Kanser, hücrenin genetik yapısında art arda gelen mutasyonların ve  epigenetik değişikliklerin DNA'da hasar oluşturması, bu hasarların hücrenin tamir kapasitesini aşarak  birikmesi  sonucu yıllar içinde ortaya çıkan bir patolojidir.  Normal bir hücrenin kontrolsüz bölünüp çoğalan bir kanser hücresine dönüşmesi sürecine karsinogenez denir.

Normal bir vücut hücresinin yaşam döngüsü bölünme, belirli bir fonksiyonu sağlamak üzere farklılaşma ve apoptoz ya da programlı hücre ölümü dediğimiz  evreleri içerir.  Mutasyona uğrayan bazı genler,  bu mekanizmayı etkileyerek anormal hücre çoğalmasına sebep olur. Kanser oluşumunda rol oynayan bu genler  4 grupta incelenebilir.

1. Onkogenler: Normal koşullarda hücre çoğalmasından sorumlu olan protoonkogenlerin  mutasyona uğraması sonucu oluşan  onkogenler,  hücrenin büyüme hızını artırır ya da hücreye kalıcı olarak bölünme talimatı verir.

2. Tümör baskılayıcı genler: Bu genler DNA'da bir hasar oluştuğunda  onarım mekanizmalarını başlatır, eğer hasar onarılamazsa hücre ölümü için talimat verir. Birçok  kanser türünde tümör baskılama genlerinden en bilineni olan ve DNA'nın koruyucusu olarak adlandırılan P53 geninin mutasyonu  görülmüştür.

3. DNA onarım genleri: Hasarlı DNA'nın onarımı için protein oluşturlar. Bu genlerde bir mutasyon gerçekleştiğinde onarım yeteneği azalır  ya da kaybolur,  dolayısıyla hasarlar birikerek kanser gelişimine sebep olur.

4. Hücre ölümünü sağlayan genler: Hücre  yaşlandığında ya da bir şeyler ters gittiğinde hücreye kendini yok etmesi talimatını veren bu genler  hasar görürse hatalı hücreler hayatta kalarak kanser oluşturabilir.

Genetik mutasyon ile çoğalmaya başlayan  bir hücre, karsinogenez sürecinde  yeni mutasyonlar ile kendine avantaj sağlayacak özellikler kazanır. Örneğin kendi büyüme faktörlerini oluşturur, vücudun bağışıklık sisteminden gizlenebilir, sürekli bölünür, hücresel ölümsüzlük kazanır, enerji metabolizmasını değiştirir ,  yeni damarlar oluşturur, çevresinde enflamasyon oluşturur, başka doku ve organlara göç eder.

Kanserleşen bir hücrenin herhangi bir onkolojik görüntülemede tespit edilebilmesi için yaklaşık 30 kez bölünmesi gerekir. Bu gerçekleştiğinde tümör yaklaşık 1 santimetreküp hacme, 1 gram ağırlığa ve 1 milyar hücreye ulaşmıştır.

Kanser oluşumuna neden olan etkenlere karsinojen denmektedir.  

Epidemiyolojik veriler kanserlerin %85'inin çevresel, %15'inin kalıtımsal nedenlerden kaynaklandığını göstermiştir. Karsinojenik etki gösteren çevresel etkenler genellikle:

  • sigara,
  • sağlıksız beslenme ve obezite,
  • alkol,
  • UV ışınları ve radyasyon,
  • mikroorganizmalar (örn.  hepatit B, C virüsler, h. pylori, hpv),
  • kimyasal maddeler (örn. pestisitler, nitrozaminler, aflatoksinler),
  • hormonlar,
  • büyüme faktörleri,
  • bazı ilaçlar ve metabolitleri (örn. antineoblastik ilaçlar ve immunsupresanlar)'dir.

Hücrelerin sürekli ve düzenli olarak karsinojen etkene maruz kalması sonucu gerçekleşen kanser oluşumunda yaşlanma da bir etkendir.

Son yıllarda yapılan araştırmalarda hücrenin genetik yapısında değişikliğe neden olmayan, ancak   DNA metilasyonları ve DNA'yı saran histon proteinlerindeki modifikasyonlar gibi epigenetik faktörlerin, genlerin aktivitesini etkileyerek kanserleşmede rol oynadığı belirtilmiştir.

Bir karsinojen herkeste aynı  kanser türünden oluşturmayacağı gibi belki de hiç kanser oluşturmayabilir. Yaşam tarzımız, karsinojene maruz kalma süresi ve miktarı, genetik özelliklerimiz belirleyici olmaktadır. Her birimizin genetik yapısı farklı olduğu gibi, DNA’mızı onarma kapasitemiz de farklıdır. Değerli bilim insanımız Aziz Sancar'a Nobel Ödülü kazandıran "hücrelerin enzimleri kullanarak hasar gören DNA'yı nasıl tamir ettiğini moleküler düzeyde  açıklayan" çalışmaları, DNA tamir sistemlerimizdeki farklara dikkat çekmektedir.

DNA tamirinde rol oynayan enzimlerle yapılan çalışmalar (bunlardan biri de geçen yazımda bahsettiğim CRISPR-cas9 çalışmasıdır) aynı zamanda, hasarlı DNA'larını onararak hayatta kalabilen kanser hücrelerinin DNA onarım yollarını engelleyen hedefe yönelik tedavilere de ışık tutmaktadır.

Kanser ile ilişkili mutasyonları hedef alan akıllı ilaçlar  ve  bağışıklık  sistemini  kansere karşı aktive eden immunoterapi, 2010 yılı sonrası kanser tedavisinde çığır açmıştır. Bu tedavilerin gerek tek başına gerek kemoterapi ile kombinasyonları bazı kanser türlerinde başarılı sonuçlar vermiştir ve  hastalar için umut vaat etmektedir.

Sağlıkla yaşamanız dileğiyle...

 

Kaynaklar

1. https://www.cancerresearchuk.org/about-cancer/what-is-cancer/genes-dna-and-cancer#faulty

2. https://www.drozdogan.com/karsinogenez-nedir-normal-bir-hucre-nasil-kansere-donusur/

3. Hodgson, S., Mechanisms of inherited cancer susceptibility, J Zhejiang Univ Sci B. 2008 Jan;9(1):1-4.

4. Hanahan, D., Weinberg, R. A., Hallmarks of cancer: the next generation, Cell. 2011 Mar 4; 144(5), 646–674.

5. Xiao, C., et al., Epigenetic age acceleration, fatigue, and inflammation in patients undergoing radiation therapy for head and neck cancer: A longitudinal study, Cancer. 2021 Sep 15;127(18):3361-3371.

6. Yap,  T.A., et al., First-in-human trial of the oral ataxia telangiectasia and RAD3-related (ATR) inhibitor BAY 1895344 in patients with advanced solid tumors. ,Cancer Discov.  Jan;11(1):80-91.

 

 

 



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat