Neden Aromaterapi?

Son güncelleme: 17-03-2017

Ecz.Sevil Ağalar Altınel

 

 

 

Neden Aromaterapi? 

Aromatik bitkilerin tarihte kullanımı binlerce yıl öncesine dayanmaktadır.  Milattan önce 4,000 yılında Sümerler selvi ve mür gibi kokulu bitkileri kullanmışlardır. Yine Eski Mısır’da milattan önce 1500 yılına dayanan  21 metre uzunluğundaki papiruslarda 850 değişik botanik ilaç formülüne  rastlamıştır.

Tıbbın babası olarak bilinen hipokrat milattan önce 4.yüzyılda aromaterapiyi banyo ve masajda tedavi amaçlı olarak kullanmıştır.

Modern formda Aromaterapi 1900 yılların başında Fransa’da başlamış ve 1980 lerde Amerika’ya yayılmıştır.

Aromaterapide, ruh ve beden bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Uçucu yağların kullanımı ile fiziksel, psikolojik ve ruhsal bütünlük sağlayarak, geniş kapsamlı  bir etkileşim üzerinden hastada iyilik/tedavi amaçlanmaktadır. Aromaterapi eğer doğru uygulanırsa şaşırtıcı derecede etkilidir ve vücudumuzda positif değişikliklere neden olmaktadır. 

İnsanların doğal ürünlere olan ilgileri arttıkça aromaterapi son yıllarda tüm dünyada hızla ilgi odağı haline gelmektedir. Ülkemizde de son bir iki yıl içinde parlayan yıldız konumuna ulaşacaktır.

 

 

Aromaterapi  temelde bitki bilimidir. Biz eczacılar, eğtimimiz nedeni ile bitki ve bitki bilimini en iyi bilen kişiler olarak aromaterapiyi uygulayabilecek en yetkin meslek grubuyuz. Aromaterapiye, herşeyden önce mesleğimizin bir parçası olması nedeni ile sahip çıkmalıyız. Bu nedenle bilgilerimizi yenilemeli ve aromaterapiyi güncel eczane kullanımına sokmalıyız.

Bu yazı dizilerinde, sizlerle birlikte aromaterapi bilgilerimizi güncelleyecek  ve eczanelerimizde hastalarımıza sunabileceğimiz alternatif tedavi modellerini inceleyeceğiz. 

Aromatik tedavi modelleri ile hem hastalarımıza doğal yollarla çözüm sunabilirken aynı zamanda ruhsal açıdan da kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayabileceğiz. 

Sağlık danışmanlık görevimize aromaterapi uygulamalarını da katarak mesleğimize yeni bir ruh ve bakış açısı getirecek ve mesleki tatminimizi arttıracağız.

 

 

Aromaterapi uygulamalarının omurgası; UÇUCU YAĞLAR

Uçucu yağlar bitkilerin çiçek, yaprak, kabuk, meyve, tohum, gövde veya köklerinden distilasyon yöntemi ile elde edilirler. Distile edilen, uçucu yağlar  çok konsantre ve kırılgandırlar. Molekül olarak çok küçüktürler, havada çok hızlı buharlaşırlar.

Uçucu yağlar, değişik yapıdaki terpenlerin karışımıdırlar. Çok değişik ve karmaşık yapıda maddeyi bir arada bulundurmaları nedeni ile değişik ve çok sayıda etkiye sahip maddelerdir. Uçucu yağlar bitkinin konuşan ruhu ve kalbi olarak da tanımlanabilir. Bitkinin ana çekirdeği ve geçmişini taşımaktadırlar.   Uçucu yağlar her bitkinin özel aromasından sorumludurlar. Ayrıca bulundukları bitkiyi dış etkenlerden ve hastalıklardan korurlar.

Bitkiler kendilerini dış etkilerden korumak amacı ile bünyelerinde çeşitli yağlar üretirler ve bu yağların mekanizmaları çok karmaşıktır, bu nedenle uçucu yağlara karşı direnç gelişimi imkansız gibidir.

Tek bir damla uçucu yağ bitkinin tüm yaşam enerjisini, geçmişini  ve hormonlarını taşımaktadır. Bitkinin yaşam gücü uçucu yağ ile insan bedeninde doğal bağışıklığın güçlenmesine yardım etmektedir.  Uçucu yağların , antiseptik, antiviral ve antibakteriyel etkileri vardır. Bazı uçucu yağlar mikro-organizmaları yok etme özelliğinden dolayı doğal antibiyotik olarak da tanımlanmaktadır.

Uçucu yağlar saç, cilt ve tırnaklar üzerinde de tedavi ve iyileştirici etkiye sahiptirler.

Yapılan bazı çalışmalarda uçucu yağların kronik ağrı, stress ve depresyonla başa çıkmada fayda sağladığı görülmektedir.

Uçucu yağların ayrıca dikkat ve konsantrasyon üzerinde etkileri saptanmıştır. 

Tıbbi nane, zencefil ve kakule uçucu yağlarının kemoterapi ve radyoterapiye bağlı mide bulantılarını azalttığı da görülmektedir.

Yurtdışında uçucu yağlar birçok endikasyonda olduğu gibi Alzehimer hastalarında da kliniklerde kullanılmaktadır.

Uçucu yağların koku merkezi üzerindeki etkileri

Uçucu yağlar bitkilerin moleküler yapısında önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle bitki ve bitki kökünün tüm doğal kokusunu beraberinde getirmektedir.

Koku alma duyusu en önemli duyularımızdan biridir ve beynimizin duygu, hafıza ve yaratıcılığı etkileyen kısmında yer alır. İnsanda koku duyusu, günlük duyguların yüzde 75’ini etkiler ve hafızada önemli bir rol oynar.

Koku duyusu ön beyin, talamustan süzülmeksizin doğrudan beyne giden tek duyudur. Bu bölgeye duygu merkezi (limbik sistem) denir. Duygu merkezi davranışsal, motivasyon, uzun süreli bellek, ve koku alma duyusu gibi çeşitli fonksiyonlar içerir.

 

Kokular beyinde duygu(limbik sistem) açlık(hipotalamus) ve hafıza (hipokampus) ile ilgili merkezleri uyararak fizyolojik, psikolojik, davranışsal ve algılama işlevleri üzerinde etkili olmaktadır.  Koklamak suretiyle beynin limbik bölgesinde bulunan koku soğancıkları elektrokimyasal impulslarla uyarılır. Böylece duygudurumu ve davranışları düzenleyen limbik sistem etkinleşir. Diğer taraftan koklanan uçucu yağ içerisindeki moleküller akciğerlerdeki bronşlar vasıtasıyla kana karışarak vücut biyokimyasını doğrudan etkilemektedir. 

Tarih boyunca kokuların insan üzerindeki etkileri incelenmiş ve çeşitli hastalıkların iyileştirilmesinde kullanılmıştır.

Uçucu yağların burundaki koku sinirlerini uyarmasıyla beyne giden uyarılar, koku merkezi ile çok yakın ilişki içinde bulunan duygu merkezini harekete geçirir ve özel etkiler ortaya çıkar. Bu nedenle kokular bize hızla anılarımızı ve geçmişi anımsatır. 

Tarihte koku ile tedaviyi Türk Tıp Tarihi'nde İbn-i Sina ve Biruni gibi âlimler, gülü akıl hastalarının tedavisinde kullanmışlar ve hafızayı açtığını, belleği güçlendirdiğini görmüşlerdir.

Yapılan çeşitli çalışmalarda, farklı aromaterapik kokuların beynin elektriksel aktivitesini farklı şekilde etkilediği EEG sonuçları ile gösterilmiştir.

Örneğin; lavanta ve bergamot uçucu yağlarının beyinde “mutluluk hormonu”olarak bilinen endorfin salgısını artırıp, uygulamadan sonra ruhsal ve fiziksel bir gevşeme sağladığı bildirilmiştir.

Gül kokusunun ise nefes hızını ve kan basıncını düşürdüğü; vanilya kokusunun ise sakinleştirici bir etkiye sahip olduğu görülmüştür.

Kahve kokusunun sakinleştirici bir etkisi olduğu saptanmıştır.

Uçucu yağlar binlerce yıldır parfüm ve koku sanayinde kullanılmaktadır.

Uçucu yağlar son yıllarda gıda sanayinde de hem aroma verici hem de koruyucu olarak kullanılmaya başlanmıştır…

Doğanın gücünü daha fazla kullanacağımız günlerde görüşmek üzere…

  


Ecz. Sevil AĞALAR ALTINEL


Son eklenen haberler

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.



Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim