İnsülin Direnci ve Metformin

Uzm.Ecz.Duygu Değirmen Kırboğa yazdı...

Son güncelleme: 19-09-2018

Uzm.Ecz.Duygu Değirmen Kırboğa, Eczacının Sesi okurları için yazdı.

 

DİYABET- İNSÜLİN DİRENCİ ve METFORMİN

 

Uzm.Ecz. Duygu DEĞİRMEN KIRBOĞA



Diyabet, insülin salgılanmasında meydana gelen eksiklik, insülin direnci gelişmesi veya her ikisinin bozukluğundan kaynaklanan bir tablo olup hiperglisemi ile karakterize, sürekli medikal bakım gerektiren, kronik kompleks metabolik bir hastalıktır. 

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada görülme sıklığının 350 milyondan 2030 yılına kadar 550 milyona çıkması olasıdır. 

Vücutta kan şekerinin düzenlenmesinde rol oynayan hormonların en önemlisi, pankreasın beta hücrelerinden salgılanan insülin hormonudur. Pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretememesi ya da üretilen hormonun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda enerjiye dönüşmesi gereken glukoz, kanda birikerek kan şekerinin yükselmesine neden olur.

 

DİYABETİN BELİRTİLERİ:

·          Sık idrara gitme (poliüri)

·          Çok su içme (polidipsi)

·          Sık acıkma

·          Ağız kuruluğu

·          Açıklanamayan kilo kaybı

·          Yorgunluk, bulantı, görme bozukluğu

·          Kaşıntılı ve kuru cilt

·          Ayaklarda duyu kaybı

·          Yaraların zor iyileşmesi

·       İnatçı mantar enfeksiyonları varlığı (vajinal kandiyazis )

  
Bildiğimiz üzere diyabetin en sık karşılaşılan 2 tipi vardır.

TİP 1 DİYABET

 

·          Tip 1 diyabet İnsüline bağımlı diyabet türüdür. Mutlak suret ile insülin eksikliği vardır

·          Sıklıkla çocukluk ve adolesan çağlarda ortaya çıkar.

·          Semptomlar daha belirgindir.

·          Hastalar sıklıkla zayıflar ya da aynı kiloda kalır, kilo alımı zordur.

·          Hastaların %10’unda birinci derece yakınlarında Tip1 diyabet vardır.

 Sağlıklı yaşam sürdürülebilmesi için İnsülin tedavisi kaçınılmazdır

 

TİP 2 DİYABET

 

·          Dokularda insülin duyarlılığı azalmıştır. (insülin direnci)

·          Orta yaşlarda başlar (40 yaş sonrası)

·          Başlangıcı yavaştır, çoğu hastada bulgular siliktir yada hiç yoktur.

·          Hastalar sıklıkla obez veya yüksek kiloludur.

·          Genetik faktörler ve çevresel faktörler birlikte rol oynar

·          Hastaların yaklaşık %50 ‘sinde ailede diyabet öyküsü vardır.

 

·          Beslenme düzenlenmesi, egzersiz, Oral antidiyabetikler ve gerekir ise insülin ile tedavi edilir.

 

·          Diyabetli hasta popülasyonunun %75’inden sorumlu olan tiptir.

 

 

İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR?

İnsülin direnci, belirli bir konsantrasyonda, insülinin umulandan daha az biyolojik bir etki oluşturmasıdır. Daha genel bir ifade ile,‘vücudun, ürettiği insülini kullanamaması’ olarak tanımlanabilir. İnsülin, pankreas bezinden salgılanır ve ana enerji kaynağımız olan şekerin (glukoz) hücrelere girmesini sağlar. Sindirim sisteminde glukoza kadar parçalanan besinler, kan yoluyla hücrelere ulaşır. Kanda taşınan glukoz “kan şekeri” olarak bilinir ve öğün sonrası kandaki düzeyi yükselir. Bu süreçte salınan insülin, hücrelerin şekeri kullanabilmesi için gereklidir. İnsülin direnci olan kişilerin karaciğer, yağ ve kas hücreleri, insüline düzgün cevap veremez ve kan şekeri yükselmeye devam eder. Bunun sonucunda; şeker seviyesini düşürmek için refleks cevap olarak pankreas bezi daha fazla insülin salgılar. Bu salgılama işlemini sonsuz değildir ve bir müddet sonra pankreas bezi yeterli insülin üretemez hale gelir. Kanda giderek yükselen şeker, tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalıklara zemin hazırlar. Bu birden fazla sayıdaki problemler, “metabolik sendrom”, “insülin direnç sendromu” olarak bilinir. İnsülin direnci olan pek çok kişinin kanında hem şeker hem de insülin düzeylerinin yüksek bulunduğu görülmektedir. İnsülin direnci hakkında yeterli bilgi sahibi olarak yaşam tarzında yapılacak etkin düzenlemeler ile diyabet ve diğer sağlık sorunlarının gelişimi engellenebilir.

 

İNSÜLİN DİRENCİ AÇISINDAN KİMLER RİSK ALTINDA?

1.TİP 2 Diyabetliler,

·       101 – 125 mg/dL arasında seyreden açlık kan şekeri seviyeleri,

·      Bozulmuş glukoz toleransı olan bireyler yani 75 g şeker yükleme testi sonrası 140–199 mg/dL arasında seyreden şeker seviyelerinde olan hastalar

 

2. Kan basıncının 140/90 mmHg’dan yüksek olması ve ilaç tedavisi alınması, HİPERTANSİYON hastaları

3. 150 mg/dL’nin üzerindeki trigliserit seviyeleri, HİPERLİPİDEMİ hastaları

4.  HDL seviyelerinin erkekler için 35 mg/ dL’nin, kadınlar için 39 mg/dL’nin altında olması,

5. Vücut kitle indeksinin 30 kg/m2 nin, bel basen oranının erkekler için 0,9’un, kadınlar için 0,85’in üzerinde olması, OBEZ hastalar

6. İdrar albumin atılım seviyesinin 20 mcg/ dk’nın veya albumin-kreatinin oranının 30 mg/g’dan büyük olması. BÖBREK FONKSİYON BOZUKLUGU ve BÖBREK YETMEZLİĞİ hastaları

Ailede Tip 2 diyabet öyküsü, hipertansiyon, koroner kalp hastalığı ve polikistik over sendromu bulunması ile sedanter bir yaşam tarzı ve ileri yaşta olmanın da diğer risk faktörleri olduğu WHO tarafından belirtilmektedir

 

İnsülin reseptör sayısı azalır.Hiperinsülinemi sonucu reseptör kendini kapatır. Erken dönemde vucut insülin salgılayarak kan glukozu yükselmesini tolere eder ancak ilerleyen evrelerde Karacigerde glukoz üretimi artması ve kas veya yağ dokuya glukoz alımının azalması  ile direnç daha da ağırlaşır. Sonuç olarak pankreastan insülin salınımı azalır.

 

İNSÜLİN DİRENCİNDE KULLANILAN İLAÇLAR

 

 

METFORMİN:

Fransız leylağı olarak bilinen ’Galega officinalis’; antihiperglisemik alkaloid olan galegin’in doğal kaynağıdır.

 

·          Oral antidiyabetik ilaçların arasında en iyi sonuç veren ilaç olması nedeni ile öne çıkmaktadır.

·          Diyabetli hastada hiperglisemiyi azaltır fakat monoterapide hipoglisemi yapmaz. 85 g a kadar artırılan dozlarda bile hipoglisemi yapmamıstır. Bu özelliği ile klinikte çok tercih edilen bir ilaç olmuştur. HbA1c üzerinde %1-2 düşürücü etki göstermektedir ki bu gerçekten tek bir ilaç tedavisi için muazzam bir yanıttır.

·          Tip 2 DM tedavisinde tanı anında verilecek ilk ilaçtır.

·          Pankreasın beta hücrelerini etkilemezler ve insülin salınımını artırmazlar. Pankreas dışı yolaklar ile etki gösterir.

·          Etkilerini hedef hücreler tarafından glukoz alınımını ve kullanımını artırarak yaparlar. İnce barsakta glikoz absorbsyonunu artırır böylece kan şekeri düşer. Karaciğerden glikoz çıkışını azaltır (glukoneojenezi azaltır). Böylece insülin direncini kırmak adına büyük bir destektir.

 

·       Total kolesterol, LDL ve VLDL de azalma meydana getirir.  HDL üzerinde de artış yapabildiği bilinmektedir. Koroner arterlerinde hasar olan diyabet hastalarında gösterdiği bu etki sayesinde Diyabet zeminli kalp krizine bağlı mortalitede %36 gibi çok önemli bir düşüş sağlamaktadır.

·       Adipoz (Yağ) doku üzerindeki etkileri çok kıymetlidir. Kullanan hastanın metabolizmasına bağlı olarak 6 kg’a kadar kilo kaybı gözlenmiştir. Bu etkisini iştah merkezine direkt etki ederek ve glukozun barsaktan emilmesinde azalma sağlayarak göstermektedir.Önemli olarak, 10 yıl sonrasında bile ortalama 2.5 kg kayıp devam etmekte ve önceki plasebo grubuna göre diyabette %18 azalma görülmektedir.

·       Bir diğer etkisi de trombosit agregasyonunu azaltması sonucu emboli riskini düşürmesidir. Ayrıca oksidatif stresi azalttığı, Kan basıncını düşürdüğü yapılan çalısmalar ile kanıtlanmıstır.

 

YAN ETKİLERİ VE KULLANIMI KISITLAYAN FAKTÖRLER

Hastaların %20’sine yakın kısmında başlangıçta bulantı, ishal, kramp tarzında karın ağrısı, tat bozukluğu gibi gastrointestinal yan etkiler görülebilmektedir. Tok karna, düşük dozda, yavaş doz artırımı ile bu yan etkiler tolere edillebilir.

Yavaş salınımlı tabletlerin GIS şikayetlerinde azalma yaptığı bilinmektedir. Kullanan hastaların %95 i bu yan etkilerin zamanla azalmasına bağlı olarak tedaviyi sürdürebilmektedir.

 

Bağırsaktan folik asit ve B12 vitamin absorbsiyonunu azaltır (% 30 a varan oranda azalma yaptığı görülmüştür.) Megaloblastik anemi riski göz ardı edilmemelidir. Biz eczacılar hastalarımızı bu konuda bilinçlendirmeli, düzenli aralıklar ile b12 düzeylerini ölçtürmelerini ve gerekli ise b vitamini destegi almaları konusunda uyarmalıyız.

 

Böbrek yetmezligi, Karaciğer hastalığı, kronik alkolizm varlıgında laktik asidoz yapabilir. Laktik asidoz çok nadir görülür ancak ölümcüldür. Bu nedenle prospektüsünde de belirtildiği üzere bu hastalarda metformin kullanımı kontrendikedir.

Bir diğer uyarı da metforminin tedavisi altında iken alkol alınmaması ile ilgili olmalıdır. Akut alkol intoksikasyonunda laktik asidoz riski artar. Daha önce bahsettğimiz üzere Ölümle sonuçlanabilen bir tablodur.

 

Metformin tedavisinde olan bir hastaya iyotlu kontrast madde verilerek görüntüleme yapılacak ise 48 saat öncesinde ilaç kesilmelidir. Aksi taktirde hasta böbrek yetmezliğine kadar gidebilecek bir renal hasar alabilir. Uygulamadan sonraki 48. saatte kreatin, üre ölçümü yapılarak böbrek fonksiyonları kontrol edilmeli ve değerler uygun ise tedaviye kaldığı yerden devam edilmelidir.

Hastalarımızı bu konu ile ilgili uyarmak bizlerin görevidir.

 

 


Eczacının Sesi/ Farmazi Akademi


Son eklenen haberler

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.



Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim