Bir vitaminin ötesinde-D vitamini

Son güncelleme: 09-03-2016

Son zamanların popüler vitamini D vitaminini ele alacağım bu hafta.


Çok konuşuluyor, çok aranıyor. Zor da bulunuyor bu aralar...
Nedir? Nasıl üretilir?
Nelerden sorumlu?
Bu kadar mucize mi?
Her derde deva  mı?

Kalsidiol, Kalsitriol, Aktif metabolit nedir? vs...


Bakacağız. Anlayışınıza sığınarak bu biraz da detaylı bir bakış olacak.


 
D vitamini dört halkadan oluşan  bir sterol türevi.

İki önemli formda bulunuyor.  
 
-Diyet ile alınan bitkisel kökenli ergosterolden türeyen ergokalsiferol  yani D2 vitamini, ( 25(OH)D2 ) 

-Hayvansal kökenli  olup deride kolesterolün  oksitlenme ürünü olan 7 dehidrokolesterolden   türeyen  kolekalsiferol  yani D3 vitamini, ( 25(OH)D3 ).   
 
İnsan  vücudunda  sadece  D3 vitamini  sentezlenir .   
 
Her  ikisi  de  hem  diyetle  alınır  hem  de  sentetik  olarak üretilebilir .
İnsan  vücudunda bulunan  D vitamininin büyük bir kısmı güneş ışınlarındaki mor ötesi ışınlarının etkisi  ile    deride sentezlenir.  Güneş ışığına maruz kalma engellenmedikçe  vücudun  tüm ihtiyacı  deride  sentez  edilmek  suretiyle karşılanabilir.  

  
Hayvansal  besinlerden  alınan D3  vitamini  veya  bitkisel  besinlerden  alınan D2  vitamini  ince barsaklardan absorbe edilir ve emilimi safra asitlerinin varlığını gerektirir.  Deride yapılan D3 vitamini  bir  α1  globülin  olan    DBP’ye  (D vitamini  Bağlayıcı Protein) bağlanarak karaciğere taşınır.  
 
D  vitamini  karaciğere  geldikten  sonra  metabolizmaları  aynıdır.  25Hidroksilaz enzimi ile 25hidroksiergokalsiferole  [25(OH)D2]  veya  25 hidroksikolekalsiferole [25(OH)D3]  dönüşür.  Bu  madde  kalsidiol  olarak da bilinir.   
  
25(OH)D vitamini vücudun  tüm D vitamini havuzu hakkında en  iyi bilgi veren parametredir. Normal serum konsantrasyonu 880 ng/ml (20-200 nmol/L) arasında değişir. Serumdaki yarı ömrü 21 gündür.   
  
Kalsidiol,  DBP  (D Vitamini  Bağlayıcı Protein)’nine  bağlanarak kan  yoluyla böbreğe gelir  ve 1  –α  hidroksilaz  enzimi ile  ikinci  kez  hidroksilasyona uğrayarak, 1,25dihidroksikolekalsiferol’e  [1,25(OH)D2]  dönüşür.   
 
Kalsiyum ve  fosfor  homeostazında  sorumlu D  vitamininin  biyolojik olarak  en aktif  şekli  1,25(OH)D2 vitaminidir. Bu madde kalsitriol olarak da bilinir.  
 
25(OH)D  vitamin  hidroksilasyonunun  büyük  kısmı  böbreklerde olmasına rağmen, böbreklerden sonra en önemli 1,25(OH)2D3  yapım  yeri plasentadır.  
 
1,25(OH)2D3 vitamini plazmada 40 -60 pg/ml (16 65 pmol/L) düzeyinde bulunur ve yarılanma süresi 3 -6 saattir.


D vitamini düşüklüğünün görüldüğü durumlar:  
 
     •   Antikonvülzan alımında, 
     •   Ailesel hipofosfatemik rikets’de (DM, Fankoni sendromu, Hipoparatiroidizm, 
         Renal Osteodistrofi, Renal tübüler asidoz görülür) 
     •   Yüksek fosfat ve fitat alımında, 
     •   Diyetle yetersiz alımlarda, 
     •   Özellikle yaşlılarda olmak üzere yetersiz güneş ışını alımında, 
     •   Karaciğer hastalıklarında, 
     •   Malabsorbsiyonlarda, 
     •   Osteomalazi 
     •   Raitizmde görülür. 

D Vitamini fazlalığının görüldüğü durumlar:   
 
     •    Gastointestinal   şikayetler   (anoreksiya   yani   iştahsızlık,   bulantı,   kusma, 
          kabızlık..),  Kemik  dışı  metastatik  kalsifikasyonlar,  Renal  Taşlar  ve  Renal 
          kolik olur..    
     •    İnfantlarda  Williams  (elfin  yüz)  sendromunda  (özel  bir  yüz  görünümü, 
          supravalvülar aort stenozu ve mental retardasyon) kan değerleri fazladır. 
     •    Aışrı D vitamini alımı (haplar,vitamin katkıları..) ile kan değerleri artabilir. 

Son yıllarda yapılan çalışmalar D vitamininin  kemik,  barsak,  böbrek  ve  paratiroid  bezleri üzerine gösterdiği    fizyolojik etkilerle  kalsiyum,  fosfor  ve  kemik metabolizması   üzerindeki   bildik   etkilerinden   başka   daha   birçok  fonksiyonu olduğunu göstermiştir.  
 
Bugün,  otoimmun  hastalıklar, inflamatuar  barsak  hastalığı,  romatoid  artrit, multipl    skleroz,  diyabet,  birçok  kanser  çeşidi  ve  kalp  hastalıklarının  oluşmasında D vitamini eksikliğinin  rolü olduğu saptanmıştır. 
 
Yine son çalımalarda  yüksek doz D vitamininin immunsupresif etkisinin olduğu saptanmıştır.  D  vitaminin  bu  özelliği,  otoimmun  hastalıkların  kontrolünde  yeni kullanım olasılıkları olabileceğini düşündürmektedir. 
  
Vitamin D eksikliğinin neden olduğu başlıca biyokimyasal anormallikler, hipokalsemi ve hipofosfatemidir.

D  vitamini  yetmezliği  çocuklarda rikets'e (raşitizm) yol açarken, erişkinlerde ise  osteoporozu  hızlandırır  ve  ağrılı  bir kemik hastalığı olan osteomalazi' ye  yol  açmaktadır. 

Raşitizmde kemikteki kalsiyum depolanmasında yetersizlik görülür. Kalsiferol eksikliğinde uzun kemiklerde epifiz-diafiz sınırındaki kıkırdak hücreleri büyümeye devam eder. Ancak kemikleşme gecikir yada duraklar. Bu nedenle eklemlere yakın bölgelerde kemik uçları genişleyerek normal şekillerini kaybeder ve deformasyona uğrar.
Fontanellerin kapanması gecikir. (normalde 1. yaşta kapanır)

D vitamini Fizyolojisi  
  
25(OH)D  veya  1,25(OH)2D  vitamini  total miktarının   yalnız %1’inin dolaşımda serbest  bulunması,  D  vitamininin  intoksikasyonuna  karşı  önemli  bir  koruyucu mekanizmadır.  
  
Mor  ötesi  ışınların  cilde ulaşan miktarını  veya  ciltteki  7DHC  miktarını etkileyen faktörler,  aynı  zamanda    ciltte D vitamini  yapımını da  etkilemiş  olur.  Bu  aktörler  enlem, deniz seviyesi, mevsim, günün saati (11.00-15.00 arası en etkili saatlerdir),  atmosferdeki  ozon  miktarı,  bulutlar,  aerosoler  ve  albedo  (yüzeyden ışınların yansıması), cilt tipi, yaş, giyim, ciltte güneş koruyucuların kullanımı gibi çok çeşitlidir.  
  
Mor  ötesi ışınlarının D vitamini sentezi özelliğinden  yararlanmak  istiyorsak, 12:00 15:00  saatleri  dışında  olmak  üzere  kısa  süreli  olarak  güneş  koruyucusu  sürmeden güneş  ışınlarına maruz kalmalı  ancak  sonrasında  hemen güneş koruyucu  sürmeliyiz.  
 
D vitamini İhtiyaçları:  
  
Yağda  eriyen  bir  vitamin  olan  D  vitamini,  çok  az  miktarda  doğal  gıdalarda bulunurken  (yağlı  balık,    balık    karaciğeri,    yumurta    sarısı    gibi),    vücut  ihtiyacının    büyük    kısmı    ciltte    morötesi  ışınlarının    etkisi    ile    7DHC’den sentezlenerek  karşılanmaktadır.  Bu  nedenle  yıl  içinde  D vitamin  üretiminin  en  
uygun  olduğu  aylarda,  düzenli  ve  bilinçli  bir  şekilde  güneş  ışılarına maruz  kalmak  (eller  ve  yüzün  haftada  2  saat  etkili  güneş  ışığına maruz  kalması çoğunlukla  yeterlidir)    her yaş  için D vitamini  eksikliğinden    korunmada  en  etkili  yoldur. Ancak  değişik nedenlerle güneş ışınlarından yarar sağlanamadığında diyet ile destek yapılmalıdır.  
  
Amerika  Birleşik  Devletleri’nde  yenidoğan,  çocuklar  ve  50  yaşına  kadar  olan yetişkinlere  200  IU/gün,  51-70  yaş  arasına  400  IU/gün  ve  70  yaş  üzeri  olan yetikinlere 600 IU/gün D vitamini önerilmektedir.  
 
Kanada Osteoporoz Cemiyeti ise  50 yaş üzeri kadın ve erkeklerde 800 IU/gün D vitamin desteği önermektedir.  
 
Günlük D vitamini ihtiyacı 200 IU  ile 4000  IU gibi geniş bir yelpaze içinde önerilmektedir .   
  
Gebelikte  ve  laktasyonda,  optimal  D vitamin  ihtiyaçları  bilinmemekle  birlikte bugün  önerilen  200-400  IU/gün  olan   referans  değerlerinden  daha  yüksek  olduğu anlaşılmıştır.  
 
Gebeliğin son trimesterinde  1000  IU/gün  D  vitamini  desteği  alan  ve  almayan gebeler  arasında,  almayan gebelerden  doğan  bebeklerde  intrauterin  büyüme geriliğinin  daha  fazla  olduğu,  bebekler  bir yaşında  görüldüğünde,  daha  az  kilo  aldıkları  ve  büyüme  hızının  daha  düşük  olduğu  bildirilmektedir. 
 
Emziren  annelere  2000  4000 IU/gün D vitamini verilmesi ile anne sütü alan bebeklerin  D  vitamin  ihtiyaçlarının  karılanacağı  ve  süt  çocuklarının  D  vitamin değerlerinin olumlu etkileneceği bildirilmektedir. 
 
Bugün  D  vitaminin  serum  değerini  belirlemek  için  biyokimyasal  olarak  iki  test  bulunmaktadır:  1,25(OH)2D    vitamin    ve    25(OH)D    vitamini.    Serum    25(OH)D vitamin  değerleri    en    uygun    laboratuvar    testidir  çünkü  aylar    öncesinden eksiklik  durumunu  göstermektedir.   Bu  ölçüm  ile  diyetle  alınan  veya  güneş ışınların etkisi ile oluşan D vitamin kısımları ayırt edilememektedir.  
 
Serum 25(OH)D vitamin seviyesi mor ötesi  ışınlar ile  artarken  endokrin  sistem tarafından sıkıca  kontrol   edilen 1,25(OH)2D   vitamin  değerleri etkilenmemektedir .  
  
Serum  25(OH)  D  vitamini  düzeyinin;  <20  ng/ml  olması  eksiklik,  20-32  ng/ml  olması yetersizlik, 32-100 ng/ml arasında olması normal olarak kabul  edilmektedir.  
 
D Vitamini Fonksiyonları  
  
Kalsiyum metabolizması: 
 
D vitamini, kalsiyum değerlerini normal sınırlarda tutmak için bağırsak, kemik ve böbreklerde üç farklı mekanizma ile etki eder:  
 
Barsaklarda 1,25(OH)2 D vitamininin  net  etkisi  ince  barsak  lümeninden  dolaşıma Ca ve P transportunu uyarmaktır.  
  
1,25(OH)2 D vitamininin kemik rezorpsiyonunu arttırıcı etkisi PTH ile sinerjistiktir.  
 
1,25(OH)2 D vitami renal Ca ve P tutulumunu artırır.  

 

Kalsiyum metabolizmasında;

 

Fosfat Metabolizmasında;

Kalsiyum metabolizması dışı fonksiyonları: 
 
D  vitamininin    optimal  sağlık    için  gerekli  olduğu,  birçok  hastalığın  gelişmesini engellediği veya bulguların hafiflemesine neden olduğu bildirilmektedir. Otoimmun hastalıklar,   inflamatuar   barsak   hastalığı,   romatoid   artrit,   multipl   skleroz, diyabet,  birçok  kanser  çeşidi, kalp  hastalıkları,  osteoporoz,  enfeksiyöz 
hastalıklar  gibi  birçok  hastalıkta  etkili  olduğu  yapılan   çalışmalarla gösterilmiştir. 
 
Diyabet: D vitamini reseptörleri (VDR), bütün  immun  sistem  hücrelerinde  ve yanı  sıra    pankreatik    beta    hücrelerinde    tanımlanmıştır.  Beta hücrelerinde D vitaminine  bağlı  kalsiyum   bağlayıcı  protein  olan    kalbindin de  bulunur. Kalbindin  ekspresyonunun    beta  hücrelerini  sitokine  bağlı  hücre  ölümünden koruduğu gösterilmiştir.   
  
Yapılan  hayvan  çalımalarında  yaşamın  erken  evrelerinde  1,25(OH)2D  vitamini  desteği  alınırsa  tip  1 diyabet    gelişiminin    önlendiği gösterilmiştir. Tip  2 diyabet  gelişiminde VDR  polimorfizminin rol  oynayabileceği de  öne sürülmüştür.  
 
Kanser: 
Laboratuvar,  deneysel  ve  epidemiyolojik  çalımalar  D  vitamininin  en  sık meme,  prostat,  kolon,  deri  ve  pankreas  kanseri  olmak  üzere  yirmiye  yakın kanser  tipinden koruyucu etkisi olduğunu göstermektedir .  
 
Enfeksiyon hastalıkları:  Tüberküloz  enfeksiyonu  olan  hastalarda  D  vitamin  değerlerinin    tespit    edilemeyecek    kadar  düşük    olduğu    ve    D    vitamini  eksikliğinin  tüberküloz  enfeksiyonu  için  bir  risk  oluşturduğu bildirilmektedir.  
  
Bunun  yanında  viral  gribal  enfeksiyon  sıklığının  D  vitamin  serum  değerleri  ile ilişkili  olduğu,  daha  düşük  serum  değerlerinde  viral  gribal  enfeksiyonların  arttığı bildirilmektedir.  
Çocuklukta    pnömoni    tanısı    alan    hastalarda    %80    oranında  D vitamini eksikliği  olduğu bildirilirken,  raşitik  çocuklarda  raşitik  olmayanlara  göre  13 kat  daha  fazla  pnömoni  gelime riski olduğu görülmüştür.  
  
Beyin  gelişimi:  D  vitamini    eksikliği    durumunda  korteks anomalileri,  lateral ventriküllerin genişlemesi ve beyinde daha fazla hücre proliferasyonu gözlenmiştir.  
  
Yetersiz D  vitamini  desteği  gören  erkek  çocuklarda  ileri  yaşlarda  şizofreni  görülme  riskinin arttığı bildirilmektedir.  
 
Kalp hastalıkları:
Deney  hayvanlarında yapılan çalımalar D  vitamininin  iskelet,  kardiyovasküler ve   nörolojik gelişim üzerine  önemini göstermektedir. Kardiyovasküler  etkilerinden  vasküler muskuler   kontraksiyon  fonksiyonlarını  arttırdığı ve histolojik olarak  ventrikül  kas hücreleri  arasındaki  boluğu  arttırdığı görülmüştür.  
  
D vitamini  değerleri  daha  yüksek  olan  hastalarda   daha  az  kardiyovasküler hastalıklara  bağlı mortalite  görüldüğü  bildirilmektedir. Kuzey  ülkelerinde  daha yüksek  oranda  kalp  hastalıkları görüldüğü ve özellikle kalp krizinin kış aylarında %53 oranında daha fazla geliştiği görülmüştür.  
 
Transplantasyon: 
Transplantasyon    sonrası    doku    kabulünde  D  vitamininin önemli  yeri  olduğu bildirilmektedir. Özellikle kalp, karaciğer, böbrek, pankreas, akciğer ve barsak transplantasyonunda önemli yeri olduğu  ve  deney  farelerinde yeni  dokunun  yaşamasını  %10–30  oranında  arttırdığı bildirilmektedir.  
 
Kronik  böbrek  hastalığı:   1,25(OH)2D    vitamini  PTH  üzerine  inhibitör  etki gösterir.  Kronik  böbrek  hastalarında  D  vitamini  yapımı  yetersiz  olduğundan  hiperparatiroidi  gelişmektedir.  Diyaliz  hastalarında  gelişen  renal osteodistrofi  D  vitamini  ve  analogları  ile  tedavi edilebilmektedir .  
 
Psöriazis:  1,25(OH)2D  vitamini   keratinositlerin  ve  fibroblastların proliferasyonunu   inhibe  eder.  D  vitamininin  bu  özelliği  deri  hücrelerinin  kontrolsüz çoğalması  ile karakterize olan psöriaziste kullanım alanını doğurmuştur. Kalsitriol analoğu  olan  “calsipotriol”  psöriazis  tedavisinde  kullanılmak  üzere  FDA  tarafından  onay almıştır .  
  
Raşitizm, osteoporoz ve osteomalazi:  
  
D   vitamini eksikliğinin klinik  bulguları  çocuklarda  raşitizm olarak  adlandırılırken,  yetikinlerde ise osteomalazi olarak karşımıza çıkmaktadır.  D vitamin eksikliğinde hastalar   çoğu   zaman   kemik  ve  kaslarda ağrıdan  şikayet  etmektedir.  
Fibromiyalji   şikayetleri  olan  hastaların  %40-60  oranında  D vitamini  eksikliği veya osteomalazi mevcuttur. 
                                       
Immun fonksiyonları ve otoimmun hastalıklar  

  
Lenfositlerin önemli miktarda D vitamini reseptörü olan VDR içerdiği gösterilmiştir.  T hepler  hücreler  tüm  antijen  spesifik  immün  cevapta merkezi  bir  role  sahiptir.  Otoimmun    hastalıklarda Th  hücreleri  vücudun  kendi    proteinlerine  saldırırlar. Multipl skleroz, tip1 DM ve inflamatuar barsak hastalıkları Th hücreleri 
aracılığı ile oluşmaktadır.  
 
1,25(OH)2D vitamini Th  hücrelerinin proliferasyonunu, INFγ, IL2ve  IL5 üretimini azaltırken, IL4   üretimini   arttırır.   In   vivo  ortamda   D vitamininin   otoimmun hastalıkları baskılamasındaki rolünün IL2 ve IL4 aracılığıyla olduğu gösterilmiştir. D vitamininin uyarılmış B lenfositlerindeki etkisi ise,  bu hücrelerde immunglobulin 
salgılanmasını  baskılamak  şeklindedir .   
  
Hashimoto tiroiditi:  
  
1,25(OH)2  D  vitamini,  D  vitaminin  en  aktif  formu  olup  hayvan  modellerinde otoimmun tiroidit gelimesini  etkili  bir  şekilde  önlediği  gösterilmiştir.  
  
Hashimoto  tiroiditi toplumda  en  sık rastlanılan otoimmun tiroidittir. D vitamininin immün  sistem üzerindeki etkilerinden  yola  çıkarak  Hashimoto tiroiditi  patogenezinde D  vitamininin rolü  olabileceği  öne  sürülmüşür.  Nitekim  yapılan çalımalarda vitamin  D    reseptör  (VDR)  polimorfizminin  Hashimoto  tiroiditi sıklığını arttırdığı bulunmuştur.   
 
Yapılan  çoğu  çalışmada  ayrıca  Hashimoto  tiroiditi  olgularında  D vitamini düzeyi  düşük olarak saptanmıştır.  
 
Özetle  vücüdumuzda  özellikle  kemik  gelişimi  ve  kalsiyum fosfor  metabolizmasını düzenleyen bu çok önemli hormon, özellikle kanserlerde ve otoimmün hastalıklarda tedavide yeni açılımların ortaya çıkmasına neden olabilir. Dolayısıyla kemik ve kas hastalıkları, paratiroid bezi patolojileri  dışında otoimmün hastalıklar ve  kanserlerde özellikle kan 25OH D  seviyeleri önem kazanmaktadır. 
 
Sağlıkla Kalın… 
 


Ecz.Nurdan ŞAHİN


Son eklenen haberler

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.



Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim