KKİ’de Yeni Dönem: Eczacının Sırtındaki Yük Ne Zaman Tamamen Kalkacak?

15 Eylül 2026 tarihli SGK İlaç Geri Ödeme Başvurularına İlişkin Usul ve Esaslar üzerine.

15 Eylül 2026 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yayımlanan “İlaç Geri Ödeme Başvurularına İlişkin Usul ve Esaslar”, ilk bakışta ilaç firmalarının geri ödeme başvurularının elektronik ortama taşınmasına ilişkin teknik bir düzenleme gibi görülebilir. Oysa metnin ekinde yer alan yeni taahhütname, yıllardır eczacıların gündeminde olan Kamu Kurum İskontosu (KKİ) sorunu bakımından çok daha önemli bir değişiklik getiriyor.

Yeni düzenleme, 22 Ocak 2024 tarihli Usul ve Esasları yürürlükten kaldırıyor. Başvurular artık esas olarak SGK’nın İlaç Geri Ödeme Başvuru Sistemi üzerinden elektronik yapılacak. 2024 yılında elektronik sistem devreye alınmış, ancak bir süre elektronik başvurunun yanında fiziki başvuru da devam etmişti. Yeni düzenlemede ise EK-1A ve EK-1B kapsamındaki başvurular için elektronik başvuru asıl yöntem haline geliyor; yalnızca Kurum tarafından tespit edilen teknik aksaklık halinde fiziki başvuru mümkün olabilecek.

Ancak benim açımdan düzenlemenin asıl önemli tarafı dijitalleşme değil; KKİ’nin uygulanmaması veya eksik uygulanması halinde ilaç firmasına mali sonuç bağlanmasıdır.

Kamu Kurum İskontosu, SGK’nın ilaç için esas aldığı “kamu fiyatının” oluşmasındaki temel unsurlardan biridir. Mevzuatta kamu fiyatı, ilacın perakende satış fiyatına veya ilgili ürünlerde depocu/eczacı satış fiyatına KKİ uygulanması sonrasında oluşan fiyat olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla KKİ, yalnızca ticari bir indirim değil, geri ödeme sisteminin fiyat oluşum mekanizmasının bir parçasıdır.

Fakat uygulamada uzun zamandır ciddi bir çelişki yaşanıyordu: Bazı ilaçlarda firma, mevzuatta öngörülen KKİ’yi ecza deposuna ve dolayısıyla eczaneye tam olarak yansıtmıyor; buna karşılık SGK, ilacın bedelini KKİ uygulanmış kamu fiyatı üzerinden ödüyordu.

Böylece ortaya çıkan fark eczacının finansman yüküne ve bazı durumlarda doğrudan zararına dönüşüyordu. Bazı ürünlerde ise eczacı ilacı yüksek bedelle temin ediyor, daha sonra SGK’lı hastaya ait satışın belgelenmesiyle KKİ farkını firmadan tahsil etmeye çalışıyordu.

Türk Eczacıları Birliği de süreçte bazı ilaçlarda KKİ’nin hiç veya eksik uygulanması üzerine çalışmalar yürütmüş ve belirli ilaçlarda SUT’a uygun KKİ uygulanmasını sağlamıştı.

Bu konu benim için de yeni değildir.43. ve 44. Dönem Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyetinde görev yaptığım dönemde, KKİ’nin uygulanmaması ve bunun eczaneler üzerindeki ekonomik etkileri konusunda Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve SGK nezdinde yürütülen çalışmalarda yer aldım. O dönemde temel meselelerden biri, mevzuatta öngörülen indirimin sahada uygulanmaması karşısında etkili ve caydırıcı bir yaptırım mekanizmasının bulunmamasıydı.

Rekabet Kurumu raporu sorunun çerçevesini değiştirdi

Bu tartışma, 10 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan Rekabet Kurumu İlaç Sektör İncelemesi Ön Raporu ile yeni bir boyut kazandı.

Rekabet Kurumu, ilaç sektörünün üretimden ruhsatlandırmaya, geri ödemeden dağıtıma kadar bütün zincirini inceleyerek KKİ uygulamasındaki belirsizliklere de özel olarak yer verdi. Raporda, KKİ yükümlülüğünün hangi aktör tarafından ve tedarik zincirinin hangi aşamasında yerine getirileceğinin açıklaştırılması, mali sorumluluğun KKİ’yi taahhüt eden sağlayıcıya ait olduğunun belirlenmesi ve MEDULA ile İlaç Takip Sistemi’nin (İTS) entegre edilmesi önerildi. Ayrıca KKİ’nin hiç veya eksik uygulanmasından doğan zararların karşılanması için SGK nezdinde bir teminat hesabı oluşturulması ve yaptırım/teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi önerileri de raporda yer aldı.

Burada önemli olan şudur: Rekabet Kurumu’nun önerileri yalnızca “iskonto uygulanmalıdır” demekten ibaret değildir. Kimin sorumlu olduğu, hangi verinin esas alınacağı, denetimin nasıl yapılacağı ve eczacının uğradığı zararın nasıl telafi edileceği sorularına sistematik bir cevap aranmaktadır.

SGK’nın 15 Eylül düzenlemesi: İlk kez somut mali yaptırım

İşte 15 Eylül tarihli yeni Usul ve Esasların en dikkat çekici yönü burada ortaya çıkıyor.

Yeni taahhütnamede firma; ödeme listesinde bulunan veya listeye dahil olacak ilaçlarında uygulanması gereken KKİ’nin uygulanmadığının veya eksik uygulandığının SGK tarafından tespit edilmesi halinde, bir takvim yılı içinde bir defaya mahsus olmak üzere, ilgili ilaçların son altı ayda SGK’ya fatura edilen miktarı ile uygulanmayan KKİ oranının karşılığı olan bedel üzerinden hesaplanacak cezai işlem tutarının firmadan genel hükümler doğrultusunda tahsil veya tazmin edileceğini kabul ediyor.

Bu hükmün anlamı açıktır: Artık KKİ’nin uygulanmaması yalnızca eczacının sorunu olarak görülmemekte; firma tarafından üstlenilmiş bir yükümlülüğün ihlali halinde firmaya mali sonuç bağlanmaktadır.

Bu, yıllardır savunduğumuz yaklaşım bakımından önemli bir değişikliktir.

Ancak burada durmamalıyız.

Asıl hedef: Eczacının zararının otomatik olarak telafi edilmesi

Yeni düzenlemenin önemli bir eksiği bulunmaktadır: Taahhütnamedeki yaptırım, SGK’nın firmadan tahsil veya tazmin edeceği tutarı düzenlemekte; ancak KKİ nedeniyle geçmişte zarara uğramış eczacıya bu tutarın otomatik, doğrudan ve hızlı biçimde aktarılmasını açıkça düzenleyen bir mekanizma kurmamaktadır.

Ayrıca yaptırımın “bir takvim yılı içinde bir defaya mahsus” olarak öngörülmesi de ayrıca değerlendirilmelidir. KKİ ihlalinin süreklilik göstermesi halinde sistemin nasıl işleyeceği, tekrar eden ihlallerde hangi yaptırımın uygulanacağı ve eczacının geçmiş zararının nasıl telafi edileceği daha açık biçimde düzenlenmelidir.

Rekabet Kurumu’nun önerdiği teminat hesabı modeli bu noktada önem kazanıyor. Çünkü amaç yalnızca firmaya ceza vermek değil, eczacının zarar görmesini engelleyen ve zarar oluşmuşsa bunu hızlı biçimde telafi eden bir sistem kurmak olmalıdır.

Şimdi sıra sistemin tamamlanmasında

15 Eylül düzenlemesini bu nedenle yalnızca yeni bir başvuru prosedürü olarak değerlendirmemek gerekir.

SGK’nın elektronik başvuru sistemini zorunlu hale getirmesi, veri ve izlenebilirlik açısından önemli bir adımdır. KKİ ihlaline ilişkin yeni taahhütname hükmü ise yıllardır tartışılan soruna ilk kez doğrudan mali yaptırım perspektifi getirmektedir.

Fakat reformun tamamlanması için üç adım daha gereklidir:

Birincisi: KKİ’nin hangi aşamada ve hangi aktör tarafından uygulanacağı kesin ve tartışmasız biçimde düzenlenmelidir.

İkincisi: eksik ve uygulanmayan KKİ yanında ilaç firmalarınca sevk edilen sistemlerce payback (KKİ farkının sonradan ödendiği defakto sistemlerin sonlandırılmasına yönelik düzenlemeler yapılmasıdır.

Burada en önemli dayanak 21 Temmuz 2025 tarihli 7557 sayılı Kanunla 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na Ek Madde 22 eklenen ‘’ Sağlık Bakanlığı ve bağlı/ilgili kuruluşlara;

* sağlık bilişimi ve teknolojisi alanında kullanılan ürün ve hizmetlere ilişkin kriterleri belirleme,

* bunların uygunluğuna karar verme,

* bilgi yönetim sistemlerini,

* bilgi yönetim sistemleriyle veri alışverişi yapabilen yazılım ve sistemleri denetleme yetkisi verilmesidir’’

Üçüncüsü: Firmadan tahsil edilen KKİ kaynaklı tutarın, eczacının uğradığı zararı da kapsayacak şekilde otomatik ve şeffaf bir telafi mekanizmasına bağlanması gerekir.

Çünkü mesele yalnızca bir iskonto meselesi değildir. Mesele, kamu tarafından belirlenen bir geri ödeme fiyatının sahada gerçekten uygulanıp uygulanmadığıdır.

Eczacı, kamu adına sağlık hizmeti sunarken ilacı zararına finanse eden taraf olmamalıdır.

KKİ firmaların tercihi değil, geri ödeme sisteminin kuralıdır. Kuralların uygulanmasının sorumluluğu da eczacıya değil, bu sistemi düzenleyen ve ilacı tedarik eden aktörlere ait olmalıdır.

15 Eylül düzenlemesi bu yönde önemli bir kapı açmıştır. Şimdi yapılması gereken, bu kapıyı sonuna kadar açmak; eczacının zararını ortadan kaldıran, hastanın ilaca erişimini güvence altına alan ve kamu kaynaklarının doğru fiyat üzerinden kullanılmasını sağlayan gerçek bir KKİ reformunu tamamlamaktır.



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat