlık Bakanlığı personelini, bir bakıma, 20'lik çiviyle gittiği yere çakmaya çalıştığımız bir maddeydi. Şimdi onun üzerinde birtakım değişiklikler yapılıyor ama, o değişikliklere geçmeden önce, ben, bir konuya açıklık getirmek istiyorum.

Biraz evvel, konuşmacı arkadaşım Sayın Tandoğdu, bir dil sürçmesi olsa gerek, hastanelerin birleştirilmesine ilişkin söylediği cümleyi alkışlarla karşıladınız. Bir mahcubiyetinin ifadesi, bir mahcupluğun, bir ezilmişliğin ifadesi, yansıması idi alkışlarınız. Çünkü, hastanelerin birleştirilmesi politikası ayrı bir şey, Anayasa'mızın 56'ncı maddesinde yazılı olan, hastanelerin tek elden yönetilmesi politikası farklı bir şey.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Aranızda anlaşın.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Sayın Kacır dinle, dinle. Ben sana izah edeceğim, dinle.

Kaldı ki, eğer hastanelerin birleştirilmesi politikası doğru bir politika olsa, bir kere, Bakanlar Kurulu içerisinde bir ittifak olurdu; Çalışma Bakanı, dokuz sayfalık bir mektupla, bunun ne kadar yanlış olduğunu Başbakana yazmaz, bunun Dünya Bankasıyla imzalanan ikinci faz kredi anlaşması sonucunda Hükûmetinize dayatılan bir dayatma sonucunda gerçekleştirildiğini yazılı metin hâline getirmez idi. Bunu sizlere bir hatırlatmayı görev bilirim.

İkinci konu, yine bu konuda değerli arkadaşlarım, gerçekten, belki de AKP hükûmetlerinin en insafsız, en acımasız yaklaştığı konu, çalışanlara yönelik tutumunuz. Bir yandan, Mecliste sayıları binin üzerinde, Mecliste, Büyük Millet Meclisinde bile sayıları bini bulan, bini aşan ve toplamda 15-20 bini bulan 4/C'likler, diğer taraftan, yine, 657 Sayılı Yasa'nın içerisinde 4/B'ye göre çalışanlar var iken, şimdi bu kanunla 4924 Sayılı Kanun'un 3'üncü maddesinde değişiklik öngörüyorsunuz. Bu değişikliğin neler ihtiva ettiğini size hatırlatmak istiyorum.

Bakınız, 2003 yılında, 3'üncü maddede, ilk paragrafında dedik ki: "657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, Maliye Bakanlığı tarafından vize edilmiş pozisyonlarda bakan onayıyla sözleşmeli personel istihdam edilir." Yani, diğer sözleşmelilikten farklı, 657 4/B'den farklı, 657 4/C'den farklı, Sağlık Bakanlığı personeli için özel bir sözleşmelilik. Devam ediyor: "Sözleşmeli personel sayısı hizmete duyulan ihtiyaçtaki değişmeler dikkate alınarak yılda bir kez olmak kaydıyla, Devlet Personel Başkanlığı ile Maliye Bakanlığının görüşü ve Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca yeniden belirlenebilir." Devam ediyoruz, her tarafını okumayacağım elbette, çok uzun bir madde, burası çok önemli: "Maliye Bakanlığı tarafından birimler itibarıyla vize edilmiş pozisyonlarda istihdam edilecek personel pozisyonun tahsis edildiği yer dışındaki birimlerde sürekli olarak görevlendirilemez ve çalıştırılamaz."

Şimdi, burada istisna hüküm koymuşuz, yeni hüküm: "Ancak sözleşmeli personel; deprem, yangın, su baskını, yer kayması, çığ ve benzer afetler, sıkıyönetim, olağanüstü hal, seferberlik ve savaş hali ile yılda bir ayı geçmeyen hizmet içi eğitim çalışmaları esnasında, tabip ve hemşireler diyaliz eğitimi amacıyla en fazla bir defa ve toplam üç ayı geçmemek üzere ve bu sürenin dört katı mecburi hizmet yükümlüsü olarak çalışmayı taahhüt etmek kaydıyla, pozisyonunun tahsis edildiği yer dışındaki birimlerde geçici olarak görevlendirilebilir."

Değerli arkadaşlarım, bu, bir kere, her şeyden önce kabul edilemez bir öneri. Tabip ve hemşirelerin hem tıbben kendilerini geliştirmelerine, bilimsel olarak kendilerini yetiştirmelerine engel bir düzenleme hem Anayasa'nın pek çok hükmüne aykırı bir düzenleme. Maddenin özü de Anayasa'ya aykırı.

Değerli arkadaşlar, bizim Anayasa'mız 10'uncu maddesinde: "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir." der.

Yine, aynı 10'uncu maddenin son fıkrasında: "Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." diyor.

Anayasa'mızın 41'inci maddesi, ailenin korunmasına ilişkin: "Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar."

Yine 55'inci maddesi: "Ücret emeğin karşılığıdır. Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekeni yapar." diyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, biraz evvel de söyledim, 2003 yılında çıkardığımız bu Yasa ile devlet memurlarını, özellikle Sağlık Bakanlığı çalışanlarını mecburi bıraktık. Nerede? Önce, doğu ve güneydoğu illerinde eleman bulunamıyor, sağlık personeli gönderemiyoruz diyerek bir aczinizi ortaya koydunuz, şimdi, oraya giden personel, evlilik dahil -ailelerin korunmasını bir kenara bırakıyorsunuz- hiçbir şekilde tayin edilemiyor.

Değerli arkadaşlar, bakınız, 2003 yılında bunu yaptıktan sonra, 2004 yılında 11 bin, 2005 yılında 4 bin, toplamda 15 bin yardımcı sağlık personeli, söylediğim statüde istihdam ediyorsunuz.

Şimdi, bu personel, çok açıkça sizlere de pek çok mektup gönderiyor. Elimizde dünya kadar mektup var. Diyorlar ki… Mesela, burada, bir tanesinden çok kısa bir bölüm okuyacağım: "Sayın vekilim, bizler 12.1.2004 tarihinde 4924'e ve 657'ye tabi sözleşmeli personel olarak göreve başladık. O tarihten bu yana eşinden ayrı yaşayan personel sayısı giderek artmıştır. Sağlık Bakanlığı, bu bağlamda personelinin aile bütünlüğünü bozmuştur.

Ayrıca, bu personel gittikleri birçok yerde 'siz sözleşmelisiniz' diyerek hor görülmüş ve her zaman ezilmiştir. Bizler sınava girdik ve kazandık. Bakanlık bize kalkıp da demedi ki, sözleşmeli olun, ister kadrolu. Üç kuruş fazla para veriyorum size diyene kadar alsın verdiği parayı" diyor.

Değerli arkadaşlarım, bir başka mektup, yine "4924 sayılı Kanun'la sözleşmeli sağlık elemanı olarak çalışmaktayım. Ülke imkânları göz önünde bulundurulduğunda karşımıza çıkan iş imkânını değerlendirdik. Fakat, zaman içerisinde, çalışanı insan gibi çalıştırmaktan ziyade, köle gibi çalıştırma, kadrolunun gitmediği yerde kelime oyunuyla 657 ile aynı parayla çalıştırma, özlük haklarını iyileştirmeden ziyade kötüleştirme gibi gayri hukuki gelişmelerin farkına vardık. Kısacası, insan gibi muamele görmek ve 657'nin haklarına sahip olmak için kadro istiyoruz" diyor.

Şimdi, siz, bu da yetmiyor, yeni bir düzenleme getiriyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, ülkemizde -gerçekten büyük bir coğrafya- 72 milyon nüfusumuz var. 2 milyon 700 bin civarında memurumuz var, kamu çalışanımız var.

Şimdi, bizim mevcut sistemimizde, çalışanların hangilerinin memur, yani devletin asıl işlerini yapan kamu görevlisidir diye memuru tanımlamışız. 4/B'de sözleşmeli personeli, istisna çalıştırma biçimi olarak, temininde güçlük çekilen personeli sözleşmeli yapabilecek diye düzenleme getirmişiz. Geçici personelimiz var, bir de işçilerimiz var.

Şimdi, siz, üç yıldan bu yana "Kamu Personel Reformu yapacağız. Personel rejimi yasasını çıkaracağız" dediniz. Kamu Yönetimi Temel Kanunu diye bildiğimiz Kanun'un görüşmelerinden sonra, hemen getirecektiniz, hâlâ getireceksiniz. Çünkü, bu konuda doğru yapmadığınızı siz de biliyorsunuz. Size bunlar dayatılıyor.

Bakın, değerli arkadaşlarım, Birleşmiş Milletlerde, Dünya Bankasında, Asya Kalkınma Bankasında danışman olarak çalışmış, Cambridge Üniversitesinde ekonomist Ha Joon Chaang bir makalesinde diyor ki "çok açıkça bu geleneksel görüşün aksine tarihi gerçek şudur ki: Zengin ülkeler, şimdilerde gelişmekte olan ülkelere

dayattıkları politikaları uygulayarak kalkınmadılar. Aklınızın kafasına koyunuz. Size dayatılan politikalar, sizin Meclis gündemine getirdiğiniz politikaları size dayatanlar, kendi ülkesinde hiçbir zaman uygulamadılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çetin, lütfen toparlayın.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Aklınızı başınıza alınız. Sizden sonra gelen iktidarların işini zorlaştırmayın, ülkenin çalışanını devletine küstürmeyin. Devlet içerisindeki çalışanları, 657 4/B'lileri bile Çalışma Bakanlığında ayrı, Millî Eğitim Bakanlığında ayrı, başka bakanlıkta ayrı, Maliye Bakanı vize vermezse ya da, işte, kurs, deprem, yangın, sel olsa bile, eş durumu, çocukları hasta olsa bile tayin edilemez diye, birisini cezalandırma amaçlı Edirne'de, diğerini Hakkâri'de görevlendirip, intikam alma duygusuyla, personeli devlete küstürmeyin.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, Sağlık Bakanlığı personeline, diğer bakanlıklardaki personelden daha çok itimat göstermek gerekir. Bir atasözü var: "Hâkim ile hekimin işine karışılmaz." Ama, siz, hâkimleri de, hekimleri de, bu devlete ve görevlerine küstürüyorsunuz. Yapmayın; devlete yazık, millete yazık. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu düzenleme Anayasaya aykırı bir düzenleme. Elbette, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu değerlendireceğiz, belki Anayasa Mahkemesine götüreceğiz, belki yine iptal edilecek. Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı doğuda, güneydoğuda, batıda, yurdun dört bir yanında personel istihdam edebiliyor da, eğer Sağlık Bakanlığı acz içerisine düşmüşse, o bakanlığı terk etsin, bu kuralları uygulayabilecek bir bakan gelsin. (CHP sıralarından alkışlar) Bir bakan gelsin, onu düzgünce yapsın. Bu, yapılabilir bir iş. Yani, seksen yıllık cumhuriyetimizde bu yapılmış bugüne kadar, bu Sağlık Bakanına kadar, ama, bugün olmuyor, yapılamıyor, acze düşülmüş, çiviyle raptı zapt altına almak gibi, sağlık personelini bağlamaya çalışıyorsunuz. Bu ayıp da size yeter.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -Madde üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Dursun Akdemir, Iğdır Milletvekili. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1247 sıra sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 13'üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Anavatan Partisi Grubu adına yüce Meclisi ve siz değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, üçüncü hafta içerisindedir, bu kanunu görüşüyoruz. Gerçekten sağlığın emektar elemanı olup da aramızda olan milletvekili arkadaşlarım, hemen hemen hem muhalefet hem iktidar milletvekilleri sağlığın sorunlarını buraya taşıdılar ve çözülmesi gereken sorunların olduğunu hepimiz kabul ediyoruz, ama, maalesef, aradan geçen dört yıla rağmen -beşinci yılın içerisindeyiz- tüm iddialara rağmen sağlıkta kötülükler, olumsuzluklar, yetersizlikler devam edip duruyor. Türkiye'nin sağlık sisteminin düzeltmek iddiasıyla ortaya getirilen kanunların bir kısmı Cumhurbaşkanı tarafından veto edildi, bir kısmı da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi; burada karşımızda duruyor.

Geçen haftaki konuşmamda eğitim hastanelerindeki şef ve şef yardımcılarının atanması konusunda doçent ve profesörlerin sınavsız atanmasını olumlu bulmuş, uzman hekimlerin de belli bir sınavdan geçtikten sonra bu atamanın yapılmasının demokrasi adına, eşitlik ilkesi adına uygun olduğunu söylemiştim. Ancak, orada bir şey belirtmiştim: Bir jüri tarafından bu profesör ve doçentlerin atanmasında, daha önce getirilen yönetmenliklerle atanarak, hakkı olan ya da olmayanın, sadece Bakanın ya da Bakanlığın görevlilerinin yetkisinde bırakılmış olmasının getirmiş olduğu haksızlıklar olduğunu beyan etmek istiyorum.

Bir örnek vereceğim: Başhekimlik yaptığım hastanede -isim de vermek istiyorum- göz kliniğinde doçent olduğu hâlde ve Türkiye'de retina konusunda şu anda basında çok önemli yazarların gözünü tedavi ettiği hâlde klinik şefliğine atanmamış, ama, başka bir üniversiteden bir öğretim üyesi oraya atanmıştı. İdare mahkemesine vermiş durumda olan bu göz klinik şefi adayı Okmeydanı Hastanesi -isim de, yer de vermek istiyorum- on beş yıl orada klinik şef yardımcılığı yaptığı hâlde bu makama uygun görülmemiş, vermiş olduğu idare mahkemenin sonuçlarının olumlu çıkacağı belli olduğu için o kadroya atanan öğretim üyesi kendisi geri gitmek durumunda kalmıştı. İşte, bu kanun çıktığında, o zaman ben Sayın Bakanıma sormuştum -şu anda burada yok- acaba hangi kriterle buraya atama yapacaksınız diye sormuş ve bir cevap alamamıştım. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanımız da aynı gerekçeyle bu kanunu geriye gönderdi. Şimdi güzel, bir jüri tarafından atanması isteniyor. Jürinin 3 tanesi Sağlık Bakanlığının eğitim hastanesi klinik şeflerinden olacak, 2 tanesi de üniversite öğretim üyeleri arasından seçilecek. Bunlar nasıl seçilecek acaba? Belli noktalarda isim belirlenerek mi seçilecek, yoksa, belli kurallar dâhilinde ya da kura usulüyle ya da merkezî bir sistemle yapılacak bilimsel kriterler ortaya konacak kişiler öğretim üyeleri arasından mı seçilecek? Ben, şimdi, iktidar mensubu arkadaşlara soruyorum: Demin verdiğim örnekten yola çıkarak elinizi vicdanınıza koyarsanız, benden yana olan, benim düşündüğüm jüri üyesini ben seçmeyecek miyim bakan olarak? Soruyorum, Bakanımız burada olsaydı cevap verecekti, ama, komisyon başkanından sormak durumundayım. Sayın Millî Savunma Bakanımdan da sorayım. İktidar, tabii kendisine yakın olanı seçmek durumunda kalacak. Öyle bir jüri seçilsin ki iktidar değiştiği halde o jürinin kararını etkileyecek bir makam ve merci olmasın. Arzu ettiğimiz burada, hakkın, hukukun, adaletin tam tecelli etmiş olmasıdır. Ama, maalesef, olumlu bir hareket olmasına rağmen tekrar olumsuzlukla sonuçlanacak ve zaten Anayasa'nın 130'uncu, 131'inci ve 11'inci maddesine aykırı olduğu için bu getirilen yasanın tüm maddeleri, Anayasa Mahkemesi tarafından tekrar iptal edilecek. Yanlışta ısrar etmenin anlamı yok. O zaman gelin, Anayasa'daki maddeleri de uygun şekilde değiştirelim, bu sefer eğitimde önemli rol oynayan ve Türkiye'de eğitim kurumlarının gelişmesini sağlayan üniversitelere de yetki verelim, üniversitelerle Sağlık Bakanlığı ortaklaşa bu atamayı gerçekleştirsin, Anayasa'ya da uygunluğu düşsün ve getirdiğiniz kanunlar sürüncemede kalmasın; bu milletin dar gelirleriyle kurulmuş olan bu yüce Meclisin mesaisi boşuna harcanmasın, Cumhurbaşkanlığı makamının mesaisi ve Anayasa Mahkemesinin mesaisi lüzumsuz yere harcanmış olmasın. Dolayısıyla, bunu da getirmeyeceğinizi biliyorum, ama söylemek bizim görevimiz, kayıtlara geçirmek bizim görevimiz. Yarın, gene haklı çıktığımızda, alnımız açık bu kürsüye gelip diyelim ki biz söyledik yapmadınız, işte eksiğiniz budur, işte iktidar olarak sadece benim söylediğim doğrudur diyerek iddia etmenizin demokrasiyle ve hukukla bağdaşır yanı olmadığını anlamış olun.

Değerli arkadaşlarım, tabii burada ben bir klinik şefliği yapmış, başhekimlik yapmış birisi olarak, bu klinik şef atamalarının kişinin inisiyatifine bağlı olduğunun benim üzerimde uygulandığını örnek vererek bu yasanın bu şekilde uygulanmasının yapılmamasını arzu ediyorum ve yüce millete buradan haykırmak istiyorum. Ben bir hastanenin başhekimiydim, üniversiteden görevlendirme olarak hastane başhekimliğini yaparken klinik şefliğine profesörlerin atanması Bakan yetkisiyle olduğu için ben de müracaat ettim, ben atanmadım o kadroya, ancak, ben, hukukta hakkımı aradım, idare mahkemesine gittim, idare mahkemesi kanalıyla, örneği olduğu için mahkeme karar verdi ve ben, klinik şefliğine atandım. İşte, buradan, üzerimde yapılan bir haksızlığın bundan sonra başka insanlara yapılmamasını örnek alasınız diye, ben, örnek vermek istiyorum.

Sayın Bakanı tanıyorum, çalışkandır, doğrudur, dürüstlüğünden şüphem yok, ama, uygulamada, kendinden yana olmayan birine de fırsat vermeyeceğini de biliyoruz.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Savunma Bakanını mı söylüyorsunuz?

DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Efendim, Sağlık Bakanını diyorum. Tabii, tutanaklara geçti, kendisi okuyacaklardır. Kendisini takdir ederim. Takdir etmem, onun yanlış bir şeyler yapmayacağı anlamına gelmez.

Maalesef, taraflı davranmak, bu iktidarın da geçmiş iktidarlarda yapıldığı gibi, en önemli meziyetlerinden birisidir. Eğer ülkede haksızlık ve hukuksuzluğun ortadan kalkmasını istiyorsak, sayınız ne olursa olsun çoğunluğunuz ne olursa olsun, hukuka ve adalete uymak, hukukun gerektirdiği çerçeve içerisinde ve hakkın da doğru sonuçlar verecek şekilde, galebe çalacak şekilde verilmesini sağlayacak bir iktidara yürütürseniz, o zaman, gerçekten, haklı bir iş yaptınız diyecek olur bu millet; ama, görüyorum ki, yanlışta ısrar ediyorsunuz. Bu yanlışta ısrar etmenin gelecekte yeni yanlışlar getireceğinin farkında olmanızı ve içinden geldiğim kesimin sıkıntılarını iyi bilerek söylüyorum ki, doktorluk mesleğinin kutsal bir meslek olduğunu, burada oturan hepinizin doktora ihtiyacı olduğunu ve gittiğinde doktorların ne kadar fedakârca çalıştığını gördüğünüzü biliyorum ve elinizi vicdanınıza koyarsanız, bu meslektaşlarımızın hakkını, ayrıca, vasıfsız diye saydığınız sağlıkta yardımcı sağlık personelinin de ne kadar fedakârca çalıştığını biliyorsunuz. Ama, sağlıkta temizlik şirketinde çalıştırarak sağlık elemanı olarak değerlendirmek hangi hukukta, Avrupa Birliğine giderken, Avrupa Birliği ülkelerinde var mıdır? Vasıfsız bir personel olarak alınıyor, sosyal haklar tanınmadan bir hemşireyi temizlik şirketinden çalıştırarak, tekrar hemşire olarak değerlendiriyorsunuz. Bu insan haklarının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akdemir.

DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Söylenecek çok şey var.

Ben, biraz önce konuştuğum madde üzerinde bir nokta yerinden kaldırılarak iki virgülle o maddenin düzeltileceğini işaret ettim. Bana bir önergeyle bu maddenin değiştirilip düzeltileceğini söyledi komisyon. Dolayısıyla, bir noktayla anlamı değiştirilecek kadar kanun hazırlarken dikkatsiz davranılmasını da, bir çalışmada eksiklik olarak beyan etmek istiyor ve 13'üncü maddenin benim de işaret ettiğim şeklinde düzeltilmesini arz ediyor, yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akdemir.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Kerim Yıldız, Ağrı Milletvekili.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET KERİM YILDIZ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 12'nci maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK Parti döneminde ciddi reformlar yapıldı. AK Parti Hükûmeti döneminde sağlık hizmetlerinde norm ve standart birliği sağlanırken, vatandaşların aldığı sağlık hizmetlerindeki adaletsiz uygulamalara son verildi. Bir yandan yeşil kartlı vatandaşlarımızın ayakta tedavilerinde reçete bedelleri, ortez, protez ve gözlük gibi sağlık giderleri karşılanırken, diğer taraftan SSK'lıların ilaç kuyruğu çilesine son verildi. Özel sağlık kurumları sistemin içine çekilerek sağlık alanında ülke kaynaklarının daha verimli kullanılması sağlandı. Kamu hastaneleri Sağlık Bakanlığı çatısı altında birleştirildi. Hastanelerde başlatılan performansa dayalı ek ödeme uygulamasıyla personel motivasyonu ve verimlilikte iyileşmeler sağlandı. Modern ve verimli bir sağlık hizmeti sunumunu sağlayacak aile hekimliği uygulamaları başlatıldı.

Sağlık alanında yaptığımız hizmetleri en bariz şekilde ortaya koyabilmek için, 2002 ve 2006 yılları arasını kapsayan bazı bilgileri karşılaştırarak vermek istiyorum.

Ülkemizde 2002 yılında 481, acil 112 istasyonu varken, bugün bu sayı 1.175'e çıkmıştır. Acil 112 istasyonlarındaki ambulans sayısı 618'den 1.471'e; sağlık ocaklarında muayene oda sayısı 6.300'den, 13.500'e; sağlık ocaklarında yapılan muayene sayısı 65 milyondan, 115 milyona; Türkiye'de aşılama oranı yüzde 78'den, yüzde 93'e çıkmıştır. Sağlık ocaklarından hastanelere sevk oranı yüzde 20'den, yüzde 9'a düşmüştür. Bu, sağlık ocaklarının altyapısı ve insan kaynakları güçlendirilerek sağlanmıştır. Hastanelerde ise, muayene oda sayısı 6.700'den, 16.500'e; hastanelerde yapılan muayene sayısı 110 milyondan, 195 milyona çıkmıştır. Muayene sayısı arttığı halde hekim başına düşen hasta sayısında yüzde 25'lik azalma olmuştur. Ayrıca, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde 2002 yılında 4 bin pratisyen hekim görev yaparken, bugün bu sayı 5 bine çıkmıştır. Aynı bölgede 2002'de 1.800 uzman hekim görev yaparken, bugün bu sayı 3 bini aşmış durumdadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık hizmetleri bakımından 2002'de oldukça geri durumda olan seçim bölgem Ağrı ilinde de önemli gelişmeler olmuştur. 2002 yılında ambulans sayısı 7 iken, bugün 33 normal ambulans, 3 tane 4x4 kar üstü paletli ambulans olmak üzere 36 ambulans faal olarak hizmet vermektedir.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Şoförü yok, çalışmıyor.

MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) - İlimizde uzman hekim sayısı 39 iken, bugün 87'ye çıkmıştır. Pratisyen hekim sayısı 52'den 174'e, sağlık ocaklarında muayene sayısı 176 binden 368 bine çıkmıştır. Aşılama oranı yüzde 58'den yüzde 83'e…

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Bakan aşı işinden iyi anlıyor.

MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) - …hastanelerde yapılan muayene sayısı 394 binden 1 milyon 23 bine çıkmıştır. (AK Parti sıralarından alkışlar.)

Evet, Sağlıkta Dönüşüm Programı hakikaten bir reform ve bir devrim.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Olduğu yerde dönüyor.

MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) - Az önce Sayın Hocamız Sami Tandoğdu güzel bir şey söyledi: "Evet, Sağlıkta Dönüşüm Programı bir reform ve bir devrimdir. Bunu kabul ediyoruz." dediler. Kendisine teşekkür ediyorum ve bu çalışmalarımız, reformlar ilgili çalışmalarımız aynı hızla devam edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Benim sözlerimi yanlış anlamışsın.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yıldız.

MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) - Sözlerime son verirken, bu kanunun ülkemize ve sağlık çalışanlarına hayırlar getirmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Agâh Kafkas, Çorum Milletvekili.

Buyurun Sayın Kafkas.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, sayın arkadaşım benim üzerimdeki konuşmasını düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Kafkas, bir saniye…

Buyurun Sayın Tandoğdu.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Teşekkürümü ve konuşmamı yanlış anladığını ve yanlış, saptırdığı için bu konuda açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Lütfen oturur musunuz Sayın Tandoğdu.

Buyurun Sayın Kafkas.

AGÂH KAFKAS (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum ve bu kısa süreyi, birkaç konunun altını çizerek tamamlamak istiyorum.

Birincisi, sanki, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalar görüşülürken, kanunlar görüşülürken, bugüne kadarki Meclis teamülleri içerisinde, bütün yasalar görüşülürken ilgili bakanlar bulunmuş. Bu, temel teamüldür ve her zaman da bakanlar bu konuda özen göstermektedir.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Kaçtı, kaçtı! İki haftadır yok, kaçtı!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Ancak, devlette bir devamlılık vardır, devlette bir devamlılık vardır.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - İki haftadır yok! İki haftadır yok!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Sayın Bakan, geçen hafta, Yunanistan'da bir resmî toplantıya gitmiştir, mecburdur, uluslararası ilişkiler… Buradaki herhangi bir Bakanımız vekâlet edebilir. Bugün de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, daha önce iki defa ertelediği ve artık orada programlar yapılmış, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde sağlık hizmetlerine verilecek desteklerin düzenlenmesiyle ilgili bir resmî ziyareti…

ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Hafta sonuna denk getirseydi.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - …bu resmî ziyareti Sayın Bakanın gitmeyip de terk etmesinin ne anlamı var? Burada yasama faaliyetini yüce Meclisimiz sürdürüyor.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Kaçtığını kabul ediyor musunuz?

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Bu yasama faaliyetini sürdürürken de gereken hiçbir açıklık yok.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Kaçtı! Kaçtı!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Sorularınızın cevabının yazılı olarak verileceği de söyleniyor, hiçbir şey açık değildir.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Kafkas, hatırlarsanız, komisyonda da kaçmıştı.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Bunu, her maddede…

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Komisyonda da kaçmış bak!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - …her maddede bir kere bir kere daha söylüyor olmanın bir anlamı yok yani. Sağlık Bakanı olsa burada ne olacak, olmasa burada ne olacak?

BAŞKAN - Sayın Kafkas, lütfen, Genel Kurula hitap eder misiniz Sayın Kafkas.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Ben, onu yapmaya çalışıyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, bir başka konu da…

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Komisyonda da yoktu. Sağlık Bakanı, bu yasa görüşülürken kaçıyor devamlı.

BAŞKAN - Sayın Tandoğdu…

AGÂH KAFKAS (Devamla) - …bir başka konu da yüce heyetinizin ve aziz milletimin dikkatini çekmek istediğim bir başka konu da sağlık hizmetlerinde…

CANAN ARITMAN (İzmir) - Saat 1'e kadar burada, 1'den sonra yok, 2'de yazılısı var.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - …sağlık hizmetlerinde mecburi hizmet ya da sözleşmeli zorunlu çalışma hizmetinin, sanki ilk defa AK Parti iktidarı tarafından getirilmiş gibi burada özellikle altını çizerek takdim edilmiş olması, gerçeklerin biraz doğru olarak ifade edilmediği anlamına geliyor. Doğrudur, biz, mecburi hizmeti kaldırıp insanların gönüllülük temelinde bu ülkenin bütün coğrafyasında hizmet etmelerini amaçladık, ancak, gördük ki, Doğu, Güneydoğu, Doğu Karadeniz gibi ülkemizin büyük bir…

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - O zaman da yanlış işliyor ama…

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Sayın Başkanım, yani, benim konuşma imkânım kalmıyor.

BAŞKAN - Sayın Tandoğdu, lütfen…

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Sayın Tandoğdu'nun bu alışkanlığı, bizi konuşmaktan men ediyor Sayın Başkanım.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Öyle bir alışkanlığım yok!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kafkas.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Sanıyorum, süreme ilave edersiniz.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - O, kötü alışkanlıklarını bıraktı!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Temel haktır çalışma hakkı. İnsanların özgürce, diledikleri yerde hizmet etmesi temel bir haktır, ancak, ondan daha önemli olan bir hak vardır ki, her akıl sahibinin kabul edeceği, insanların yaşama hakkıdır, insanların tedavi olma hakkıdır ve siz, hastayla doktoru buluşturmak mecburiyetindesiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

CANAN ARITMAN (İzmir) - Siz, hastayla doktoru değil, teknisyenle doktoru buluşturuyorsunuz!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Bu ülkeyi yöneten, bu ülkeyi yönetme iddiasında olan, bu ülkede siyaset yapan herkesin temel hedef olarak hastayı doktorla buluşturmak, hastanın tedavi hakkını sonuna kadar kullanmasını sağlamak gibi bir temel görevi vardır. Onun için, bu hakkı, hastanın tedavi olması, insanın yaşam hakkı görmezlikten gelinerek sadece çalışma koşulları deniliyor ki, bu çalışma koşullarında da, cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar, mecburi hizmette ve zorunlu istihdama muhatap olan insanlara özlük hakları, cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar iyi şartlar sunulmuştur, iyi imkânlar, iyi koşullar sunulmaya çalışılmıştır. Onun için, bunu görmezlikten gelemeyiz. Dil sürçmesi de olsa, zaman zaman gerçekleri kabul ediyor olabilirsiniz. Bakın, bir gerçeğin daha altını çizmek istiyorum. 57'nci Hükûmet döneminde 39.185 tane doktor, sağlık hizmetlisi, ebe hemşire, yani sağlık çalışanı alınmıştır. Bizim iktidarımız döneminde, dört yıl içerisinde alınan doktor, hekim, hemşire sayısı 61.362'dir. Yani, neredeyse onun 2 katıdır. İktidarımızın son yılında, Beşinci Yasama Yılında da bu sayının ciddi oranda artırılacağının şimdiden burada altını çizmek istiyorum. Yani, sağlığın, sağlıktaki hizmetlerin daha sağlıklı bir yapıya kavuşması konusunda Sağlıkta Dönüşüm Programı gerçekten müthiş meyvelerini vermiştir. Her şeyi eleştiriyor olabilirsiniz, ama, dün, sadece SSK hastanelerinin bodrum katındaki eczaneden sağlık hizmetini alan insanların, bugün, özgürce, her taraftan, bütün istediği hastaneden sağlık hizmetini aldığını ve bundan çok mutlu olduğunu biliyor olmalısınız.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Yani, anlattıklarınıza kendiniz de inanmıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Sözlerimi tamamlarken, Sayın Başkanım, bir şeyin altını daha çizmek istiyorum ki, Sağlık Bakanlığı, Türkiye'de verilen sağlık hizmetlerinin yüzde 80 civarını gerçekleştirmektedir, diğerini, işte, üniversiteler ve sair kuruluşlar gerçekleştirmektedir. Ancak, burada bir şey daha vardır ki, Türkiye'deki sağlık çalışanlarının, doktorların ancak yüzde 60 civarını Sağlık Bakanlığı istihdam etmektedir. Yani, Sağlık Bakanlığı, Türkiye'deki sağlık çalışanlarının yüzde 60'ıyla, Türkiye'deki sağlık hizmetlerinin yüzde 80'inini başarıyla ifa etmektedir. Bunu gerçekleştirirken de, maalesef, insanlarımızın doktoru ayağına götürmek adına bazı düzenlemeler yapmak zorundasınız diyorum.

Türkiye'nin sağlığı dünden daha iyidir, yarın daha iyi olacaktır diyor, herkese saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

CANAN ARITMAN (İzmir) - Sandıkta göreceğiz.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kafkas.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Özcan…

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanıma, klinik şeflerinin, profesör ve doçentlerin atanmaları doğal, ama, uzman ve uzman yardımcılarının atanmasının Bakanlık kanalıyla değil de, tıp uzman kurulunca yapılması uygun değil midir?

Boş kadroların önceden ilan edilmesi doğru değil midir?

Üçüncüsü ise, yabancı ülkelerden gelen doktorlar, denklik, uzmanlık ve Türkçe imtihanlarına tabi tutuluyor mu?

Dördüncü bir sorum ise hekimlerin özlük haklarıyla ilgili olarak, performans ek ücretlerinin de bu özlük haklarına ilave edilmesi gerekmez mi diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Sayın Kandoğan…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Biraz önce Sayın Komisyon Başkanının bir açıklamasını dinledik. Sayın Komisyon Başkanı, yurt dışından Türkiye'ye gelecek olan doktorların kamuda değil özel sektörde çalışacaklarını ifade etti, ama, kanunda, getirilme gerekçesinde, Türkiye'deki hekim ihtiyacının kamuda olduğunu, özel sektörde bir hekim açığı olmadığını bildiğimize göre, getirilen gerekçeyle, gösterilen gerekçeyle, yapılan bu açıklamanın bir çelişki yarattığına inanıyor mu Sayın Bakanım, onu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.

Sayın Neşşar...

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Komisyon Başkanı da yanımdayken ona sormak istiyorum. Şimdi diyor ki Komisyon Başkanı anestezi teknisyenleriyle ilgili olarak: "Eğer biz bu yasayı çıkarmazsak Türkiye'de 224 tane hastane kapanacak." Şimdi Sayın Komisyon Başkanı, göz var nizam var, bu 224 tane hastane bugüne kadar niye kapanmadı? Bu zamana kadar o hastaneler yine o anestezi teknisyenleriyle gidiyordu. Siz bu kanunu getirince ne değişecek? Ne değişeceğini ben size söyleyeyim: Siz, sadece, usulüne uygun olmayan bir uygulamayı yasal hale getirmiş olacaksınız. Yani, siz, anestezi teknisyenine yetki vererek anestezi uzmanını, uzmanlığını bir kenara itip teknisyen düzeyine bunu indirmiş olacaksınız. Bugüne kadar bu bunsuz yürüdü. Bundan sonra da böyle yürüseydi ne değişecekti? Nereden çıktı bu ihtiyaç? Kim söyledi size bu kanuna bu maddeyi koyun da çıkarıverin diye?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Tandoğdu...

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Zorunlu mali sorumluluk sigortasıyla, hekimin hatası nedeniyle mağdur olan hastaların talep ettikleri tazminatların sigorta kanalıyla karşılanması benimsenmiştir. Yasayla, tıbbi hizmetlerin kalitesinin yükseltilmesi, varsa, sağlık personelinin eğitim eksiğinin giderilmesi yerine, yanlışlığından dolayı mağdur olacakların talep ettikleri tazminatların nasıl ödeneceği hakkında kararlar hükme bağlanmıştır. Buna göre, Yüksek Sağlık Kuruluna bu doğrultuda şu ana kadar toplam kaç dosya gelmiştir? Bunların ne kadarı yerinde bulunmuş ve mahkemelere intikal etmiştir? Bir yılda bu anlamda ödenen tazminat ne kadardır? Bir yılda bu yolla sigorta şirketlerine ödenecek prim miktarı ne kadardır? Öngörülen bu sistem, bir anlamda, sigorta şirketlerine kaynak aktarmak anlamına gelmez mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tandoğdu.

Sayın Işık…

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, Türkiye'nin hekim ihtiyacı göz önüne alınıp tıp eğitiminin kalitesi düşürülmeden mevcut tıp fakültelerinin öğrenci kapasitesinin artırılması ve yeni tıp fakülteleri açılmaları konusundaki düşünceniz nedir?

Diğer sorum: TUS sınavı ile son dört yılda pratisyen hekimlikten asistanlığa geçme imkânı verilenlerin sayısı, bir önceki yıla göre ne kadar artmıştır?

Mahrumiyet sebebiyle yıllardır sağlık personeli gönderilemeyen sağlık tesislerimize kaç sözleşmeli sağlık çalışanı tayin edilmiştir? Bu bölgelerde çalışmaya yüksek ücretler ödenerek teşvik edilmesine rağmen pratisyen hekim ve özellikle uzman hekim istihdamı açısından arzulanan sayıya ulaşılamamasının sebebi nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Yazılı olarak cevap vereceğim.

Arz ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1247 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 12. maddesinde yer alan "görevlendirilebilir" ibaresinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Eş durumundan tayinler, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabidir."

Haluk KOÇ Ali Arslan Nurettin Sözen

Samsun Muğla Sivas

Sami Tandoğdu İsmail Değerli Mustafa Özyurt

Ordu Ankara Bursa

Mehmet Neşşar

Denizli

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1247 sıra sayılı yasanın 12. maddesinin sonundaki "şeklinde değiştirilmiştir" ifadesinden önce aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ederiz.

Saygılarımızla

Mustafa Özyurt Ferit Mevlüt Aslanoğlu Nurettin Sözen

Bursa Malatya Sivas

Sıdıka Karabekir Sami Tandoğdu

İstanbul Ordu

Madde 11- "Kendisi, eşi ve çocuklarının sağlık kurulu raporu ile tespit edilen rahatsızlıklarının bulunduğu yerde tedavi imkânları yoksa tedavisi yapılabilecek merkezlerde görevlendirilir."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Sayın Başkanım, sağlık kurulu raporlarını artık tek imzalı hekim raporları şeklinde de verebildiğimizden…

BAŞKAN - Sayın Başkan, katılıyor musunuz, katılmıyor musunuz?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - …bu önergeye katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Bakan katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Bu önerge, insani bir önerge. Yani, özellikle sözleşmeli ebe, hemşire ve diğer sağlık personeli. Muş'un Varto ilçesinin bir köyündeki bir hanım, sözleşmeli hemşire veya ebe, çocuğu lösemi, burada bu çocuğunu tedavi ettirme imkânı var mı arkadaşlar? Fakat, sözleşmeli diye ve nokta tayin diye bu hanımefendiyi hiçbir yere almıyorsunuz. Şimdi, çocuğu lösemi, yani bunun insani boyutuyla, eğer… Bu çocuğu tedavi ettirecek orada bir merkez yoktur; sürekli doktora gitmesi lazım, sürekli tedavi olması lazım. Sayın Komisyon Başkanı ve Sayın Bakanım karşı çıktılar. Yani, hakikaten neden karşı çıktıklarını…

Ben, orada, Sağlık Bakanlığına kolaylık olsun diye, Sağlık Bakanlığı böyle bir durumda sağlık kurulu raporuyla, bir doktor, sadece doktor raporuyla değil, sağlık kurulu raporuyla… Eğer, hakikaten o merkezde tedavi imkânı olmayan insanlar varsa, bu insanlar, geçici görevle, belli bir süre tedavinin yapılacağı merkezlerde görevlendirilir diyorum.

Arkadaşlar, istediğim insani bir şey, yani ben, başka bir şey istemiyorum. Bugün, o hemşirenin başına, yarın sizin yakınınız olan bir hemşirenin başına gelebilir. Burada kimin oğlu kimin kızı. Böyle bir önergeye karşı çıkmaya, hakikaten insani boyutuyla utanıyorum.

Bunlar insan, bunların da çocukları var. Bu çocukların tedaviye ihtiyacı var. Ama, hayır, sen, zorla burada kalacaksın, zorla bu merkezde kalacaksın deyip eğer bu insanı çocuğunu kaybetmekle karşı karşıya getirirseniz, buna Allah da razı olmaz, kul da razı olmaz. Onun için, burada Sağlık Bakanlığının eline bir… Böyle durumlarda, mademki bu madde değiştiriliyor, sırf sağlık kurulu raporu diyorum arkadaşlar ve çocuk, eşi veya kendisi, bakmakla yükümlü olduğu kişiler için, ayrıca, belli bir süre, tedavi süresince başka bir merkezde görevlendir diyorum. Söylediğimiz bu. Ama, her nedense, Komisyon ve Sayın Bakan karşı çıkıyor.

Değerli milletvekilleri, bunu sizin takdirinize bırakıyorum, bu insani duyguyu hepinizim vicdanına bırakıyorum. Hepimizin çoluk çocuğu var.

Değerli milletvekilleri, ikinci olay: Yine söylemeden geçemeyeceğim. İnsanları ayırmak bizim için bir ayıptır. Mecliste bir kadrolu personel var, bir de on beş yıldır, on yedi yıldır çalışan geçici personel var. Kadrolu personel, Meclis hastanesinden, gidip, her türlü imkândan yararlanıyor. Geçici personel çocuğunu buraya getiremiyor. Mecliste çalışan polis arkadaşlarımız bu hizmetten yararlanıyor. Hepinizin danışmanı, sekreteri var. On beş yıldır, on yedi yıldır çalışanlar var burada arkadaşlar. Yani, çocuğunu bir doktora götürecekse, eğer Mecliste bulunan bir hastaneden yararlanamıyorsa, ben bunun sebebini anlamakta güçlük çekiyorum. Yine, aynı kişiler özel hastanelere gidiyorlar -kadrolu olanlar- hiçbir fark ödemiyor, fakat, geçici personel diye, geçici şeyde olanlar gidiyor, onlar hastanelere yüzde 50 fark ödüyor.

Arkadaşlar, biz insanları ayıramayız. Hepsi aynı işi yapıyor. O zaman, ya Mecliste tüm çalışanları kadrolu yapın yahut insanları ayırmayın. Hakikaten, bu konu, benim için bir yüz karası. Yani, burada insanları ayırıyoruz. Arkadaşlar, insanları ayırmayın. On yedi yıl da emek veriyor. Bunların kadrolu personelden hiçbir farkı yoktur.

Tabii, yine, bir başka olay: Özellikle ebe, hemşirelerde, üniversite hastanelerinde, kadro sıkıntısı nedeniyle, beyi İzmit'te memur, eşi Van'da üniversite hastanesinde. Tabii, o üniversite hastaneleri, kadro verilmediği için, hiçbir hemşiresini bırakmak istemiyor. Onlar da haklı…

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Yerine koyamıyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Çünkü, yerine koyamıyor arkadaşlar. Tüm dünyada "aile birliği" diye bir kavram vardır. Bu kavramı… Çocukları İzmit'te okuyor, Van'dan Kocaeli'ne -bugün bana geldi- haftada bir gün gitmek veya beyi haftada bir gün Van'a gitmek zorunda kalıyor. Lütfen, bu insanlara bu çileyi çektirmeyelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunacağım, ancak bir yoklama talebi vardır.

Şimdi, bu talebi yerine getireceğim, ancak yoklama talebini işleme koyabilmem için, ayakta olup yoklama talep eden milletvekili sayısının 20 olup olmadığını tespit edeceğim: Sayın Anadol, Sayın Tandoğdu, Sayın Neşşar, Sayın Arıtman, Sayın Gülçiçek, Sayın Yücesan, Sayın Arslan, Sayın Arz, Sayın Gün, Sayın Artantaş, Sayın Çorbacıoğlu, Sayın Ercenk, Sayın Akdemir, Sayın Özyurt, Sayın Ünlütepe, Sayın Miçooğulları, Sayın Baratalı, Sayın Bayındır, Sayın Ersin, Sayın Sözen.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Adlarını okuduğum sayın milletvekillerinin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın Gürsoy Erol… Sayın Fahri Keskin… Sayın Mahmut Kaplan… Sayın Yüksel Kavuştu… Sayın Osman Aslan… Sayın Soner Aksoy… (CHP sıralarından "Yok" sesleri) Sayın Cengiz Kaptanoğlu… (CHP sıralarından "Ayıp" sesleri)

Sayın milletvekilleri, lütfen…

YÜCEL ARTANTAŞ (Iğdır) - Çok ayıp yani.

BAŞKAN - Sayın İlhan Albayrak…

YÜCEL ARTANTAŞ (Iğdır) - Ne kadar ayıp ya!

BAŞKAN - Sayın Fazlı Erdoğan… Sayın Ahmet İnal… (CHP sıralarından "Yok" sesleri) Sayın Nihat Eri… Sayın Halil Aydoğan… Sayın Vahit Erdem… (CHP sıralarından "Yok" sesleri) Sayın Mehmet Faruk Bayrak…

YÜCEL ARTANTAŞ (Iğdır) - Arkadaşlar, hakikaten çok ayıp!

BAŞKAN - Sayın Faruk Koca… Mehmet Özyol… Sayın Yüksel Coşkunyürek… (CHP sıralarından "Yok" sesleri) Sayın Mevlüt Akgün…Sayın Recep Özel…

CANAN ARITMAN (İzmir) - Yok…

BAŞKAN - Sayın Remziye Öztoprak…

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan on beş gün ara ver.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Bu ayıp yeter ona.

BAŞKAN - Sayın Nezir Nasıroğlu…

Sayın Mustafa Zeydan…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Kim verdi bunları Sayın Başkan?

BAŞKAN - Sayın Yahya Baş…

Sayın Mahfuz Güler…

Sayın Nurettin Aktaş…

Sayın Maliki Ejder Arvas…

Sayın İbrahim Hakkı Birlik…

Sayın Tevfik Akbak…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Bunları kim gönderiyor Allah aşkına?

BAŞKAN - Sayın Hasan Kara…

Sayın Zafer Hıdıroğlu…

Sayın Mehmet Ceylan…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Tutanaklara geçiyor… Ayıp ya!

BAŞKAN - Sayın Vecdi Gönül…

Sayın Ahmet İnal…

Sayın Cüneyit Karabıyık…

Sayın Burhan Kılıç…

Sayın Orhan Taş…

Sayın Halil Ürün…

Sayın Hasan Aydın…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Meclisin saygınlığına gölge düşüyor.

BAŞKAN - Sayın Süleyman Turgut…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Meclisin saygınlığına gölge düşüyor. Tutanaklara geçiyor.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Başkanım, bunu şahsıma hakaret kabul ediyorum, konuşmak istiyorum.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkanım, bunları cezalandırmayacak mısınız?

BAŞKAN - Sayın Tandoğdu, lütfen oturunuz.

Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayımız yoktur. Ara versek bile, toplantı yeter sayısı bulunamayacağından ve çalışma süremiz de tamamlandığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 15 Şubat 2007 Perşembe günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 19.42

 www.eczacininsesi.com

 



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat