1. Bir Tutam Tuz
  2. Ecz. Sabih Tekin Çağlar
  3. t.caglar@eczacininsesi.com

01-12-2016


Sapak

 Adana şehri “yaşadığınız yerin şimdilik kıymetini bilin, yakındır sizin de bu hayata alışmanız” dercesine bomba sesi ile uyandırarak günaydın dedi toplantıya gelen eczacılara. Biz toplantının başında bu eylemi lanetlemeye çalışırken, evlerimize döndüğümüzde Adana’nın bağrına ateş düşeceğini ve yüreklerin dağlanacağını henüz bilmiyorduk.

Eczacılar Birliği’nin çalışmalarındaki bilinmeyen tarafları öğrenecek, kürsüye çıkacak konuşmacıları dinleyerek cümlelerin arasına gizlenmiş şifreleri çözmeye çalışacaktık oysa. Gerçi bu Eczacı TV işi çıkalı da örgüt toplantılarının da gizemi kalmadı. Tüfek icat oldu mertlik bozuldu derdi eskiler. Neymiş efendim canlı yayında tüm eczacı izleyecekmiş toplantıları. Ne gerek vardı bilmiyorum. Biz toplantıları izlerdik, kaçırdıklarımızı basılı kitaplardan okurduk, gerektiği kadarını da dışarıya anlatırdık olur biterdi. Bilgi bizde gizli olunca biz de değerli olurduk bilgiye ulaşmaya çalışanlar tarafından.

Her şeye rağmen diğerlerinden biraz farklı bir toplantıya şahit olduk. Uzun yıllardır üzerinde çalışılan stok affının hayata geçirilmesi, Merkez Heyeti hanesine yazılmış artı puan olarak baş gündem maddesini oluşturdu. Smart eczane, eczacı kart, çalıştay sunumları katılımcıların yoğunlaştığı konular olarak özetlenebilir.

Eczanesi ve/veya ekranı kapatılan, siyasal nedenler veya yaşadığımız olağanüstü günler nedeni ile özgürlüğü kısıtlanan meslektaşlarımız toplantının en sancılı bölümünü oluşturdu.

Dünyada yaşanan gelişmelerin ülkemize etkileri ve mesleğimize yansımaları da tüm katılımcıların ortak kaygı duydukları konular idi. Özetle, yapılanlar, yapılamayanlar ve başımıza gelmesi muhtemel durumlar değerlendirildiğinde, katılımcıların büyük bir çoğunluğunun hemfikir olduğu yadsınamaz bir gerçekti. Peki uzlaşılamayan konu neydi? Meslek örgütümüzün kimler tarafından ve nasıl yönetilmesi gerektiği noktasında ciddi bir ayrılık söz konusuydu salonda ve kürsüdekilerde.

Mesele koltuk meselesi idi yani. Koltuk kelimesi uzun zamandır oturulacak bir eşya olmaktan çok görev yapılan makamları tanımlar oldu. Koltuk sahiplerine bu açıdan baktığımızda net bir biçimde ikiye ayrıldıklarını görmekteyiz. Bir tarafta, tabanın desteği ile belli makamlara gelen ve görev yaptığı sürece iş üreterek, proje geliştirerek, çözüm odaklı çalışarak bulunduğu makama değer katan insanlar, diğer tarafta ise bir makama ulaşabilmek, koltuk sahibi olabilmek, kendini bir yerlere taşıttırabilmek için her türlü çabayı gösteren insanlar…  Açıkçası aradaki fark çıplak gözle görülebilecek kadar barizdir. Bilgi, birikim ve üretimden yoksun kişiler, spekülatif söylem ve eylemlerle bir yerlere tırmanmak ve oralardan siyasal ve ekonomik anlamda nemalanmak peşindedirler. Hani ünlü bir deyiş vardır; Zirvelerde kartallar da bulunur yılanlar da. Ancak birisi oraya süzülerek, diğeri sürünerek gelmiştir. Önemli olan nereye gelmiş olduğunuzdan çok, nereden ve nasıl geldiğinizdir”

Eski zamanlarda konuşmacılar kürsüye çıkarken ellerine notlarını yazdıkları küçük not kâğıtları alırlardı. Daha sonraları kartonlara basılmış yazılı metinler kullanılmaya başlandı. Teknolojini gelişmesi ile barkovizyondan sunumlar, hatta siyasetçilerin kullandığı kayan yazılı ekranlar hayatımıza girdi. Kürsü önemlidir; salonu etkilemek, alkış almak güzeldir çünkü. Konuşmacıların ellerinde dergi, kitap, gazete kupürü vb ile kürsüye çıkmalarına da alışmıştık ama konuşmaya başlamadan önce kürsüye siyasi parti kimlik kartı koyup konuşmaya başlayanlara ilk defa rastladı eczacılar. Oda yöneticilerinin siyaset yapması olumlu karşıladığım, hatta desteklediğim bir durumdur… Bu çatı altında herkes birbirinin siyasi görüşünü bilir ve saygı da duyar. Ancak örgüt çatısı altında ceketlerimizin yakasında sadece ve sadece mesleğimizin rozeti taşınmalıdır… Hal böyleyken; birden fazla konuşmacının, organize olmuş bir biçimde, konuşmaya başlamadan önce, ayni siyasi kartviziti kürsüye koymasının açıklanabilir bir yanı yoktur…. Siyasal kartvizitin sağladığı öz güvenle yükseltilen ses tonu, tehdit kokan üsluplar ve işaret parmağının salona dönmesi, örgütün artık gerçek anlamda bir SAPAĞA geldiğini göstermektedir. Sapakta iki yol vardır, bir tarafta uçurum diğer tarafta ise taşlı dikenli bir patika. Bugünden sonra eczacıların önünde güllük gülistanlık yol olmayacaktır.

Bu bizim kaderimiz midir?

Hayır.

Bu yolun sonunda ışık var mıdır?

Elbette vardır.

Tercih biz eczacılarındır.

 

t.caglar@eczacininsesi.com


Son eklenen yazılar

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.
Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi | Forum
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim