1. Bir Tutam Tuz
  2. Ecz. Sabih Tekin Çağlar
  3. t.caglar@eczacininsesi.com

13-11-2016


İstemezük

Eczacı olduktan sonraki ilk yurt dışı seyahatimde eczane levhaları gözüme çarpmıştı, yanıp sönerek eczaneyi belli eden. Keşke bizde de olsa diye içimden geçirmiştim. Yıllar sonra eczacılar bizi yetkili makamlara layık görünce öncelikli olarak bu işe yöneldim. E tabela kararının alınmasıyla başlayan, seçici kurulunda görev alarak piyasaya çıkacak modellerinin belirlenmesiyle devam eden ve ilk E tabelanın kendi eczaneme takılmasıyla sonuçlanan süreç, örgüt yöneticiliği hayatımda en keyif aldığım işlerden birisi olmuştur. İstemezük’çülerle ilk ciddi karşılaşmam o zamanlara denk gelir. Gereksiz bir maliyetti, ne gerek vardı, angarya idi. Ayrıca TEB in yapacağı başka iş yok mu idi. Sonuç; gelinen noktada bugün yeni eczane açmakta olan eczacılarımız, belki de bilgisayarından önce E tabelasını sipariş veriyor.

İstemezükçüler ile daha önce de yollarımız kesişmişti. Emekli Sandığı internet ortamında reçete kabul etmeye hazırlandığında eczane bilgilerimiz internet üzerinden yurtdışına aktarılacak diye de itiraz etmişlerdi. Herhalde bugün tebessümle okuyorlardır o günkü söylemlerini.

Eczacı örgütlerinin çok uzun yıllar tek gündem maddesi olan “katılım payının alınmaması” sorunu, gerçekten çok ciddi çalışmalar ile önce pilot olarak üç ilde sonra da tüm ülkede, kaynağından kesilmek suretiyle çözüme kavuşturulmuştu. İlginçtir ki uygulamanın başlamasından sonraki ilk toplantıda “Kim almıyorsa almasın, bizim bölgede herkes peşin olarak hastadan alıyor, neden bir ay sonra alıp mağdur olalım” diyen istemezükçülerin sesleri hala kulaklarımda yankılanmaktadır.

Yıllar önce Türk Eczacıları Birliğinin gündemine İTS diye bir şey çalışma dosyası gelmişti. O dönem biz merkez heyetinde azınlık kanadını oluşturmaktaydık. Uygulama başlangıcında çok ciddi sorunlar çıkacağını anlamak için kahin olmaya gerek yoktu. Ne Sağlık Bakanlığı ne de eczaneler hazırdı bu radikal değişikliğe. Doğal olarak da kaos kaçınılmazdı. Provakatif bir yaklaşımla hem Eczacılar Birliği yöneticilerini hem de bürokrasiyi hallaç pamuğu gibi atabilirdik. Oysaki proje doğru idi. Peki biz ne yaptık, bugünlerde gerçekleşen stok affı uygulamasıyla ortadan kaldırılması planlanan stok sorunu başta olmak üzere tüm çekincelerimizi ortaya koyarak İTS’yi savunduk. Kime karşı, uygulama başlangıcında elektronik reçete karşıtı feryadlarla sosyal medyayı inleten, bugünse neden manuel reçete yazılıyor diye şikayet eden istemezükçülere karşı.

30 Yıllık emeğin ürünü olarak güncellenen 6197 Sayılı Eczaneler ve Eczacılar hakkındaki kanunun neredeyse tüm maddelerine karşı çıkıyor istemezük camiası. Herkesin itirazı tabii ki de kendi işine gelmeyene. Kimi kısıtlamaya karşı, kimi ikinci eczacıya. Hani eskiden apartman hizmetlilerinin evlerinde tüm dairelerin numaralarının yazılı olduğu ışıklı tabelalar vardı, hangi dairede oturan görevliyi çağırma ziline basarsa o dairenin numarasının önündeki ışık yanıyordu böylece apartman görevlisi kimin kendisini çağırdığını anlıyordu. Şimdi de aynı yöntemle itiraz edeni irdelediğinizde itirazın gerekçesini öğreniyorsunuz zaten.

Gurur duyuyor bazı meslektaşlarımız, ikinci eczacı çalıştırma zorunluluğu ile ilgili yargının durdurma kararları ile. Bu davaları kendi sigarasını sizin işyerinizin yanmakta olan tapusu ile tutuşturan kişilerin tavrına benzetiyorum. Elbette ki ikinci eczacı çalıştırma kriterleri; reçete sayısı, eczane cirosu, eczanenin fiziksel konum ve özellikleri dikkate alınarak yeni baştan düzenlenmelidir. İnatla eczacı kamuoyundan saklanan ve ben yaptım olducu mantıkla yapılan düzenlemelerin hayatın gerçekleri ile örtüşmesi beklenemez. Ancak olaya başka açılardan da bakmak gerekiyor. Bir reçetenin bilgisayara kaydedilmesi, raftan çıkarılması, hastanın bilgilendirilmesi, paketlenmesi ve hastaya sunulması bir zaman almaktadır. Eczanedeki bilgisayar ve eleman sayısı ile reçetelerdeki ortalama ilaç sayısı ile eczanede bir günde verilebilecek reçete sayısı çok kolay belirlenebilir. Elbette ki tüm reçeteleri eczacının bizzat kendisinin karşılaması olması gereken ve istenen bir durumdur ancak gerçek hayatta olanaksızdır. Eczacının görevi öncelikli olarak reçeteyi karşılamak, fiziken yetersiz kaldığı durumlarda eğitilmiş personelin karşıladığı reçetelere hakim olarak nitelikli sağlık hizmeti sunmaktır. Eczanede eczacının görmediği, denetlemediği, haberinin olmadığı bir reçete karşılanabilir mi? Peki o zaman eczanede eczacının görebildiğinin, denetleyebildiğinin ve haberinin olabildiğinin çok üzerinde sayıda reçete karşılanıyorsa ne olacaktır? Cevap nettir: ikinci eczacı görev başında olmalıdır. Sakın ola hiç kimse bunun dışında bir alternatifi aklına bile getirmesin. O alternatif eczacısız ilaç demektir ki bu durum ilacı eczanenin ve eczacının dışına taşıyacaktır.

En son istemezük vakası eczane tabelalarında kendini gösterdi. Türk Eczacıları Birliği’nin fiyatlandırılma konusunda belirleyici olması, Yardımlaşma Sandığı’nın uzun vadeli ve faizsiz kredi vermesi ve makul bir geçiş süresi konulması ön koşulları ile standart tabelanın nesine itiraz edilebilir ki? Eczanelerin tabelalar sayesinde farklılaşması akla yatkın olabilir mi? Hep biz değil miyiz farklılaşmanın, sunulan sağlık hizmetinde olmasını savunanlar. Neden yüksek sesle eczane tabelalarımız müzikhollerin neonlu yanardöner ışıkları ile yarışıyor demekten çekiniyoruz ki?  İnsanlık tarihinin en eski mesleklerinden biri olmakla övünen biz eczacılar sevimli tabelalarımız kaldırılacak diye facebook da feryadı figan ediyoruz.

Son dönemlerde çok yakından tanıdığım, aklına, bilgisine, samimiyetine ve örgüt bilincine kefil olduğum dostlarımın da istemezükçü yeniçeri alayına katılmalarını hayret ve üzüntü ile izlemekteyim. İnsanoğlunun kurtulamadığı müzmin muhalefet anlayışının bu aralar onlarda biraz daha baskın durumda olduğunu umuyor gerçekten böyle düşünmediklerine inanmak istiyorum.

Hiç kimse Türk Eczacıları Birliği’nin tüm çalışmalarını mükemmel bulup alkışlamak zorunda değildir ki ben de öyle olmadığını düşünüyorum. Ama eleştirilerde insaflı ve yol gösterici olmayı becerebilmeliyiz. Arada sırada olsa da iyi şeyler yaptıklarında ise bir türlü beceremediğimiz, kendimize yakıştıramadığımı teşekkür etmek kavramı ile kendimizi ve yöneticilerimizi tanıştırabilsek hayat daha güzel olacak diye düşünüyorum. Biliniz ki tüm aklı başında yöneticiler yaptıkları iyi işlerin zaten görevleri olduğunu, teşekkür beklemek gibi bir haklarının olmadığını, örgüt yöneticiliğinin yapamadıklarından ötürü eleştirilmek anlamına geldiğini çok iyi bilmektedirler.

Son olarak da naçizane bir ses verelim meslek örgütü yöneticilerimize. Doğru olduğuna inandığınız bir işi yapacaksanız eleştirilmeyi peşinen kabulleneceksiniz, eleştirilmek istemiyorsanız da o zaman hiçbir iş yapmayacaksınız.

 

t.caglar@eczacininsesi.com

 


Son eklenen yazılar

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.
Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi | Forum
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim