1. Ters Köşe
  2. Ecz. Kadir Sedat Sofugil
  3. s.sofugil@eczacininsesi.com

06-03-2017


Yedek böbreğiniz hazır mı?

         Tarih boyunca insanların yaşadığı toplumsal sorunların kaynağını araştıran bilim adamları çok çeşitli sonuçlara varmış, herkes kendince hataların kaynağını formüle etmişler ama “kesin sorunun kaynağı şudur” diye ortak bir hükme bugüne kadar varamamışlar.

         İbn-i Haldun toplumu Bedevi ve Hazeri olarak ikiye ayırarak sorunun kaynağını araştırmış, Marx sınıf çatışması üzerinden cevaplar aramış, Weber statü üzerinden yürümüştür.

         Sosyolojinin ana hammaddesi insan olduğundan ve normal insanın normalliğini belirleyen kesin ölçütler olmadığından kaynaklı olsa gerek, sosyolojide de kanunlar değil kuramlar üzerinden tartışmalar yürümüştür.

         Çünkü insanın normalliğini çerçeveleyemiyorken davranışlarını kesin kalıplarla çerçevelemek pek mümkün değildir.

         Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi günümüz tüketim çılgını toplumların davranışlarını açıklarken en çok kullanılan teori olmasına rağmen insanların ve toplumların davranışlarını açıklarken o da adeta ingilizce dersindeki “lesson one” dan öteye gidememektedir.

         Burada devreye inançlar girmekte, ancak günümüzde hangi inanç sisteminde olursa olsun din simsarları toplumları tatmin edecek cevapları sunmak bir yana, onların duymak istediklerini din buyruğu gibi ambalajlayarak sattığı için gerçeklerin ortaya çıkması ve paylaşımı yerine ikame olan bu ticaret, tüm dünyada ekonomilerin belkemiğini oluşturduğu gibi soruları cevaplamadan geçiştirmenin de yegane aracı olarak kullanılmaktadır.

         Çünkü insanlar geçekleri duymayı pek sevmezler, onun için de gerçekleri söyleyenlere kulak asmazlar, işitir ama duymazdan gelip geçerler.

         Oysa duymak istediklerini söyleyenleri can kulağıyla dinlerler; en karmaşık, bilimsel temelden yoksun saçma sapan tarifleri su gibi ezberlerler ve sizin buna inanmamanızı hayret ve şaşkınlıkla karşılar, acıyan gözlerle size bakarak üstüne bir de ayıplarlar.

         Siz senelerce; ilaç formunda, yani kapsül tablet vb. şekilde olan, insan vücudunda fizyolojik etkisi bulunan, günlük alım dozu belirlenmiş ürünler ilaçtır, her hastalığa, her hastaya iyi gelmez, bitkisel kökenli olması tamamen zararsız kılmaz, sağlığınızı, hatta hayatınız kaybedebilirsiniz deseniz de sizi işitir ama duymazlar.

         Onun yerine gözünü para kazanma hırsı bürümüş eğitimli, eğitimsiz simsarlar ortaya çıkar, en çok izlenen programlarda -sırf insaniyet namına(!)- neyi ne kadar kaynatıp neyle karıştırıp nerenize süreceğinizi söylerler, tarifini verdikleri karışımlarla dolunayda toplu defekasyon ayini düzenletirler, tavsiye ettikleri karışımlarla mucizevi şekilde diabetin geçtiğini, tansiyon hastalığının iyileştiğini söylerler, bir müddet sonra bakarsınız ki bütün evler kognozi laboratuarına dönmüş.

         Kaynanası geline “dekoksiyon hazır mı” diye seslenirken gelin; “şu maserasyon bitsin getiriyorum” diye cevap verir.   

         Tabi herkesin laboratuar becerisi yeterli ölçüde olmadığı için tüm hız devam eden televizyon programlarına yağmur gibi sorular gelir:

 

          - Hocaaam! Biz bunu evde hazırlayamıyoruz, hazırını nereden bulabiliriiiz???

          ...

         İktisat bilimine göre kapitalist sistemde böyle bir “Talep” “Arz”sız kalamayacağı için yine sırf insaniyet namına, hain kan emici ilaççıların şerrinden insanları korumak gibi ulvi bir amaçla(!), önce kendi internet siteleri üzerinden, işin hacminin büyümesiyle de açılan sahte, ikame, yedek eczaneler üzerinden bu mucize ilaçlar halka satılır, vatandaşa bu haplar bir güzel yutturulur.

         Sonrasında bunları bir umut kullanması yüzünden “Kan kusuyorum” diye gelen kanserli hastalara “Kanseri kusuyorsun, oh ne güzel” diye cevaplar verilir, zayıflama ilacı olarak kullandığı ilaçtan dolayı karaciğeri, böbreği iflas edip ölen hastalar ise kayıtlara doğal ölüm olarak geçer.

         Özgüven patlaması yaşayarak bu hazırladığı karışımları kendisinin de kullandığını iddia eden, “Bakın ne kadar sağlıklıyım” diye övünüp duran kişi de bir gün bir bakmışsınız mucizevi koruma kalkanından nasılsa yararlanamamış, böbrek yetmezliği sonucu geri dönülmez bir yolculuğa çıkmış.

         ...

         Çok mu tanıdık geldi?

         Oysa ki olaylar ve kişiler aslında tamamen hayal ürünü (!)

         ...

         Uydu alıcısındaki izlemediğimiz bir çok saçma sapan kanalı temizlerken fark ettim; işe din sosu katan şarlatanlar işi öyle büyütmüş ki, sattıkları ilaçla ayakları yürümeye başlayanları çekilişle umreye bile gönderiyorlar.

         Amcamlar dualara gark olurken, biz Beltoks’dan fark aldığımız için beddualara dûçar oluyoruz sizin anlayacağınız.

         ...

         Yeri gelmişken; eczacıların ilaçtan para kazanması sanki ayıp, günah ya da yasak bir şeymiş gibi algılanıyor son dönemde adeta. Öyle bir hale geldi ki toplum, neredeyse eczaneye gelen herkes “Bizden de mi para alacaksın, eşantiyonu, testırı yok mu” der gibi bir beklenti içinde. Kimse bunu dillendirmemeye çalışıyor ama ben yıllardır gizlenen gerçeği (!) burada açıkça ifade edeceğim: “Eczanelerin devam etmesi için para kazanmaları zorunlu”. Yıllarca belli etmemeye çalıştılar ama, zarar ederek borcu borçla çevirerek devam edemiyorlar artık....

        “Amaaan, sırf eczacılar mı para kazanacak canım, başkaları da kazansın, hem bunlar zararsız, ne olacak ki” diyerek network sistemiyle ev hanımlarına günlerde, resmi dairelerde, kuaförlerde, spor salonlarında, güzellik merkezlerinde, aklınıza gelebilecek her yerde her gruptan insana bunların ticaretini yaptırmayı tuhaf bir şekilde herkes hala meşru ve yasal olarak görüyor.

         Eczanelerimizde bırakın vitrini, içeride dermokozmetik dahi olsa ürün tanıtımına yasak getirilip, medikal ifadeli tabelalar indirilirken açılan bu sahte, yedek eczanelerle içeriğinde ne olduğu bilinmeyen bir çok ürün eczanelerdeki gerçek ürünlerin çok çok üstünde o kadar fahiş fiyatlarla insanlara satıldı ki, oluşan ekonomik büyüklükle yakında o simsarlar televizyon kanalları kurup medya patronu olurlarsa da artık hiç şaşırmayacağım.

         ...

         Pekiii;

         Halkımızın kandırılmış, aldatılmış olmasının, sağlıklarını hatta ve hatta hayatlarını kaybetmelerinin sorumlusu kim?

         Halk mı?

         ...

         Yetkililer; tüm düzenlemeler 2004/24 EC sayılı vb. Avrupa Birliği direktifi doğrultusunda hazırlandı, tüm dünyada bu ürünler böyle satılıyor, biz de uyum çerçevesinde böyle hayata geçirdik diyebilirler.

         O direktifleri hiç okudunuz mu???

         ...

         Hadi diyelim direktifler (öyle değil ama) öyle; yasal düzenlemeye göre eczacıların adres tarifi için bile internet sitesi açması yasakken, adeta bizim eczanelerimizin yerine yedeklenen bu yerlerin, bu yerlerde satılan ürünlerin, üretiminin, internetten satışının kontrolünü ve denetimin nasıl sağlıyorsunuz?

         ...

         “Sistem böyle, tüketici bilinçli olacak, aldanmayacak” diyorsanız, siz bu satırları okurken; kilosundan şikayetçi olan kızınızın, vücut geliştirmek isteyen oğlunuzun sizin kredi kartınızla bu ürünleri internet üzerinden alıp kullanmadığına garantiniz var mı?

         ...

         Biliyorum, yine duymak istemeyeceksiniz ama; hadi bitkisel ilaçlar artık bizim eczanelerimizden değil de adeta bizim yerimize yedeklediğiniz eczanelerden alınıyor.    Pekiii,

         Bunları kullanan yakınınıza ihtiyaç halinde temin edebileceğiniz yedek böbreğiniz, karaciğeriniz var mı???

         ...

         Saygılarımla...

 

    s.sofugil@eczacininsesi.com 

 


Son eklenen yazılar

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.
Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim