Güneşten Korunma

Son güncelleme: 04-05-2017

Ecz.Mine ŞAHBAZ
 
 
Soğuk ve kapalı kış günlerinden sonra, yazın yaklaşmasıyla birlikte güneş bize sıcak ve aydınlık yüzünü gösterirken, neredeyse herkeste kendini dışarılara atma, bulduğu ilk fırsatta güneş altında oturup; şöyle bir kemiklerim ısınsın şeklinde içgüdüsel hareket etme dürtüsü var.
 
Yıllar boyu güneş hep sağlık ve moral kaynağı olarak tanımlanmış, gündüzün, aydınlık ve sıcaklığın, güzel ve olumlu duyguların simgesi olmuş, gözümüz hep güneşin olumlu etkilerini görmüştür. 
- Dünyanın ışık ve enerji kaynağı olması
- Bitkilerde fotosentezi sağlaması
- D vitaminin sentezine yardımcı olması ve buna bağlı kemik hastalıklarını önlemesi
- Mikrop öldürücü özellikleri 
- Sedef hastalığı gibi bazı deri hastalıklarına iyi gelmesi olumlu etkileridir.
 
Hatta bu olumlu etkiler zaman içinde giderek abartılmış ve yazın iyi güneşlenenlerin kışın hastalanmadıkları veya az hastalandıkları, güneşin romatizmalarını uzun süre iyi ettiği, derinin daha sağlam, güçlü olduğu düşünceleri hakim olmaya başlamıştır. “Güneş giren eve doktor girmez” sözcükleri ise çocukluk çağlarından itibaren neredeyse hafızalarımıza kazınmıştır. 1950' ler den önce beyaz ten güzellik ve asaleti sembolize eden bir simge olarak nitelendirilirken, günümüzde yanık ten bir prestij özellik olarak toplumsal yargılar arasında yerini bile almıştır.
 
Oysa güneş'in derideki D vitamini sentezine katkısı, sıcak yüzüyle ve verdiği bronz tenin güzelliğiyle moral etkisi dışında vücudumuz ve özellikle de derimiz üzerinde doğrudan yararlı bir etkisi yoktur. D vitamini sentezi için ise akşam üzeri 16.00’dan sonra ya da sabah 10 dan önce yarım saatlik bir güneş etkisi yeterlidir... Günün değişik saatlerinde UV şiddeti farklıdır. Güneş ışığının en dik olduğu saatler öğlen saatleridir. Öğlen güneşin en dik olduğu saatin iki saat öncesi ve sonrası günlük UV (özellikle UVB)  miktarının üçte ikisinin yeryüzüne indiği saatlerdir ve en tehlikeli saatler kabul edilir. Bu saatler coğrafi bölgelere ve mevsimlere göre değişebilmekle birlikte ülkemiz için saat 10-16  arası kabul edilebilir. Ekvatorda en yoğun, kutuplarda en zayıf olan güneş ışınları, orta kuşaklarda mevsimsel değişiklikler gösterir ki ülkemiz bu kuşağın içindedir. Yani yazları yoğun güneş alırken, kışları bu tehlikeden oldukça uzak kalmaktayız.  Geniş bir alana sahip ülkemizde ayrıca coğrafi bölgelere göre de değişiklikler gösterir. Güney bölgelerimiz yoğun güneş alırken kuzeye gidildikçe etki azalır. 
 
Güneş'in son dönemlerde sıkça duyduğumuz bu zararlı etkilerini oluşturan ışınları kısaca ele alırsak olay bizim açımızdan daha net açıklığa kavuşacaktır.
 
Yeryüzüne ulaşan güneş ışınları içerisinde dalga boylarına göre değişen etkileriyle farklı ışınlar vardır. 
-- Biz güneşin görünür ışınlarını tanırız, bunlar bizim aydınlanmamızı sağlarlar ve gelen ışınların yarısına yakın bir kısmını oluştururlar.  
-- Yeryüzüne ulaşan ışınların yarısına yakını da kızıl ötesi ışınlardır ve bunlar da ısı yayarlar. 
-- Göremediğimiz bölümler içerisinde deri üzerinde en önemli etkileri yapan kısım ise “mor ötesi=ultraviyole” ışınlarıdır ki bunlar yeryüzüne ulaşan ışınların % 5’i kadarını oluşturur.  
UV ışınlar ise UVA, UVB ve UVC olarak üçe ayrılır...
Bunlardan UVC ozon tabakası tarafından tutularak atmosferde kalır ve yeryüzüne ulaşamaz. 
Uzun yıllar güneşin zararlı etkilerinin özellikle UVB’ye bağlı olduğu düşünülmekteydi. Fakat son zamanlarda UVA’nın da UVB ile aynı etkilere sahip olduğu fakat aralarında şiddet farkı olduğu görülmüştür.  
Buna karşılık yeryüzüne ulaşan ışınlar arasında UVA, UVB’den 20 kat kadar daha fazladır. UVB pencere camından geçemezken, UVA geçer, ayrıca deride UVB daha yüzeyde tutulur ve yansırken, UVA daha derinlere inebilir.  
Işının cildinize değdiğini hissetmezsiniz. Tıpkı röntgen çektirirken ışınların size değdiğini hissetmediğiniz gibi.
 
UVA’nın etkisi nedir?
• Bu ışın cildinizin en derinine inen, uzun dalga boyu olan ışınlardır 
• Deriyi erken yaşlandırır
• Derinizin hücre yapısını bozarak, kansere zemin hazırlayan bu ışındır.
• Cildi kırıştırarak elastikiyet kaybına neden olan bu ışındır.
• Bir kere hasar gördünüz mü geri dönüşü yoktur.
• Kısa süreli bronzluk yapar.
UVB’nin etkisi nedir?
Yazın şiddeti artar, ekvatora yaklaştıkça kuvvetlenir, enerjisi yüksek olan UV ışındır. Teninize değdiğinde bu ışını hissedersiniz. Geçici değişim yaratır ve deri sonradan düzelebilir. Bronzlaşmanızı tetikleyen bu ışındır.
• Derinin bağışıklık sistemini UVB zorlar.
• Güneş çarpmasının sebebi UVB’dir
• Güneş yanıklarını UVB oluşturur.
• Lekelerinizin koyulaşmasına sebep olan UVB’dir
• Deride üst tabakada etkisi vardır.
• Ciltteki savunma mekanizmasının temel taşları olan, hücre hasarını önleyen “antioksidanlar”ı etkisiz hale getirir
• Zararlı moleküllerin ortaya salınmasına zemin hazırlar.
• Geç ama uzun süreli bronzluk sağlayan UVB’dir
• Ağır güneş yanıkları UVB yüzünden oluşur.
 
 
-- UV’nin deri üzerindeki etkileri ortaya çıkış zamanlarına göre akut (ani gelişen) ve kronik (yıllar içinde gelişen) değişiklikler olmak üzere ikiye ayrılır:
Akut Değişiklikler: Bunların en iyi bilineni ve en sık görüleni güneş yanıklarıdır. Bu konu, beraberinde neden olduğu kırmızı renkten dolayı istakoz benzetmeleriyle gazete, magazin karikatürlerine çok iyi malzeme oluşturmuştur.
 
Kronik Etkiler: Bunlar güneş hasarının yıllar içinde birikimine bağlı olarak ve alınan toplam UV dozunun şiddetine eş oranda artarak gelişir. Bunlardan en iyi bilineni deri yaşlanmasıdır. Oluşan yıkımlar sonucu, deride kuruluk, incelme, kırışma, lekelenme, gevşeme ve damarlarda genişlemeler ortaya çıkar. Bu oluşumda UVB ve UVA her ikisi de değişik şekil ve derecelerde etkilidirler.
İkinci ve en önemli yan etki ise deri kanserleridir. Deri kanserlerinin gelişiminde genetik faktörleri ayrı tutarsak en önemli etken % 90’ın üzerinde etkiyle güneş ışınları yani UVB ve UVA ışınlarıdır. Toplam doz tüm deri kanserlerinin gelişiminde çok önemliyken, ani ve yüksek doz UV de çok etkilidir, özellikle de en tehlikeli çeşit olan “Malin Melanoma” için, her güneş yanığı tehlikeyi biraz daha arttırır.  Bu nedenle Malin Melanoma 20-50 yaş hastalığıdır. Çocukluk yaşlarında (On yaşın altı) alınan UV, yaşanan güneş yanıkları, tehlike boyutunu kat kat arttırır (yaşam boyunca aldığımız UV dozunun toplam yarısını ilk 20 yaşta alırız). Bu nedenle çocuklarımıza güneş koruyucu kullanma alışkanlığını çok erken yaşlarda kazandırmamız gerekir...
-- Peki güneşten kaynaklı yanmaları, deri hasarlarını ve deri kanserlerini önlemek için neler yapılmalı?
 
İşte bu noktada imdadımıza yetişen, günlük aktiviteyi aksatmayan modern, uygar ve pratik koruyucular “Günperdesi=Sunscreen” adı verilen krem, jel veya losyon formunda olan güneş koruyuculardır.
Güneş koruyucuları iki başlık altında incelenebilir; fiziksel ve kimyasal güneş koruyucuları olarak... 
Aralarındaki fark; ultraviyole filtresi olarak içeriğinde fiziksel veya kimyasal ajanları bulunduruyor olmalarıdır. Bazı güneş kremleri ise hem kimyasal, hem de fiziksel ajanları bir arada barındırır. Fiziksel içerikli olanlar “inorganik veya mineral güneş koruyucu” olarak adlandırılırken, kimyasal içerikli olanlar “organik veya mineral olmayan güneş koruyucu” olarak isimlendirilir. Organik adı daha sağlıklı olduklarını düşündürüyor olabilir ancak buradaki organik, mineral içerikliolmadığını anlatmak için kullanılır.
--Fiziksel güneş kremleri deri üzerine sürüldüklerinde genellikle emilmez ve cilt üzerinde oluşturdukları ince bir tabaka sayesinde güneşin ışınlarını yansıtarak veya bloke ederek cildi korur.
--Kimyasal içerikli güneş kremleri sürüldükten sonra deri içine emilir, çoğu güneş ışınlarını absorbe eder, yani bünyesine alır.
İnorganik güneş koruyucularında hangi maddeler bulunur?
Çinko oksit (ZnO) ve titanyum dioksit (TiO2) fiziksel içerik olarak kullanılan maddelerdir.
Organik güneş koruyucularında bulunan maddeler nelerdir ?
Avobenzone, Octinoxate, Oxybenzone, Homosalate, Helioplex, Tinosorb, Mexoryl gibi maddeler en çok kullanılan kimyasal koruyuculardır.
Mineral içerikli olmayan güneş kremlerinde hangi maddelerden uzak durmak gerekir?
Organik güneş kremlerinin bazılarının içinde bulunan “oxybenzone” sürüldükten sonra deri içine emilir. Deri içine emilen her şey kan dolaşımına da katılabilir. Böylece vücudun her her yerine gidebilir. Bazı araştırmacılar, emilerek kan dolaşımına katılan oxybenzone adlı kimyasalın vücutta kadınlık hormonu “östrojen” benzeri etkiler gösterdiğini ileri sürmüşlerdir. Bu sebeple, oxybenzone içeren güneş koruyucuların kullanımı önerilmemektedir.
Aslında bir A vitamini formu olan “retinil palmitat” adlı maddeyi içeren güneş kremleri de kullanılması önerilmeyen ürünlerdendir. Bunun sebebi ise, güneş ışığına maruz kalan bu maddenin kanserojen etki gösterebilmesidir.
Fiziksel ve kimyasal koruyucu içeren güneş koruyucuların birbirlerine göre bazı avantaj/dezavantajları bulunmaktadır. Peki nedir bunlar dersek?
Fiziksel koruyuculu güneş  kremlerinin koruyuculukları sürüldüğü anda başlar. Kimyasal içerikli koruyucuların etkisini gösterebilmesi için ise deri tarafından emilmeleri gerekir. Bu yüzden, kimyasal koruyucu içeren güneş kremleri, güneşe çıkmadan en az yarım saat önce sürülmelidir.
Titanyum dioksit ve çinko oksit içeren fiziksel koruyucuların bir başka avantajı ise, daha geniş spektrumlu olmalarıdır. Bunun anlamı şudur; bu tip güneş koruyucular güneşin zararlı ultraviyole ışınlarının her ikisini birden, yani hem UVA hem de UVB ışınlarını bloke ederek koruyuculuk sağlayabilirler 
Fiziksel koruyuculu güneş kremleri çoğu deri tipinde daha iyi tolere edilir. Genellikle cilt problemlerine ve alerjilere yol açmazlar.
Fiziksel koruyuculu güneş kremleri serbest radikal oluşumuna da sebep olmaz. Ancak bazı kimyasal koruyuculu güneş kremleri serbest radikaller oluşmasına sebep olduğundan, deride hasar, tahriş ve yaşlanmaya sebep olurlar.
Fiziksel ürünlerin en büyük dezavantajı ise, güneşi tamamen bloke ettikleri için insan derisinde güneş ışınlarının etkisiyle sentezlenen D vitamininin üretimini engelleyebilecekleridir.
 
 
Güneşten koruyucu ürünler dayanıklılıklarına göre şu şekilde sınıflanabilirler;
• Tere dayanıklı (sweat-resistant): Sürekli ve yoğun terlemede 30 dk. koruma sağlar.
• Suya dayanıklı (waterresistant): Sürekli suya temasda 40 dk. SPF seviyesini devam ettirir.
• Suya daha dayanıklı (water-proff): Sürekli suya temasla 80 dk. koruma sağlar.
Peki hep duyduğumuz hatta doğru ürünü seçmeye çalışırken belki de en çok dikkat ettiğimiz şey olan SPF'nin ne anlama geldiğini ve cilt tipimize uygun olan SPF değerine Nasıl karar vermeliyiz biliyor muyuz?
SPF bir güneş koruyucunun, deriyi kendi koruyuculuğundan kaç kat daha fazla koruduğunu gösteren sayıdır.
SPF yi nasıl seçeceksiniz?
Cildinizin hiçbir koruyucu olmadan ne kadar sürede kızarıyor? Bununla ilgili küçük bir hesap yapmanız gerekiyor.
Cildiniz, korunmasız güneşte durduğunuzda 10 dakikada kızarıyorsa 20 SPF koruyuculu kremle 10 x 20=200 dakika (yaklaşık üç saat) korunmuş oluyorsunuz. Yani güneşte zarar görmeden kalabileceğiniz süre bu kremi kullandığınız zaman 20 misli uzuyor. 
Genellikle sık düşülen bir yanılgı da  bulutlu havalarda zarar görülmeyeceği veya gölgede ışın etkilerinden korunulabileceği şeklindedir.  Bulutlar ve gölgeler UV’nin ancak %40-50’sini keserler, buna karşılık rahatsız edici olan görünür ışık ve kızıl ötesi ışınları tuttukları için yanma hissi duymayan insanlar, daha çok UV alarak daha çok hasar görebilirler. UV ışınları doğrudan deriye ulaştıkları gibi  çevreden yansıyarak da ulaşabilir.  Kardan %95, kum ve betondan %20-25, sudan %5 yansıma vardır.  Ayrıca UV ışınları suyun içine de 2m derinliğe kadar girebilirler. O nedenle mutlaka gölgede ve karda da güneşten korunmak şarttır.
SPF 4-12 olan ürünler minimal koruma; SPF 12-30 arasında olan ürünler orta derecede koruma; SPF 30 ve üzeri olan ürünler ise yüksek derecede koruma sağlamaktadır. 
 
 
SPF 30 olan bir ürünün SPF 15 olan ürüne göre 2 kat daha fazla koruma sağladığı düşünülmekte ise de bu  doğru değildir. SPF 15 %93 oranında koruma sağlarken bu koruma SPF 30 olan bir üründe %97 olmaktadır. SPF özellikle UVB’ye karsı koruma sağlar. Bu nedenle ürünün üzerinde mutlaka UVA’ya karsı koruma olup olmadığına bakılmalıdır. 
Yüksek faktörlü güneş koruyucu kullanımında amaç uzun sure güneş altında kalmak olmamalıdır, aksi takdirde güneşin zararlı etkilerinden daha fazla etkilenmemiz söz konusu olacaktır. 
--Güneş koruyucu kremin doğru kullanılması çok önemlidir: güneş koruyucu krem güneşe çıkmadan en az 20-30 dakika kadar önce cilde sürülmelidir. Eğer sonrasında hep güneşli ortamda bulunulacaksa, 2 saatte bir krem tekrar sürülmelidir. Deniz kenarındayken; her deniz ya da havuza girip çıktıktan sonra güneş koruyucu krem tekrar sürülmelidir. Güneş koruyucular denizden ya da havuzdan çıktıktan sonra yenilenirken mutlaka kuru cilde uygulanmalıdırlar.
Doğru güneş koruyucu hangi özelliklere sahip olmalı ve nasıl seçilmelidir:
Güneş koruyucu kremleri tercih ederken, cilt tipimize en uygun olan kremi seçmeliyiz. Özellikle yağlı cildi olanlar akışkan sıvı formlarda ya da jel formundaki güneş koruyucuları, kuru cildi olanlar ise krem formundaki güneş koruyucuları tercih etmelidir. Allerjik cilt tipine sahip olanlar gebeler ve çocuklar ise mineral içerikli ürünleri kullanmalılardır. Aksi takdirde, yağlı cildi olanlarda sivilce artışı, kuru cildi olanlarda ise kuruluk artışı gelişebilir.
Cilt lekeleri olanlar güneş koruyucu krem seçerken kapatıcı formu olan kremleri tercih edebilirler. Bu sayede hem güneş koruyucu kremin koruyucu etkisinden faydalanabilirken, hem de ciltteki lekelerin görünmesinin önüne geçebilirler.
Güneş koruyucu ürünleri tercih ederken kişinin yaş, gebelik gibi özel durumlarının da göz önünde bulundurulması gerekiyor. Çocuk ve gebeler için genelde kimyasal içermeyen fiziksel filtreler, yaşlılar için daha yoğun, krem formunda olan ürünler öneriliyor. Kişi cilt kanseriyse doktor kontrolünde bağışıklık sistemini koruyucu özel kremler seçmeleri gerekiyor. Kişinin lekeleri varsa pigment önleyici, kuperoz mevcut ise hassasiyeti ve ilerlemeyi engelleyecek ürünler , alerjik ciltlere özel göz yakmayan ve  hassasiyet oluşturmayacak güneş kremleri bulunuyor.
--İyi bir güneş koruyucu ürünün Hem UVA hem de UVB’ye karşı koruma sağlaması, kullanıcı tarafından tolere edilmesi, kozmetik olarak kabul edilebilir olması, toksik olmaması, fotostabil olması, yüksek SPF’ye (sun protectionfactor) sahip olması gerekmektedir.
 
Sonuç olarak güneşin bize güzel görünen sıcak yüzünden yararlanalım, pozitif etkilerini hayatımıza dahil edelim, provitamin D’mizi vitamin D’ye çevirttirelim, fakat dostumuzu iyi tanıyıp, gelecek tehlikelerden de korunalım. Bu korunmayı özellikle çocuklarımıza erken yaşlarda başlatmaya çok özen gösterelim. Bedelsiz ve zararsız bronzlaşmanın bir hayal olduğunu bilerek, üşenerek erteleyerek koruyucu kullanmadan ya da korunmadan güneş'le temasımızın olduğu  her anın cildimizde bir miktar hasar bıraktığını unutmayalım…
 
Bol güneşli, pozitif, depresyondan uzak bir yaz ve sağlıklı bronzlaşmalar dilerim.
 
Sevgiler...

Ecz. Mine ŞAHBAZ


Son eklenen haberler

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.



Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim