Prof. Dr. Osman Müftüoğlu “Eczanelerden başka bir çıkar yol yok”

İnoliva İlaç'ın,

Ankara, Konya, Eskişehir, Afyonkarahisar, Aksaray, Kütahya, Sivas, Tokat, Çorum, Amasya, Yozgat, Karaman, Nevşehir ve Niğde Eczacı odalarıyla birlikte düzenlediği eğitim panelinde konuşan Prof. Dr. Osman Müftüoğlu takviyeler ve takviyelerin geleceği konusunda çok önemli açıklamalar yaptı.

Öncelikle kendisinin bir eczacı olmadığını ve farmasötik teknoloji alanının eczacılara ait olduğunu ifade eden Prof. Dr. Osman Müftüoğlu sözlerine;

''Son dönemlerde oldukça revaçta olan gıda takviyelerine ilaç gözüyle bakmamız gereken bir döneme giriyoruz ve bu takviyeleri ilaç duyarlılığı ile kullanmamız gerekiyor. O zaman takviyelerin alınması, satılması, kullanılması ve önerilmesinde eczanelerden başka önümüzde bir çıkar yol kalmıyor'' diyerek sözlerine devam etti.

Tartışmaya bile gerek kalmadan biz eğer takviye kullanacaksak bir numaralı müracaat noktamızın eczaneler, bir numaralı danışmanlarımızın da eczacılar olması gerekiyor. Yani eczaneler sadece bir sağlık noktası değil aynı zamanda bizim işimizi birlikte yaptığımız, bizim işimizi kolaylaştıran, hatta bizim işimize destek olan bir alan olarak önümüze çıkıyor.

Bunun pek çok örnekleri var. Mesela D vitamini sadece bir vitamin mi? Hormon mu? Bir ilaç mı? Tartışmasını açmak gerekiyor. Bana göre bir takviye değil, bir ilaç. Çünkü depresyondan korunmak istediğinizde, damar sertliğinden korunmak istediğinizde, diyabetten korunmak istediğinizde, kemiklerinizi kaslarınızı korumak istediğinizde D vitamini bir ilaç olarak karşınıza çıkıyor. K2 vitamini ve kalsiyum da aynı şekilde tedavi edici olarak ilaç haline geldi.

Benzer bir durumu probiyotiklerde de yaşıyoruz. Artık yakın bir gelecekte psikobiyotiklerden, ilaç gibi geliştirilmiş probiyotiklerden söz edeceğiz. O zaman biz bu probiyotiklere takviye diyemeyeceğiz.

Önümüzde quercetin örneği var. Quercetin özellikle Covid-19 meselesinde öne çıkan doğal bir güç. Etkinliği klinik çalışmalarla saptanmış. Bir ilaç gibi antikorların yaptığı işi yapıyor. O zaman buna ilaç mı takviye mi diyeceğiz?

İşte bu noktada bioavailabite konusu gündeme geliyor. Yani bir ürünü yutmak marifet değil o ürünü mide barajından geçirmek, bağırsaklardan emilimini sağlamak, dolaşıma geçtikten sonra etkinliğinin azalmasını önlemek, onu da geçtik hücrenin içine girebilmesi sağlamak, hücre tarafından kabul görebilmesi ve aktif maddeyi hücreye teslim edebilmesi sağlamak. Dolayısıyla bir ilaç molekülü gibi değerlendirilebilmesi gerekiyor.

İşte bu noktadan baktığımızda mesele biraz da merdiven altında üretilen ve benim de birilerini sürekli kızdırdığım “Çöp Takviye” konusuna geliyor.

Nasıl üretildiği, içine ne konduğu bilinmeyen çok sayıda takviye bugün piyasayı kirletmiş durumda. Ve bu kirlenmeden en çok zararı biz doktorlar ve siz eczacılar görmektesiniz. Biz doktorlar yazdığımız takviyelerin faydasız olmaları nedeniyle hastalarımızı inandırmada zorluk çekeceğiz, siz eczacılar sattığınız takviyelerin faydası olmadığı için hastaların tekrar almamaları nedeniyle zorluk çekeceksiniz.

İşte bu nedenle; bundan sonra biz takviyelere ilaç muamelesi yapmak zorundayız. Halkı bu yönde bilgilendirmek zorundayız. Ben buna inanıyorum ve televizyonda, gazetedeki sayfamda, sosyal medyada bunu dile getiriyorum. Bu alanın doğru yönetilmesi gerektiğini ve tüketicilerin doğru yönlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Daha da önemlisi bu ürünlerin Tarım Bakanlığı izninden Sağlık Bakanlığı ruhsat sistemine geçmesi gerektiğinin altını çiziyorum. Dolayısıyla sadece eczanelerde satılmasını doğru buluyorum.

Bunu yapmamak için önümüze barajlar koyacaklar. Peki bu tür barajları nasıl aşacağız. İşte onlardan biri bugün sizi bilgilendireceğimiz teknolojilerle olacak.

Lipozomal teknoloji de bunlardan biri. Eğer bir ürünü midenin asit ortamından salimen geçirmek istiyorsanız, örneğin suda eriyen C vitaminini, yağda eriyen D vitaminini ikisini de lipozomla kaplamışsanız mideden asit ortamından hiç etkilenmeden geçebiliyor. Lipozomal glutatyonda, quercetinde, curcuminde de bunlar mümkün. Artık bu teknoloji ile üretilen ürünler bir takviye olmaktan çıkar ve bana göre bir ilaç vasfı kazanır. Mideyi de geçer, bağırsakta besinlerle etkilenmeden dolaşıma geçer ve oradan da hücre tarafından rahatlıkla emilebilir.

Kısacası bu teknoloji bizim önümüzde çok önemli bir ufuk açmış görünüyor. Önümüzdeki dönemde de bütün takviyelerin bu teknoloji ile üretebileceğine inanıyorum.

Özeti şu; mademki önümüzdeki dönemde takviyelere ilaç gibi bakacağız, sağlık sorunlarımızın düzenlenmesinde sonuç odaklı bunları düşüneceğiz o zaman biz bu takviyelerin biyoyararlanımlarını bir numaralı sorun olarak masaya yatırmak durumundayız.

Aldığımız takviyede: Üzerinde yazan etken madde var mı? Emiliyor mu? Emildikten sonra vücut tarafından kullanılıyor mu? Bu gibi sorulara cevap verebilmesi gerekiyor. İşte lipozomal teknoloji bu cevapları verebilecek fırsatlardan biri olarak önümüzde duruyor. Ve biz doktorların da siz eczacıların da bu teknolojinin kirlenmesine müsade etmememiz gerekiyor. Bu teknolojinin doğru ile yanlış olanını ayırmamız, doğru olanını tüketiciye sunmamız yanlış olanları, çakma lipozomal olanlarını, çöp lipozom olanlarını tüketici ile buluşturmamamız gerekiyor. Bu da bilgilenerek mesleğimize daha sıkı sarılarak başarılabilecek bir durumdur.

Diyerek konuşmasını sonlandırdı.

 



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat