FEROMON’a İHTİYACIMIZ VAR…

’’Umutsuzluk kaybetmenin ilk basamağıdır’’

 

Yıl 1978 o tarihlerdeki adı ile A.İ.T.İ.A (Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi) Eczacılık Yüksek Okulu birinci sınıf öğrencisiyim. (Sonradan Gazi Üniversitesi bünyesinde “Eczacılık Fakültesi” olarak yer almıştır) O tarihlerde ‘’Gıda Kimyası’’ dersi almakta idik. Sanırım bugün Eczacılık Fakültelerinde artık bu ders okutulmuyor. Hiç unutmam derste hocamız, bozulmuş konserve gıdalar, özellikle evde konservesi yapılmış sebze konservelerinin oluşturacağı ölümcül tehlikelerden bahsederek ‘’Clostridium botulinum’’ bakterisinin ürettiği, sinir sistemine saldıran zehirli bir toksinin neden olduğu nadir ve potansiyel olarak ölümcül bir hastalıktan yani ‘’Botulizm’’ den bahsederek konserve gıdalarının dikkatle saklanması, kontrol edilmesi gerektiğini bu nedenle gelecekte konserve gıdalarının Eczanelerde satıldığını göreceğiz demiş, bununla da yetinmeyip vitamin içeren dondurmaların ve mineral içeren içme sularının eczane raflarında yer alacağından bahsetmiş idi…

 

80’li yılların ortaları TEB Genel başkanı öğrencilik yıllarımda benim de derslerime girmiş değerli hocamız Prof. Dr. Mekin Tanker. Genel Sayman Ecz. Haluk Tarım. Aralarında Mekin Tanker ve Haluk Tarım’ın bulunduğu Merkez Heyeti bir toplantıya katılmak üzere karayolu ile Ankara’dan İstanbul’a yol almakta. Merkez heyetinin bulunduğu araç Ankara’dan henüz Kızılcahamam mevkiine geldiğinde hava kararmak üzeredir. Bir polis aracı yolda kendilerini durdurarak o dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın Başbakanlık konutunda kendilerini beklediğini acil olarak geri dönmeleri gerektiğini söyler. O dönemlerde henüz cep telefonu yoktur. Merkez heyeti büyük bir şaşkınlık ve merakla kendilerine eskortluk yapan ekip arabasını takip ederek Özal’ın kendilerini beklediği Başbakanlık konutuna girerler. Uzun olmayan bir beklemenin ardından Özal, Merkez Heyetinin bulunduğu salona gelerek kısa bir sohbetten sonra konuya girer. İlaç dışı olarak tanımlanan ve doğal olarak reçetesiz satılan, aralarında ağırlıklı olarak vitaminlerin bulunduğu ürünlerin eczane dışına çıkması ve bu ürünlerin reklamlarının serbest olması konusunda ne düşündüklerini sorarak kendilerinden bu konuda bir dosya hazırlayıp getirmelerini ister. Merkez Heyeti büyük bir şaşkınlık ve tedirginlik yaşar. Öyle ya liberal politikalar yanlısı bir siyasetçi olan Özal’ı bu konuda ikna etmek ve bu ürünlerin eczanede kalmasını sağlamak kolay olmayacaktır. Merkez heyeti kolları sıvayarak detaylı bir rapor hazırlar. Üniversitelerdeki Hocalarımızın da katkıları ile hazırlanan bu raporda; halk sağlığını yakından ilgilendiren bu ürünlerin kontrolsüz bir şekilde eczane dışına çıkartılması ile marketlerde satılmasının yolu açılacak olursa bunun yaratacağı olumsuzluklar detaylı bir şekilde raporda anlatılmıştır. Prof. Dr. Mekin Tanker hocamızın başkanlığında Turgut Özal’ın huzuruna çıkan Merkez Heyetimiz konuyu tüm yönleri ile anlatarak bu konuda hazırlamış oldukları raporu sunar. Özal görüşmenin sonunda rapora kısa bir göz atıp Merkez Heyetimize dönerek Uluslararası sermaye lobilerinin Türkiye’de ilaç dışı ürünlerin satışının eczane dışına çıkması ve reklamlarının serbest bırakılması konusunda büyük faaliyetleri olduğunu, ancak kendisinin konuyu çok net anladığını, görevde kaldığı sürece asla bu konunun bir daha gündeme gelmeyeceğini ifade eder. Merkez Heyetimiz büyük bir başarıya imza atmış olmanın mutluluğu ile konuttan ayrılır.

(Not: Ecz. Haluk Tarım’ın anlatımından alınmıştır.)

 

Sene 2013; sonbahar ayı. Konya’da o tarihlerde Murat Selçuk’un konuşmacı olarak katıldığı, bir ilaç firmasının düzenlediği toplantıya davet edildiğimi hatırlıyorum. Konuşmanın başında Murat Selçuk bir tehlikeye dikkat çekerek özetle şunları söyledi; İlaç dışı ürün pazarı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük sermaye gruplarının iştahını kabartmaktadır. Ülkemizde yakın bir süre içerisinde zincir eczanelerin görülebileceğini, ilaç dışı; Over The Counter (OTC) yani tezgâh üstü ilaç olarak bilenen bu grubun eczane dışına çıkabileceğini, bu gelişmeleri seyretmek yerine neler yapılabileceğini düşünmek, eğitime önem vererek eczanelerin bu olumsuz gelişmelerle başa çıkabilecek aksiyonları almasının zamanının geldiğini anlatan bir konuşma yapmış ve salonda bulunan eczacılar ilgi ve biraz da endişe ile bu konuşmayı dinlemişti. Bende toplantı sonrasında o güne kadar sadece ismen bildiğim Murat Selçuk’un yanına giderek kendimi tanıtmış yapmış olduğu bu uyarıcı konuşmadan dolayı tebrik etmiştim.

Sonrasında ne oldu dersiniz!... Meslek Örgütümüzün üst düzey yöneticilerinden bir meslektaşımız öyle zannediyorum ki kendisine aktarılan eksik ve hatalı bilgiler çerçevesinde bu toplantının ardından Murat Selçuk’u arayarak eczacıları paniğe sevk edip yanlış bilgiler verdiğini, böyle bir tehlikenin olmadığını, Meslek Örgütümüzün prestijini sarstığı gibi ifadelerle Murat beyi suçladığını hayretler içerisinde öğrendik. Üstelik bununla da yetinilmediği, İlaç firmasına yapılan şikayet ve baskı sonucunda, Murat Bey’inde işine son verildiğini üzülerek işitmiştik.

Öyle ya körler ülkesinde görmenin ayıp, hatta suç sayıldığını bilmesi gerekiyordu…

Şimdi;

Yukarıda yazmış olduğum üç ayrı zamanda yaşanmış ancak birbirleri ile son derece bağlantılı anekdot’ları değerlendirip yorumlayacak olur isek;

Öğrencilik yıllarımda hocalarımızın; ‘’paketlenmiş gıdalar gelecekte eczanelerde satılacaktır, bu konu halk sağlığı açısından çok önemlidir’’ söylemlerinin ardından geldiğimiz nokta, kaybettiğimiz değerler açısından oldukça düşündürücüdür.

İkinci anekdot’ta; 80’li yıllarda Merkez Heyetimizde görev almış eczacı büyüğümüz Haluk Tarım ile yapmış olduğum bir sohbetten hatırladığım kadarı ile almış olduğum notları sizlerle paylaştım.

Hükümetler ve geri ödeme politikaları açısından bakıldığında, böyle bir deregülasyon; ilaçlara güvenli ve rahat ulaşımı artırmak, toplumu sağlık açısından güçlendirmek ve bireyi kendi sağlığı için daha fazla sorumluluk almaya teşvik etmek gibi bir felsefeye sahiptir ve bununla bağlantılı olarak, başta sağlık harcamalarında tasarruf yapmak gibi çeşitli sebeplerden dolayı reçeteli ilaçların OTC formlarının piyasaya sürülmesini, oluşturdukları sorunları düşünmeden sadece sağlık ekonomisindeki kaygılardan dolayı desteklemektedirler. Bunda uluslararası sermaye lobilerinin katkılarını bilmekte ve bu lobilerin çalışmalarının geldiğimiz süreçte giderek artmakta olduğunu da görmekteyiz.

80’li yıllarda görev yapan Prof. Mekin Tanker başkanlığındaki Merkez Heyetimizin hazırlamış olduğu rapor ve yapmış oldukları çalışmaların bu süreyi uzattığını görmüş olduk.

Üçüncü anekdot’ta; anlattığım örnekte olduğu gibi, OTC konusunun konuşulmasını engellemek, örtbas etmek gibi bir düşüncenin anlamlı olmadığı görülmektedir.

Sonuç olarak;

OTC Grubundaki ilaçların avantaj ve dezavantajlarının bir çerçeve içerisinde doğru verilerle incelenmesi gerekmektedir. Korkmak, panik olmak ve kızgınlıkla hareket etmek yerine yapılacak çalışmalarla Eczacılık Mesleği açısından OTC sorununun fırsata çevrilebilir olduğunu düşünmekteyim. Konu ile ilgili doğru bir değerlendirme için Ülkemizde ve Dünyadaki OTC uygulamalarına da doğru bakış açısıyla bakılmalıdır.

Ülkemizde OTC ilaçlara dair bir yasal düzenleme henüz olmadığından bu listedeki ilaçlar eczanelerde, eczane dışı market ve benzeri yerlerde kelimenin tam anlamıyla peynir ekmek gibi satılmaktadır. Bu uygulamadaki asıl amaç; geri ödeme kurumlarının ilaca ayırdıkları payı azaltmaktır. Fakat, bu kategorideki ilaçların etkinliği ve yan etkilerinin kim tarafından değerlendirileceği konusunda bireyler açısından bilinçsizlik ve bilgi asimetrisi mevcuttur.

Türkiye’de, ilacın reçeteli ya da reçetesiz olmasına ve fiyatlarına Sağlık Bakanlığı karar verirken, geri ödeme listesinde olup olmamasına karar veren merciinin SGK olması, hasta sağlığı açısından son derece riskli durumlara sebebiyet vermektedir. Yine, reçetesiz ilaçların hangi kalemleri kapsayacağı, geri ödemesi, reklam ve satış yerleri hakkında tam bir muamma söz konusudur.

Firmalar benzer etkiye sahip ürünler arasında satış marjını yükseltmek için daha fazla reklam yapacaktır ve bu reklamlar direkt hastaya yönelik olacaktır. Doğal olarak hasta, tedavisini sağlayacak doğru ilacı bulabilmek için reklam bilgilendirmelerini dikkate alacaktır. Ancak ürünlerin satışını artırmak amaçlı yapılan bu reklamlarda etkili bir yan etki bildirimi yapılamayacaktır. Bunların sonucunda hastalar daha fazla sağlık harcaması yapacak ve tam bir tedavi alamayacaklardır. OTC ürün kullanımının artması için, firmaların harcayacağı reklam maliyeti artacak ve sağlık otoritelerinin toksisite takip harcamaları da artacaktır. Yani sanılanın aksine sağlık bileşenlerinin her birinden daha fazla maddi kayıp ortaya çıkacaktır.  

Sağlık otoritesine; kendi kendine tedavi anlayışı sonucu, yanlış teşhis ve tedavi masraflarının hastaya yüklenmesi neticesinde dolaylı olarak birçok riskin ortaya çıkabileceğini, hasta sağlığı ve kamu maliyesi açısından reçetesiz kullanılan ilaçların pek çok zararının olabileceğini, bu durumun kamuya daha fazla ekonomik yük getireceğini doğru ve etkili bir şekilde anlatılmalı, bu noktada sorunun sağlık otoritesi ile birlikte yapılacak çalışmalar neticesinde, mevzuatta yapılabilecek düzenlemeler sonucunda çözüme kavuşabileceğine inanmaktayım.

Türkiye’de beşeri ilaçlar için ilaç yazma yetkisi yalnızca hekimlere ve diş hekimlerine verilmiştir, yani reçeteler esasında eczacıya yönelik yazılardır. Dolayısıyla, ilacı hazırlama ve hastaya verme yetkisi de eczacılara aittir. Bu sorumluluk karşılığında, hastaların ilaçları kendilerine uygun şekilde kullanabilmeleri açısında eczacılar tarafından bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Reçetenin incelenip, varsa yanlışlıkların saptanarak hastanın uygun kullanımı için bilgilendirilmesi eczacının görevidir.

Tıp ve diş hekimlerinin aksine eczacılar ilaç konusunda daha donanımlı bir eğitim almaktadırlar, bundan dolayı OTC ürünlerinin yaygınlaşması durumunda eczacının tedavideki rolü artırılmalıdır.

OTC ürünlerin tüketiciye ulaşmasında eczacının bilgi ve donanımlarından faydalanılır ise eczacılar mesleklerini icra ederek, müstahzar piyasasının daralması ile kaybettikleri mesleki tatmini ve maddi kazançları yeniden elde etmiş olacaklardır.

Sonuç olarak, akılcı olmayan ilaç kullanımı günümüzde Türkiye’de ve tüm dünyada önemli bir sorun teşkil etmektedir. İlaç satan kişi rolündeki eczacılar, giderek tedavi sürecinde işbirlikçi ve uygulayıcı pozisyona geçmektedir. Bunun getirisi olarak, eczacı, hastanın tedavi sürecinin başlayabilmesi için gerekli olan nihai basamaktır. Dolayısıyla, eczacılar akılcı ilaç kullanımında ve OCT ilaçların suistimal edici olmadan kullanımında anahtar kişilerdir.

Yazımın başlığında Feromon’a olan ihtiyacımızdan bahsetmiştim.

Karıncaların çok ileri düzeyde bir örgütlenme yapıları vardır. Kimyasal koku molekülleri olan Feromon sayesinde iletişim kurar, yol bulur, organize olur, koloni halinde düşünür, karar verir ve uygularlar. Bu mükemmel düzen aksamadan devam eder ve imkansız denilen ne varsa gerçekleştirebilirler.

OTC ve gelecekte bizi bekleyen tüm sorunların çözümünde doğru organizasyon ve örgütlenmeye ihtiyacımızın olduğu kuşkusuz bir gerçektir. Kısacası ihtiyacımız olan tek şey FEROMON’dur…   

                                                                                  

 Uzm. Ecz. Ahmet Nezihi PEKCAN 

          

Kaynak:

  • Sağlık Akademisyenleri Dergisi
  • (OTC Grubundaki ilaçların avantaj ve dezavantajlarının incelenmesi)
  • Nazan Kartal, Sema Arısoy

 



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat