Ecz. Alper PEHLİVANLI
Çok bilinmese de hastane koridorlarının en sessiz köşesinde kurulu eczanelerde, hastane işleyişinde önemli sorumlulukları eczacılar üstlenir. Stoktan ilaç güvenliğine, order kontrolünden bütçe yönetimine kadar uzanan bu emek, yıllardır kurumsal görünürlüğün gerisinde kalmış bir alan olarak duruyor.
Eksi katlara sıkışmış depolar, nöbet sırasında dinlenecek bir köşesi bulunmayan, lavabosu, duşu olmayan, güvenlik koşulları yetersiz eczaneler, artık bir ruhsatlandırma sorununa dönüşmüş durumda.
Fiziki koşulların yanında bir de görev tanımı muğlaklığı var. Depo sorumluluğu, taşınır kayıt yetkilisi gibi eczacılık mesleğinin doğrudan kapsamına girmeyen işler, çoğu zaman eczacının sırtına yükleniyor.
Temel ek ödeme katsayısının ve emeklilik ödemelerinin doktor ve diş hekimlerinin çok gerisinde kalması, Başeczacılık kadrosunun cazip hale getirilmemesi ve çoğu hastanede Başhekim Yardımcılığı kadrolarında eczacılara yer verilmemesi, kâğıt üzerinde stratejik personel sayılan eczacıların uygulamada sağlık otoritesi nezdinde hak ettikleri değeri bulamadıklarını gösteriyor.
En önemli başlık: Görünürlük
Karşımızda yalnızca özlük hakları, kadro eksikliği veya çalışma koşullarından oluşan bir tablo bulunmamaktadır.
Hastane eczacılığı, ilacın temin edildiği ve hazırlandığı bir hizmet alanından çok daha geniş bir yelpazeye sahip. Ancak hastane eczacısının yaptığı işin önemli bir bölümü, hastanın ve diğer sağlık çalışanlarının görmediği alanlarda gerçekleşiyor.
SSK hastanelerinden bugünlere
SSK hastanelerinin dönemini hatırlayanlar bilir. Hastane eczacısı, poliklinik eczanesinde hastayla doğrudan temas kurardı. Eczacının hastayla yüz yüze çalışması, hastane içerisindeki rolünü ve ürettiği değeri daha görünür kılıyor ve hastane işleyişindeki ağırlığını artırıyordu.
Sonrasında SSK hastanelerindeki poliklinik eczanelerinin kaldırılması ve SSK’lı hastaların ilaçlarını diledikleri toplum eczanesinden almaya başlaması, sağlık sistemi açısından önemli ve gerekli bir dönüşüm oldu. Bu dönüşümden sonra eczacı, hastane içerisindeki görünür konumundan uzaklaştı.
Bugün yapılması gereken, hastane eczacısını hasta ile yeniden buluşturmak ve sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası haline getirmektir.
Hastane eczacısının bu rolü üstlenebileceği çok sayıda alan bulunuyor. Akılcı ilaç polikliniğinden kemoterapi ünitesine, yoğun bakımdan acil servise, radyoloji ve diyaliz merkezlerinden ameliyathaneye kadar pek çok alanda eczacının bilgi ve deneyiminden daha fazla yararlanılabilir. TPN uygulamaları ve yüksek riskli ilaçların kullanımı da eczacının hasta güvenliğine ve tedavi süreçlerine katkı sunabileceği önemli alanlardır.
Burada amaç klinik eczacının yerini almak değil. Tam tersine, her eczacının kendi uzmanlığıyla sağlık ekibine yaptığı katkıyı güçlendirmek.
Bu noktada klinik eczacılık, hastane eczacılığının geleceğini şekillendiren ve eczacının tedavi süreçlerindeki etkinliğini artıracak en önemli mesleki gelişim alanıdır. Sağlık otoritesi nezdinde henüz hak ettiği değeri göremeyen klinik eczacılığın önemi, hekimlerle birlikte yürütülen uygulamalar yaygınlaştıkça daha iyi anlaşılacak; hastanelerde klinik eczacı istihdamına yönelik ihtiyaç ve talep de artacaktır. Bu sürecin gelişmesi için YÖK nezdinde klinik eczacılık alanındaki akademik kadroların ve uzmanlık eğitimi olanaklarının artırılması ve klinik eczacılığın maddi olarak cazip hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Dünyadaki uygulamalar, hastane eczacılarının sorumluluklarının hastane eczanesi sınırlarının ötesine geçtiğini gösteriyor.
İngiltere’deki uygulamalar bu dönüşümün somut örneklerinden biri. “Medicines Reconciliation” uygulamasıyla eczacılar, hastanın hastaneye kabulü sırasında kullandığı ilaçların belirlenmesi, hastanede planlanan tedaviyle karşılaştırılması ve ortaya çıkan farklılıkların değerlendirilmesi sürecinde aktif rol alıyor. Taburculuk sonrasında ise “NHS Discharge Medicines Service” ile hastanın ilaçlarındaki değişikliklere ilişkin bilgiler toplum eczanesine aktarılıyor ve toplum eczacısı tarafından takip ve danışmanlık sağlanıyor. Böylece eczacılık hizmeti, hastanın hastaneye kabulünden taburculuk sonrasındaki toplum eczanesi takibine uzanan ilaç yönetimi sürecinin önemli bir parçası hâline geliyor.
Ülkemizde de hastane eczacısının görünürlüğünü artırmak için somut hizmet modellerine ihtiyaç var.
Hastanelerde eczacılar tarafından;
* Polifarmasi birimleri oluşturularak, özellikle çoklu ilaç kullanan hastalara ilaç danışmanlığı hizmeti verilebilir.
* Hastanın hastaneye kabulünden itibaren ilaç tedavisinin değerlendirilmesi ve izlenmesinde aktif rol alınabilir; taburculuk öncesinde ilaç danışmanlığı verilerek taburculuk sonrasında toplum eczanesiyle iletişim içinde tedavinin takibi sürdürülebilir.
* Özel kullanım tekniği gerektiren ilaçların uygulanmasına yönelik hasta eğitimleri verilebilir.
* Yüksek riskli ilaçların güvenli kullanımına yönelik programlar oluşturulabilir.
* İlaç raporlarının Sağlık Uygulama Tebliğine uygunluğunun sağlanması amacıyla; hekim ile başhekimlik onay süreçleri arasına, Türk Eczacıları Birliği tarafından SUT eğitimi verilmiş eczacıların görev alacağı bir dijital ön değerlendirme süreci hayata geçirilebilir. Hastanenin dijital sistemi üzerinden eczacılar tarafından mevzuata uygunluğu doğrulanan raporların nihai onay sürecine aktarılması; hastaların ilaca erişimindeki gecikmeleri engelleyerek toplum eczanelerinin yaşadığı mağduriyetleri büyük oranda ortadan kaldırabilir.
Eczacılık hizmetlerinin sağlık sistemine katkısı; önlenen ilaç ve order hataları, tedaviye uyum, hasta güvenliği, klinik sonuçlar ve kaynakların etkin kullanımı gibi ölçülebilir göstergeler üzerinden değerlendirilmelidir. Bu veriler sağlık otoritesiyle paylaşılmalı ve eczacının sağlık politikalarındaki yerinin güçlendirilmesinde dayanak oluşturmalıdır.
Tüm bu dönüşümün hayata geçirilebilmesi için öncelikle Personel Dağılım Cetveli ve eczacı kadrolarının artırılması, eczacı sayısının ihtiyaca uygun düzeye çıkarılması, özlük haklarında hakkaniyetli iyileştirmeler yapılması gerekmektedir.
Ayrıca, Sağlık Bakanlığı teşkilat yapısında hastane eczacılığı hizmetlerinin Stok ve Lojistik Yönetimi Daire Başkanlığı altında yürütülmesi, eczacılığın kurumsal olarak idari ve teknik bir hizmet alanı ekseninde ele alındığını göstermektedir. Oysa eczacılık, ilaç tedavisinin her aşamasında hasta güvenliğini ve tedavi başarısını doğrudan etkileyen temel bir sağlık hizmetidir. Bu nedenle hastaneler ve İl Sağlık Müdürlükleri bünyesinde, eczacıların sorumluluğunda İlaç ve Eczacılık Daire Başkanlıkları kurulmalı, başeczacılık kadroları idari ve mali açıdan güçlendirilmelidir. Böylece eczacılar, sağlık politikalarının oluşturulmasında ve karar mekanizmalarında daha etkin rol alacaktır.
Hastane Eczacılığında Bir Zihniyet Değişimi Zamanı
Hastane eczacısının görevi, hastane eczanesinin kapısında başlayıp servislere ilaç verilen bankoda sona ermemeli. Eczacı, hastanın hastaneye girişinden itibaren ilaç tedavisinin güvenli ve etkin yürütülmesine katkı sunmalı; polikliniklerden servislere kadar sağlık ekibinin içinde yer alarak tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.
Hastane eczacılığının sağlık hizmetleri içindeki yerinin güçlenmesi, Sağlık Bakanlığı, Meslek Örgütümüz, Akademi ve Hastane Eczacılarının ortak iradesinin sağlık politikalarının karar süreçlerine taşınmasıyla mümkün olacaktır.
İnanıyorum ki, geleceğin hastane eczacılığında eczacının özverisi ve bilgisi hastane eczanesinin sınırlarını aşacak, sağlık hizmetinin her aşamasında hastaya ve tedaviye daha fazla değer katacaktır.