Bir ilacın en önemli özelliği seçici ve özgün olması yani vücutta sadece kullanım amacı ile ilgili olan yapıları ve buralardaki biyolojik olayları etkilemesidir.

Ancak ilaçlar yasal olarak izin verilen tedavi dozlarında kullanılmalarına rağmen sadece istenilen farmakolojik etkiyi göstermeyip, az ya da çok sayıda ve değişik şiddette amaçlanmamış başka etkiler de gösterirler. İlaçların istenmeyen bu etkilerine yan etki denir.

Yan etkilerin büyük bir bölümü zararlıdır, Dünya Sağlık Örgütü amaçlanmamış ilaç etkilerinin zararlı olanlarını advers (ters)  ilaç reaksiyonu (adverse drug reaction) olarak tanımlamaktadır.

Bir ilacın tedavi dozunun aşılması durumunda  hastada ortaya çıkan yan etkiye ise toksik etki denir. Bazen hastanın aşırı duyarlığı, organ yetersizliği, yaşı, cinsiyeti, ilaç-ilaç ya da ilaç-besin etkileşmesi gibi nedenlerle ilacın tedavi dozunda da toksik etki gerçekleşebilir.

İlaca bağlı olarak ortaya çıkan, istenmeyen ilaç reaksiyonları önemli bir sağlık sorunudur.  İlaçlarla tedavide sağlanacak yararın oluşacak zarara üstünlüğü daima değerlendirilmelidir.

İlaçların istenmeyen etkileri,  nitelikleri ve oluşma mekanizmalarına göre 5 grupta incelenebilir.

1. Toksik yan etkiler, 2. İlaç alerjisi, 3. Mutajenik, karsinojenik ve teratojenik etkiler, 4. Dayanıksızlık reaksiyonları, 5. İdiosenkrazi ve genetik farklılığa bağlı reaksiyonlar

Bu yazımda istenmeyen ilaç etkilerinden en sık rastlanan toksik yan etkiler ve ilaç alerjisi  hakkında bilgi vereceğim.

 

1.Toksik yan etkiler

Genellikle doza bağlı olarak, öngörülebilir  bir şekilde oluşan, alınan ilacın terapötik etkisine benzer ve genellikle  aynı mekanizmalarla ortaya çıkan yan etkilerdir.

Toksik yan etkiler 3 kategoride incelenebilir.

a) Fonsiyonel toksik etkiler

Bozulmuş bir fizyolojik fonksiyonunu düzeltmek için kullanılan bir ilaç,  ya doz aşımı ya da hastanın aşırı duyarlığı nedeniyle tedavide öngörülen  fizyolojik fonksiyonlarda artış ya da baskılama ya da başka fonksiyonlarda bozulma gerçekleştirebilir. En sık rastlanan ilaç yan etkilerindendir. Fonksiyonel yan etkiler,  ilaç etkilediği yere geri dönüşlü (reversibl) olarak bağlandığı için ilaç kullanımı durdurulduğunda ortadan kalkar.

Örnek: Nonsteroid antienflamatuarların oluşturduğu gastrik yan etki, Antihistaminiklerin sedasyon oluşturması,

b) Biyokimyasal toksik etkiler

Bazı ilaçların biyokimyasal değerlerde ortaya çıkardığı değişikliklerdir. Biyokimyasal yan etkiler de genellikle geri dönüşlüdür. Örnek: Aminoglikozid antibiyotikler böbrek korteksinde birikerek  idrarda lizozomal enzimlerin miktarını artırabilirler.

c) Yapısal toksik etkiler

İlaçların dokularda ve hücresel düzeyde yaptığı morfolojik bozukluklardır. Bu tip yan etkiler genellikle geri dönüşlü değildir.

Yapısal toksik etkilerin oluşmasında  ilacın kendisinden çok, reaktif metabolitleri veya ilacın katıldığı ya da tetiklediği reaksiyonlarda açığa çıkan serbest oksijen radikalleri sorumludur.

Yapısal toksik etkilerin en sık görüldüğü organlar ilaçların biyotransformasyonu ve eliminasyonunda büyük rol oynayan karaciğer ve böbreklerdir. İlaçlar ayrıca kemik iliği, kollajen doku, tiroid bezi gibi birçok doku ve organda yapısal değişikliğe neden olabilirler.

 

2. İlaç alerjisi

Alerjik reaksiyon antijen-antikor ve/veya antijen-T lenfositi etkileşmesinden doğan ve immun mekanizmalarla ortaya çıkan  bir reaksiyondur. Bir ilaca karşı alerji oluşması için ilaç veya metabolit/metabolitlerinin vücutta bazı proteinlere bağlanarak antijen özelliği kazanması gerekir.

Alerjiyi diğer yan etkilerden ayıran önemli farklar vardır:

Alerjik reaksiyon ilaçla ilk temasta ortaya çıkmaz. Antikor veya T-lenfositlerin oluşması için belirli bir süre geçmesi gerekir. Aynı ilaçla daha sonra tekrar temas edildiğinde alerjik reaksiyon oluşur.

Alerjik reaksiyonlar doza bağlı değildir. Bir ilacın terapötik etki göstermeyen dozu  bile duyarlı kişilerde alerjik reaksiyona sebep olurken çok yüksek dozları, duyarlı olmayanlarda herhangi bir reaksiyon oluşturmaz.

Bir ilaca karşı alerjik reaksiyon gözleniyorsa molekülünde aynı antijenik grubu içeren diğer moleküllere de alerjik reaksiyon gözlenir. Örnek: Penisilin G'ye alerji gösteren bir birey  diğer penisilin türevlerine ve hatta sefalosporinler gibi diğer beta-laktam yapılı antibiyotiklere duyarlıdır. Buna çapraz alerji denir.

Alerjik reaksiyonların  klinik olarak gözlenen 4 şekli vardır:

a) Anafilaktik reaksiyonlar

En sık görülen, en çabuk başlayan ve gelişen  alerjik reaksiyondur. Lokal ya da sistemik olarak gelişebilir. Sistemik anafilaksi hemen tedavi edilmesi gereken yaşamı tehdit eden bir durumdur. Lokal reaksiyon ürtiker, anjioödem ve bronkospazm şeklinde gözlenir.

b) Sitotoksik reaksiyonlar

İlaç ya da metaboliti, kan hücreleri ya da damar endoteli gibi vücudun kendi yapıları üzerindeki bir proteine bağlanarak onu antijen haline getirir  ve hücre yüzeyine yerleşir.  İmmun sistem o proteini artık vücudun kendi proteini gibi değil, yabancı bir proteinmiş gibi algılar (otoimmunite). Bu antijene karşı vücut sıvılarında oluşan IgG ve IgM türü antikorlar hücre yüzeyindeki antijene bağlanırlar. Oluşan antijen-antikor kompleksi vücudun temizleme sistemleri (kompleman sistem kaskadı, antikoru tanıyan fagositik tipteki öldürücü hücreler) tarafından yok edilir. Örneğin, alyuvarların membranı üzerindeki proteinlere bağlanıp antijen özelliği kazanan ilaçlar serumdaki antikorları alyuvar membranına bağlayarak alyuvarların aglutinasyonuna (kümelenmesine) ve hemoliz olarak parçalanmasına sebep olur.  

c) Toksik immun kompleks çökmesine bağlı reaksiyonlar

Yüksek dozda alınan bir ilaca bağlı olarak oluşan aşırı miktarda  antijen nedeniyle ya da vücudun antijen-antikor kompleksini temizleme mekanizmalarındaki  bozulmalar nedeniyle antikor miktarı da aşırı artar ve vücut sıvılarında toksisitesi yüksek, kolay çökebilen  büyük  antijen-antikor kompleksleri oluşur. Bu durum periferik damarların ve böbrek glomerüllerinin tıkanmasına ve iltihaplanmasına sebep olabilir. Örneğin: vaskulit, akut glomerulonefrit. Bu grup reaksiyonların özel tipleri, serum hastalığı ve Arthus reaksiyonudur.

Seyrek de olsa bazı ilaçların sebep olduğu otoimmun komplekslerin eklemler, böbrekler, merkezi sinir sistemi  gibi vücudun çeşitli dokularında çökmesi, bazı otoimmun hastalıkların oluşumunda rol oynar. Örneğin sistemik lupus eritematozus  ve romatoit artrit. 

d) Gecikmiş tip reaksiyonlar

Bu tip reaksiyonun başlıca klinik şekilleri temas dermatiti ve granülamatöz lezyonlardır. İlaca karşı duyarlık kazanmış ve dokularda yerleşmiş olan T lenfositleri aracılığı ile oluşan lokal reaksiyonlardır. Bu reaksiyonlarda antikorlar rol oynamaz. Diğer alerjik reaksiyonlara kıyasla daha yavaş geliştiği için genellikle daha uzun sürer.

 

Kaynaklar

1. Kayaalp,S.O.: Akılcı Tedavi Yönünden Tıbbi Farmakoloji, 13. Baskı, 1.Cilt, Pelikan Yayıncılık, Ankara, 2021.

2. Adverse drug events, adverse drug reactions and medication errors, frequently asked questions, VA Center for Medication Safety and VHA Pharmacy Benefits  Management Strategic Healthcare and the Medical Advisory Panel, November 2006.

3. Guengerich, F.P., Mechanisms of drug toxicity  and relevance to pharmaceutical development, Drug Metab. Pharmacokinet, 26(1)3-14, 2011.



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat