Tokluk Hormonu: Leptin-1

Son güncelleme: 09-09-2019

TOKLUK HORMONU   LEPTİN

                                           &

                          OBEZİTE    İLİŞKİSİ

 

Uzm.Ecz.Duygu DEĞİRMEN KIRBOĞA

 

1. Bölüm

 

'LEPTİN kilo kontrolünde son derece kritik önemi olan bir hormonudur' diyebilir miyiz?

Kuşkusuz! Diyebiliriz.

Leptin hormonu, beyaz yağ ve pankreas hücrelerinde üretilip salgılanan, insan vücudunda beyaz yağ hücreleri tarafından depo edilen,1994 yılında Zhang ve arkadaşları tarafından keşfedilen, adını Yunanca leptos (ince) kelimesinden alan, sitokinlere benzeyen ve 167 aminoasit içeren protein yapısında bir hormondur. En önemli fizyolojik etkisi gıda alımını baskılaması, bazal metabolizmayı hızlandırmasıdır. Bunun yanında büyüme ve gelişmeyi, üremeyi, vücut ısısındaki dengeyi, nöroendokrin sinyal oluşumunu ve insülin direncini düzenleyen bir sinyal faktörüdür.

Leptin başlıca adipoz dokuda sentezlenmekle birlikte iskelet kası, plasenta, gastrik epitel, hipofiz ve meme bezi tarafından da salgılanmaktadır. Primer olarak beyaz yağ dokusundan sagılanmakla birlikte az miktarda esmer yağ dokusundan da salgılanır. Hipotalamus üzerinden çeşitli mekanizmalar ile etki ederek iştahı azaltmaktadır. Leptinin kan konsantrasyonunun vücuttaki yağ miktar ile doğru orantılı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle de serum düzeyleri kadınlarda (yağ dokusunun fazla olması nedeniyle) erkeklere oranla daha yüksektir. Erkeklerde ayrıca testesteron hormonunun leptin seviyesini baskıladığı bilnmektedir. Hipotalamustan salınan nöropeptid y ve Kortikotropin salgılattırıcı hormon yemek yenilmesini uyarmakta, bunun sonucunda artan yağ dokusundan salınan leptin ise hipotalamusdaki reseptörlerine bağlanarak doygunluk hissini meydana getirmekte ve böylece yemeğe son verilmektedir. Leptin, merkezi sinir sistemi ve periferal dokulara yerleşmiş leptin reseptörlerine (ObRs) tutunur. Serbest ve proteine bağlı olarak iki formda bulunmakla birlikte leptin aktivitesinden serbest formun sorumlu olduğu düşünülmektedir. Yapılan çalışmalarda obez bireylerde serumdaki leptinin büyük kısmının serbest formda olduğu tespit edilmiştir.

Leptin beyne ulaştığında, kan-beyin bariyerini geçer ve hipotalamusun kavisli çekirdeğindeki leptin reseptörlerine bağlanır. Leptin, hipotalamusa, enerji dengesini sağlamak için sinyal gönderir ve metabolik hızın artmasını sağlar.

Leptin temel tokluk hormonudur. Görevi beyine an itibari ile “tok” olduğunuzu ileten bir dizi sinyal göndermektir. Bu noktada küçük ama değerli bir ayrımdan bahsetmem gerekiyor. İştah, açlıkla aynı şey değildir.

İştah ‘duygusal’ bir istektir. Bu nedenle her zaman hormonlar tarafından kontrol edilmemektedir. Stres, bilişsel mekanizmalar, algılar ve özellikle de duygular süreci etkiler ve iştahı azaltır ya da artırır. “Açlık” olarak tanımladığımız şeyse fizyolojik bir ihtiyaçtır, hayatta kalmak için doğuştan beri var olan yeme iç güdüsüdür. Beslenme ihtiyaçlarınızı karşılamak için kullanılır, bu sayede gelişmemizi sağlar.

Obezitenin biyolojik temeli ile davranışlar arasındaki ilişki önem teşkil etmektedir. Obezite de bilişsel davranışçı terapi güncel tedavi kılavuzlarına giren bir kavram olup asıl hedefi, yemenin azaltılması ve aktivitenin arttırılmasıdır. Davranış teorisine göre, yeme davranışı gıdaların haz verici özellikleri ve açlık hissini azaltmaları ile pekişir ve güçlenir. Özetle fazla yemenin yol açacağı olumsuz sonuçlar, yani uzun vadede ortaya çıkacak kilo artışının getireceği bedeller, tat ve tokluğun getirdiği erken olumlu ödüllere kıyasla daha hafif kalmaktadır.

 

LEPTİN’İN FİZYOLOJİK FONKSİYONLARI NELERDİR?

Leptinin vücuttaki başlıca rolü, beyin (özellikle hipotalamus) üzerine negatif “feedback” etki ile gıda alımını ve enerji metabolizmasını düzenlemek ve obezite gelişmesini engellemektir.

Ayrıca, metabolizmanın düzenlenmesi

·       cinsel gelişim,

·       üreme,

·       hematopoez,

·       immünite,

·       gastrointestinal fonksiyonların düzenlenmesi ,

·       sempatik sinir sistemi aktivasyonu ,

·       anjiyogenez ve osteogenezis’de çok önemli rolleri olduğunu saptanmıştır.

 

LEPTİN DİRENCİ NEDİR?

Leptin, beyine, vücutta yeterli miktarda yağ bulunduğu ve daha fazla yağ depolanmasına ihtiyaç duyulmadığı sinyalini gönderir. Bu ileti sonucu kontrolsüz ve aşırı yemek yeme engellenir. “O halde kilolu olan insanların yüksek leptin seviyeleri onların iştahını neden kontrol edemiyor, metabolizma hızını düzenlemiyor?” diyebilirsiniz. Kandaki leptin düzeyi, yağ doku miktarı ve beden kitle indeksi (BMI) ile doğrudan ilişkilidir. Beden kitle indeksi yüksek ise kandaki leptin seviyesi yüksektir. Aslında gerçek sorun leptin üretiminde değildir; kilo vermekte güçlük çeken kilolu bireylerin çoğunun, LEPTİN DİRENCİNE sahip olduğunu göstermektedir.

Obezlerde artmış yağ dokusundan, fazlaca leptin salgılanmaktadır. Ancak bu artmış leptin, beyinde, iştah merkezindeki hücrelerdeki leptin algılayıcı reseptörlerin azalmasına neden olmaktadır. Böylece ortamda fazla leptin olmasına rağmen, leptinin yağ yakıcı ve iştahı kapatıcı sinyali hücrelere ulaşamamaktadır. Bu duruma “LEPTİN DİRENCİ” denmektedir. Vücut, leptin direncini açlık olarak algılar, bu nedenle depolardaki fazla yağı yakmak yerine depoları artırmak için birden fazla mekanizma harekete geçirilir. İnsülin direnci, hipotiroidi bu mekanizmalara örnektir. Kadınlarda erkeklere kıyasla leptin direncinin daha sık geliştiği gözlenmiştir.

 

LEPTİN DİRENCİ BELİRTLERİ NELERDİR?

·        Kilolu olmak.

·        Yüksek stres hali

·        Gün içinde sürekli yorgun ve halsiz hissetme

·        Duygusal dalgalanmalar yaşamak

·        Özellikle geceleri artan iştah ve karbonhidrata yönelme durumu olması.

·        Büyük porsiyonlarda sık sık yemek yemek ve sürekli atıştırmak.

·        Artmış trigliserid, kolesterol ve şeker düzeyleri.

·        Normal dısı seyeden Tiroid düzeyleri.

·        Karaciğer yağlanması olması.

·        Vücutta inflamasyona bağlı hastalıkların olması (kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, hashimato gibi tiroid hastalıkları, kanserler-özellikle pankreas kanseri, lenfoma)


 

LEPTİN SALGISINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER NELERDİR?

 

Devamı gelecek…


Eczacının Sesi/ Farmazi Akademi


Son eklenen haberler

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.



Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim