Ecz. Erol Afacan
Çorum Eczacı Odası Başkanı
25 Eylül Dünya Eczacılık Günü üzerine…
Dünya Eczacılık Günü’nde birbirimize güzel sözler söylemek kolay.
Asıl mesele, 26 Eylül sabahı nasıl bir eczacılığa uyanacağımızı konuşabilmek.
— Dünya eczacılığı neyi konuşuyor?
FIP’in Montreal’de gerçekleştirdiği 84. Dünya Eczacılık ve Eczacılık Bilimleri Kongresi’nin teması çok şey anlatıyor:
“One Health, One Pharmacy – Bridging science, practice and education.”
“Tek Sağlık, Tek Eczane – Bilimi, uygulamayı ve eğitimi buluşturmak.”
Bu yalnızca kongre salonuna asılmış güzel bir slogan değil.
Montreal’de birinci basamak sağlık hizmetleri, yaygın rahatsızlıklarda eczacının rolü, aşılama, point-of-care testler, farmakogenomik, kişiselleştirilmiş tedavi, dijital ikizler, yapay zekâ, gerçek yaşam verileri, kronik hastalıkların dijital takibi, antimikrobiyal direnç ve eczacı reçeteleme modelleri konuşuldu. FIP aynı zamanda geleceğin eczacısını yetiştirecek eğitimin nasıl değişmesi gerektiğini de ayrı bir başlık olarak ele aldı. (Montreal 2026)
Yani dünya artık yalnızca;
“Eczacı ilacı nasıl verecek?” sorusunu sormuyor.
“Eczacının bilgisinden sağlık sistemi daha fazla nasıl yararlanacak?” sorusunu soruyor.
— Eczacıyı hekime mi dönüştürüyorlar?
Hayır.
Hekimin işini eczacıya, eczacının işini hekime vermeye çalışmıyorlar.
Sağlık sisteminin kaynaklarını doğru kullanmaya çalışıyorlar.
Her basit sağlık sorunu acil servise gitmesin. Her takip hastaneye taşınmasın. Kronik hasta yalnızca reçetesini yenilemek için sistem içinde dolaşmasın. Eczacı riskli hastayı erken fark etsin, gerektiğinde yönlendirsin; tedavi uyumunu, ilaç etkileşimlerini, polifarmasiyi ve koruyucu sağlık hizmetlerini yönetsin.
Avrupa’da toplum eczanelerinde bugün hastalıkların önlenmesinden taramaya, kronik hastalık yönetiminden aşılama ve ilaç kullanım değerlendirmesine, yönlendirmeden dijital sağlık desteğine uzanan geniş bir hizmet alanı gelişiyor. PGEU bu hizmetlerin hasta sonuçlarını iyileştirebildiğini, hastane başvurularını ve sağlık sisteminin yükünü azaltabildiğini açıkça ortaya koyuyor. (PGEU)
Çünkü ikinci ve üçüncü basamağın yükünü azaltmanın en akılcı yollarından biri, birinci basamağı güçlendirmektir.
Ve dünyanın birçok yerinde eczane artık bu birinci basamağın kapılarından biridir.
— Yapay zekâ geliyor. Eczacının sonu mu?
Tam tersine.
Montreal’de yapay zekâ ve dijital eczacılık ayrı oturumların konusu oldu. Gerçek yaşam verisinin yorumlanması, yapay zekâ destekli karar sistemleri, antimikrobiyal direnç takibi ve sağlık sistemlerinde veri kullanımının eczacılık pratiğine nasıl aktarılacağı tartışıldı. (Montreal 2026)
Geleceğin sorusu:
“Yapay zekâ eczacının yerini alacak mı?” değil.
“Eczacı yapay zekâyı ne kadar iyi kullanabilecek?”
Yapay zekâyla yarışan değil; yapay zekâyı kullanan, veriyi yorumlayan ve onu hastası için doğru karara dönüştüren eczacı konuşuluyor.
— Farmakogenomik, kişiselleştirilmiş bakım, dijital ikizler… Bunlar bize uzak kavramlar mı?
Hayır.
FIP programında farmakogenomiğin dijital bakım süreçlerine entegrasyonu ve ilaç tedavisinde dijital ikizlerin kullanılması doğrudan tartışıldı. (Montreal 2026)
Dünya aynı ilacı alan iki hastanın neden aynı sonucu vermediğini daha fazla sorguluyor.
Genetik yapı, yaş, organ fonksiyonları, beraber kullanılan ilaçlar, yaşam biçimi, tedavi uyumu…
Gelecek, yalnızca “hangi ilaç?” sorusuna değil;
“hangi hastaya, hangi ilaç, hangi doz, hangi takip?” sorusuna cevap arıyor.
Eczacılık da kutudan hizmete, standart danışmanlıktan kişiselleştirilmiş farmasötik bakıma doğru ilerliyor.
— Antibiyotik direnci?
“Tek Sağlık” kavramının en somut alanlarından biri.
İnsan, hayvan ve çevre sağlığını birbirinden koparamazsınız. FIP Montreal’de antimikrobiyal ve antifungal direnç, eczacı reçeteleme modelleri ve One Health yaklaşımı birlikte ele alındı. (Montreal 2026)
Yani Tek Sağlık, Tek Eczane derken romantik bir slogandan değil, sağlık sisteminin geleceğinden bahsediyoruz.
— Peki gelelim bize. Türkiye’de eczacı neyi konuşuyor?
İşte insanın biraz içi burada acıyor.
Dünya farmakogenomiği konuşurken biz KKİ’lerin ödeme takibini yapan portallardaki işlem kayıtlarını takip ediyoruz.
Dünya kişiselleştirilmiş tedaviyi konuşurken biz artı bakiye, eksi bakiye, ek fatura konuşuyoruz.
Dünya eczacının yeni klinik yetkilerini tartışırken biz SGK kesintisini, geriye dönük incelemeyi, protokolü, banka protokolünü, azalan kârlılığı ve artan işletme maliyetlerini konuşuyoruz.
Bunlar önemsiz mi?
Elbette değil.
Eczane ekonomik olarak ayakta duramazsa geleceğin eczacılığını da kuramazsınız.
Ama bütün enerjimizi bugünün sistem arızalarını tamir etmek için tüketirsek yarını kim tasarlayacak?
— Bir de geriye dönük kesintiler var…
Eczacı reçeteyi karşıladığı gün neye göre işlem yapar?
O gün yürürlükte bulunan SUT’a.
İlacın o gün geçerli KÜB bilgisine.
Sistemin o gün koyduğu kurala.
İşlem uygunsa reçete karşılanır, kontrol edilir, bedeli ödenir.
Peki KÜB bilgisinde değişiklik dahi yapılmadan, sonradan esas alınan bir bilimsel çalışma üzerinden yıllar önce yürürlükteki KÜB’e ve SUT’a uygun karşılanmış bir ilaca bugün “riskli” denilerek geçmişe yönelik kesinti uygulanmasını nasıl açıklayacağız?
Eczacı geleceği mi okuyacak?
Daha açık soralım:
VAR kayıtlarına maçtan yıllar sonra bakılıp skor değiştirilir mi?
Maç oynanırken kural neyse sonuç ona göre belirlenir.
Kuralı değiştirecekseniz değiştirirsiniz.
Yeni kuralı ileriye doğru uygularsınız.
Ama yıllar sonra VAR odasına girip, oynandığı gün ihlal sayılmayan bir pozisyonu bugünkü değerlendirmeyle yorumlayarak maçın skorunu değiştiremezsiniz.
Bu yalnızca ekonomik bir mesele değildir.
Hukuki güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik meselesidir.
— Türkiye’de hiç mi gelecek konuşulmuyor?
Konuşuluyor.
Türk Eczacıları Birliği 45. Dönem Merkez Heyeti tarafından oluşturulan Toplum Eczanelerinde Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin Geliştirilmesi Komisyonu; koruyucu sağlık, kronik hastalık yönetimi, erken tanı ve tarama, hasta danışmanlığı ve tedavi uyumu gibi alanları gündemine aldı. Bu, desteklenmesi gereken doğru bir adımdır. (Türk Eczacıları Birliği)
Ama artık şu beş kelimeyi yan yana getirmeliyiz:
Yetki. Mevzuat. Entegrasyon. Finansman. Uygulama.
Birini eksik bırakırsanız sistem çalışmaz.
Tansiyon ölçmek konusunda bile tereddüt yaşayan bir eczacılık sisteminden kronik hastalık takibine nasıl geçeceğiz?
Ateş ölçmenin mesleki sınırının dahi tartışıldığı yerde eczacıya tarama hizmetini nasıl vereceğiz?
Eczacı bir risk belirlediğinde nereye kaydedecek?
e-Nabız’a aktarabilecek mi?
Hekim görebilecek mi?
Eczacının yaptığı farmasötik müdahale hastanın sağlık kaydına girecek mi?
Ve en önemlisi:
Eczacının verdiği sağlık hizmetinin bir bedeli olacak mı?
Yoksa her yeni görev yine “eczacı zaten yapıyor” denilerek ücretsiz sorumluluğa mı dönüşecek?
— Dijital eczacılıkta neredeyiz?
Dijital dünya bizi beklemiyor.
İnternette sahte ürün var.
Kontrolsüz sağlık beyanı var.
Mobil uygulamalar üzerinden sağlık ürünleriyle ilgili ticari modeller deneniyor.
Eczacı dışındaki kişi ve şirketler sağlık alanındaki dijital boşlukları hızla doldurmaya çalışıyor.
Buna verilecek cevap dijitalleşmeye direnmek değildir.
Eczacının merkezinde olduğu dijital eczacılığı kurmaktır.
E-reçete, e-KT, yapay zekâ, dijital danışmanlık, kronik hasta takibi ve güvenli sağlık verisi erişimi birbirinden bağımsız işler değildir.
Bu alanı biz tarif etmezsek başkaları bizim için tarif eder.
— Mevzuatımız geleceğe hazır mı?
6197’den İlaç Fiyat Kararnamesi’ne, geri ödeme sisteminden mesleki yetkilere kadar birçok alan günümüz eczacılığı ve gelecek vizyonuyla yeniden ele alınmak zorunda.
Disiplin alanındaki tablo bile bunun göstergelerinden biri.
Anayasa Mahkemesi, 6643 sayılı Kanun’un 30. maddesindeki disiplin düzenlemesini hukuki belirlilik yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti; karar 10 Mart 2026’da yayımlandı ve iptal hükmünün altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildi. Bugün yeni ve açık bir yasal çerçevenin gerekliliğini konuşuyoruz. (Norm Kararlar Bilgi Bankası)
Dünya dijital ikizleri konuşurken bizim temel mevzuatımızın bazı parçalarının hâlâ bugünün ihtiyacına cevap verip vermediğini tartışmamız tesadüf değil.
Teknoloji farkından önce mevzuat farkını kapatmamız gerekiyor.
— Bu kadar fakülte, bu kadar kontenjan, bu kadar genç eczacı?
Belki de en büyük çelişkilerimizden biri bu.
Genç meslektaşlarımız yıllarca eğitim görüyor, diplomasını alıyor ve sonra sistem ona “yardımcı eczacı”, “ikinci eczacı”, “yerleştirme”, “kontenjan”, “ciro kriteri” anlatıyor.
Peki baştan sormak bu kadar mı zor?
Türkiye’nin kaç eczacıya ihtiyacı var?
Hangi alanda eczacıya ihtiyacı var?
Hangi fakültenin gerçekten yeterli akademik kadrosu, laboratuvarı, uygulama alanı ve eğitim standardı var?
Her diploma verebilen kurum eczacı yetiştirebilmeli mi?
Özellikle vakıf üniversitelerinde mesleğin gerçek insan gücü ihtiyacından bağımsız biçimde belirlenen kontenjanlara hiç mi “dur” denilmeyecek?
Çünkü plansız kontenjanın bedelini üniversite ödemiyor.
Mezun olan genç meslektaşımız ödüyor.
Ve mesele sadece sayı da değil.
Müfredatı da değiştirmek zorundayız.
FIP daha şimdiden geleceğin eczacısının eğitiminde One Health yaklaşımını ve yeni yetkinlikleri tartışıyor. (Montreal 2026)
Biz de farmakogenomiği, yapay zekâyı, klinik eczacılığı, biyoteknolojiyi, kişiselleştirilmiş farmasötik bakımı, farmakoekonomiyi, veri okuryazarlığını ve birinci basamak sağlık hizmetlerini müfredatın merkezine koymalıyız.
Kontenjan vermek yalnızca eğitim politikası değildir. Aynı zamanda istihdam politikasıdır.
— Hiç kazanım yok mu?
Var.
Aromaterapötik ürünler ve tıbbi bitki çaylarına ilişkin iki yönetmeliğin Temmuz 2026’da yayımlanması önemli bir kazanımdır. (Türk Eczacıları Birliği)
Ama yönetmeliğin yayımlanması son nokta değildir.
Uçucu yağlarda uygulama nasıl olacak?
Eğitim standardı ne olacak?
Eczacının yetkisi nerede başlayacak?
Bu alan eczacılık hizmetine ve eczane ekonomisine nasıl entegre olacak?
Bir düzenlemenin Resmî Gazete’de yayımlanması başlangıçtır.
Mesleki kazanıma dönüşmesi sahada olur.
— Meslek örgütlerinde neyi konuşmalıyız?
Belki artık soruyu değiştirmeliyiz.
“Bir sonraki seçimde kim nerede olacak?” yerine,
“Bir sonraki Dünya Eczacılık Günü’nde eczacı hangi yeni yetkiye kavuşmuş olacak?” diye sormalıyız.
Mali genel kurullara, eğitimlere, mesleki toplantılara katılım giderek azalırken; seçimlerin üzerinden henüz bir yıl geçmişken yeni dönemin görünürlük ve PR çalışmalarının ufak ufak başlaması bize bir şey anlatmalı.
Meslek örgütü makamı, bir sonraki seçimin hazırlık ofisi değildir.
Mesleğin geleceğinin çalışma masasıdır.
Kimin kiminle fotoğraf verdiğini değil, hangi projenin mevzuata dönüştüğünü konuşalım.
Kimin hangi kurumu ziyaret ettiğini değil, ziyaretin sonunda eczacının ne kazandığını soralım.
— Peki çözüm reçetemiz?
Çünkü geleceği yasaklayamazsınız.
Geleceği ya siz tasarlarsınız ya da başkalarının tasarladığı gelecekte size ayrılan rolü oynarsınız.
— Dünya Eczacılık Günü’nde dileğimiz ne?
25 Eylül’de birbirimizin gününü kutlayıp, 26 Eylül sabahı aynı sorunların başına dönmekle yetinmeyelim.
Montreal’de konuşulan eczacılık başka bir gezegenin eczacılığı değil.
Bizim mesleğimizin geleceği.
Yapay zekâyı kullanan…
Hastasını izleyen…
Farmakogenomiği anlayan…
Kişiselleştirilmiş farmasötik bakım sunan…
Tarayan, koruyan, yönlendiren…
Antimikrobiyal dirençle mücadele eden…
Birinci basamağı güçlendirirken ikinci ve üçüncü basamağın mali ve hizmet yükünü azaltan…
Ve verdiği sağlık hizmetinin ekonomik karşılığını alan bir eczacılıktan söz ediyoruz.
Türkiye bunu yapabilecek eczacı insan gücüne sahip.
Eksik olan eczacının bilgisi değil.
O bilgiyi sağlık sistemine dahil edecek irade, mevzuat, entegrasyon ve vizyondur.
O halde 25 Eylül’de bir kez daha soralım:
Dünyada oluyorsa…
BİZDE DE OLSA GÜZEL OLMAZ MI?
TEK SAĞLIK. TEK ECZANE.
Kutudan hizmete, hizmetten sağlığa…
Gelecek eczanede başlıyor.