Murat TEKİN

Mesleki Yalınlık ve Sadelik

17-09-2016


Murat TEKİN

 

Avantaj Ecza Deposu YKB

www.eczaciya.com

 

 

Yaşam ve mutlulukla ilgili kadim öğretilerin hemen hemen hepsi kişisel yaşamın yalınlığı ve sadeliğiyle ilgili öğretileri öne sürmekte ve bunu bir yaşam biçimi olarak bizlere önermekte.

Oysa hepimiz çok iyi bilmekteyiz ki insan doğası gereği yalın ve sade yaşamının olmazsa olmaz başlıca koşulları muhtaç ve zorunlu olmamak, gelecek kaygısı taşımamak kısacası sürdürülebilirliktir.

Kişisel sadelik ve yalınlığı öneren öğretilerde kısaca geçiştirilen ve çoğu zaman ‘mesleğinizi ve yaptığınız işi sevin ve onu şevkle yapın’ diye dillendirilen ‘Mesleki Yalınlık ve Sadelik’ başta bizler olmak üzere ülkemizde bir çok meslek grubu için yaşam kalitemizi belirleyen en önemli unsur olarak ortaya çıkmakta.

Ben ülkemizdeki meslekleri ilk gittiğimde çok etkilendiğim sirkteki mesleklerle bağdaştırıyorum çoğu zaman.

İlk mesleki grupta Jonklörler var, labut, halka, top, kumaş, sopa, ateş, çember ip gibi cisimleri bir yada daha çok objeyi havaya atarak çeşitli figürlerle çeviren ve bunları yere düşürmeden tutmaya çalışanlar.

Bunlardan bazıları estetik ve koreografi içerisinde ustalaşmış biçimde nesneleri atan, tutan ve adeta dans ettiren kişiler.

Bir diğeri ise İp Cambazları, tamamıyla dengeye dayalı bu meslekte asıl amaç ip üzerinde elindeki uzun çubukla yürümektir.

Ülkemizdeki eczacılık mesleğini ise İp Cambazının Jonglörlük yapmasına benzetiyorum.

Nakit akımı çubuğuyla yürümeye çalışan, bu esnada kanuni yükümlülükler, yeni ürün, miad, çeşit, vade, fiyat, kurum ödemeleri, personel, kira, stopajla özdeşleşen nesneleri havaya atan tüm bunlar yetmezmiş gibi altında ağ gerili olmayan jonglörlere hem de.

Gerili ipe ve elimizdeki denge çubuğuna o denli konsantre oluyor ve bir çok nesnelerimizle o denli ilgileniyoruz ki hangi birisini hangi sırayla atacağımızı hatta attıklarımızı hangi hızla ve sırayla tutacağımızı şaşırıyoruz çoğu zaman. O esnada çok istememize rağmen nesneleri estetikle ve koreografiyle uyumlu biçimde ne atabiliyoruz nede tutabiliyoruz maalesef.

Kişisel ve mesleki gelişimde en belirleyici ve yönlendirici metod sorular sormak, bu sorularla öncelikle durum tespiti yapmak daha sonra ilerleme ve gelişim yollarını ortaya çıkarmak olmalı.

Sorularda tıpkı kişisel ve mesleki yalınlık gibi sade ve yalın olmalı, önceden tasarlanmamalı, ön yargı taşımamalı.

·         Yanlış nerede?

·         Kim yanlış yaptı?

·         Bunun sorumlusu kim?

Tarzı yargılayıcı sorular sormak yerine,

  • Bu ne işe yarar?
  • Sorumluluklarım neler?
  • Gerçekler neler?
  • Büyük resimde ne var?
  • Elimdeki olanaklardan yeterince yararlanıyor muyum?
  • Seçeneklerim neler?
  • Bu konuda ne yararlı olur?
  • Ne öğrenebilirim?
  • Diğer kişiler ne düşünüyor, ne hissediyor, neye ihtiyaç duyuyor ve ne istiyor?
  • Ne yapılabilir?

Tarzı çözüme ve sonuca ulaştıracak öğretici, öğrenici sorular sormalıyız.

Bu süreçte mümkünse canımızı yaksa dahi gerçek durum tespitimizi eksikliklerimizi geliştirmemiz gereken yönlerimizi ortaya çıkaran sorulara daha çok odaklanmalıyız.

İşe önce sorularımızı değiştirmekten başlamalıyız.

Uzun yıllar sizlerle iç içe iş ilişkisi içerisinde bulunan birisi olarak çoğu zaman sektör dışından gelen soruları da içeren birkaç soruyu bu vesileyle sizlerle paylaşmak istedim.

Eminim sizler almış olduğunuz eğitiminiz, yaşadığınız mesleki deneyimleriniz ve kişisel yaratıcılığınızla bir çok soruyu öncelikle kendinize soruyor ve mesleki örgütlerinizde dillendiriyorsunuz.

-       Ülke geneline yayılmış, Sağlık Bakanlığı tarafından 7/24 denetlenen ve hizmet veren ortalama 25.000 civarında sağlık danışmanlığı görevini yürüten bir örgütlenme halen niçin Akılcı Toplu Alım yapılması konusunda yeterince etkinleşememiştir?

-       Ülke genelinde sadece 200, 300 lerle tanımlanan zincir kişisel bakım ve kozmetik firmaları nasıl daha etkin olabilmekte, hem daha ucuz hem de kendileri açısından daha karlı satışlar yapabilmektedir?

-       Mevcut dağıtım kanalları eczanelere sadece talep edilen ürünleri sunan ve bu doğrultuda stok politikalarını oluşturan yapılar mıdır?

-       Dağıtım kanalları eczanelerden kaynaklanan toplu satınalma gücü doğrultusunda talep edilen ürünlerin daha uygun koşullarda alımını sağlayıp sağlanan bu olumlu koşulları eczanelere yeterince yansıtıyorlar mı?

-       Dağıtım kanalları eczaneleri de kapsayan sürdürülebilir kar maximizasyonu için yeni firma, yeni ürün bulunması ve sunulması konusunda yeterince etkinler mi?

-       Önümüzdeki yıllarda başta firma ve dağıtım kanallarının iş modelleri hangi doğrultuda değişim gösterecek ve biz bu konuda ne denli hazırlıklıyız?

-       Meslek örgütleri ürünlerin ruhsatlandırılması ve pazara verilmesi ve denetlenmesi konusunda hangi konumda olmalı?

 

Sorular ve sorgulamalarımızın hepimizi mesleki yalınlık, sadelik ve mutluluğa kavuşturmasını dilerim

 

Saygılarımla...

 

Murat TEKİN

Avantaj Ecza Deposu YKB

www.eczaciya.com

 

 

 


Yazarın diğer yazıları

Yazıların tüm hakki Eczacının Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.

Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim