1. Bir Tutam Tuz
  2. Ecz. Sabih Tekin Çağlar
  3. t.caglar@eczacininsesi.com

26-10-2016


Bir Proce Okul Hikayesi Maarif Kolejleri

Proje Okul diyorlar ya;

İşin gerçeği Maarif Kolejlerinin kurulması da bir “proje okul” gerçeği idi. Ülkemizde uzun yıllardır yabancı dilde eğitim-öğretim yapan birçok yabancı kökenli orta öğretim okulu vardı. Bu okulların eğitim-öğretim adı altında misyonerlik faaliyeti yaptığı da iddia edilmekteydi. 1863’te kurulan Robert Koleji ve 1888 de kurulan Tarsus Amerikan Koleji bunların en tanınmışları idi. İşte bu okullara alternatif olarak, 1955 yılında TBMM de çıkarılan bir yasa ile “Maarif Kolej”leri kurulmuştur. Bu okullara merkezi sınavla öğrenci alınacak, birinci sınıfı hazırlık olmak üzere toplam 7 yıl eğitim görülecekti.  Fen bilgisi ve matematik dersleri İngilizce olacak, yabancı dil eğitimine özel bir ağırlık verilecekti. Bu okullarda o zamana bilinmeyen lisan laboratuvarları yer alacak, görev yapan bir kısım öğretmen de Barış Gönüllüleri (Peace Corps)  nden oluşacaktı.

İlk defa 1955/1956 öğretim yılında eğitime başlayan 6 okulun kuruluşu ve şimdiki isimleri şöyledir; İstanbul/Kadıköy Maarif Koleji ( Kadıköy Anadolu Lisesi), Konya Koleji  (Meram Anadolu Lisesi), İzmir Koleji ( Bornova Anadolu Lisesi), Eskişehir Koleji (Eskişehir Anadolu Lisesi), Samsun Koleji (Samsun Anadolu Lisesi) ve Diyarbakır Koleji(Diyarbakır Anadolu Lisesi).

Okullar eğitime 1955’de başlasa da, benim tanışmam 1974 yılının bir Eylül ayına denk geldi,  11 yaşımı tamamlamama 5 ay kalmış iken. Öyle bildiğiniz ortaokula gitmek gibi değildi okula başlamamız. Annem ve babam tarafından getirildiğim Samsun’da, bir sünger yatak, nevresim takımı ve bir kısım çamaşır eşliğinde okulun kapısında yaşanan vedalaşma sonrası, hiç tanımadığım yüzlerce kişi ile aynı binada 4-8 kişilik odalarda başa çekilen yorganın altında gün ışıyana kadar ağlayarak geçen uzun bir gece ile başlayan 7 koca yıl.

Sonradan fark ederdiniz canınız isteyince eve gidemeyeceğinizi. Ancak, yaz tatilleri, eski adıyla 15 tatiller ve hafta sonu ile birleşen bayramlarda eve gidilebileceğini de yaşayarak öğrenirdiniz, tabi otobüs bileti alacak paranız var ise. Tatilde evinize giderken Bolaman virajlarında verilen bir molada arkadaşınız çeyrek ekmeğin içindeki soğan, domates ve tükürük köftesinden kocaman bir ısırık aldığında yayılan koku, size son paranızı otobüse verdiğinizi fark ettirir. Ve siz aynı yerde aynı menüyü defalarca denediğinizde, o kokunun sadece o an’a ait olduğunun hüznünü fark edersiniz.

Bir süre sonra okulda iki grup öğrenci olduğunu fark edersiniz.  Birinci grup, Samsun’un genellikle ekonomik durumu iyi ailelerinin iyi eğitim almış çocuklarından oluşan gündüzlü öğrencilerdir. İkinci grup ise Samsun dışından gelen çocuklardan oluşan yatılı öğrencilerdir  ki bu öğrenciler de paralı yatılı ve parasız yatılı olarak ikiye ayrılıyordu. Paralı yatılılar girdikleri merkezi sınavda özellikle Samsun Maarif Koleji’ni tercih etmiş ve bu okulda okumak için bir miktar para ödeyen öğrencilerdi. Parasız yatılılar ise ilkokul sonrası girdikleri merkezi sınavda parasız yatılı olarak okuyalım da neresi olursa olsun tercihini yapan yoksul aile çocukları idi. Öğrenci profilinden de anlaşılacağı üzere paralı yatılılar Karadeniz bölgesinden, parasız yatılılar ise ülkenin dört bir yanından gelen öğrencilerdi. Süreç içinde bu farklılıkların dostluk potasında erimesi size müthiş bir mutluluk verse de yatılı/gündüzlü öğrencilerin arasındaki kıldan ince de olsa sızı veren bir ayrılığın ömür boyu devam edeceğini o günden anlamanız olanaklı değildir.

 

Sabahın altısında nöbetçi abi lerin ellerindeki demir çubukları ranzanın ayakucundaki ızgaralara vurarak çıkardıkları ses ile uyanıp sabah mütalaasına gidersiniz önce. Ardından sabah kurumuş üçgen bir peynir ile bir miktar reçele eşlik edecek çay bulabilmek için her birinin başında büyük sınıflardan bir abi nin beklediği sekiz kişilik masalara ulaşabilmek için daha gün açmamış ayaz bir Samsun sabahında kuyrukta titreyerek devasa yemekhane kapısında kuyrukta beklemekle başlar gününüz. Sonra sıcak yatağından çıkıp okula gelen arkadaşlarınız ile aynı sıraya girersiniz sınıfınıza gitmek için. Müdürünüz çıkar merdivenlerden oluşan kürsüye ve 7 yıl boyunca her sabah “trafik kurallarına riayet edelim” ile biten kısa söylevini yapar gözleri ile uzun saçlı erkek öğrencileri kollarken. Ders bitiminde tüm gündüzlüler evine giderken siz akşam yemeği öncesi mütalaa da ders çalışmak zorundasınızdır. Sonra akşam yemeği sırası gelir, yine kuyruk yine sekiz kişilik masadaki iki ayrı karavanadaki yemeğin abi tarafından sekize pay edilmesini beklersiniz kapı önünde aynen öğle yemeğinde olduğu gibi. Tekrar mütalaa ve nihayet insanların hayat hikayelerinin paylaşılmaya başlanacağı kaloriferleri asla yanmayan yatakhaneye gidersiniz. Sabun ile tanışmamış, Pazar günleri ulaşanların mutlu sayıldığı sıcak su ile yıkanıldığı iddia edilen banyoların olduğu yatakhaneye.

Mütalaa larda her sınıfın başında büyük sınıflardan birer abi vardır başınızda. Ses çıkardığınızda toplu iğneler ile donatılmış silgiyi havaya attığında yere düşmeden tutmayı sana öğreten. Veya onun istediği kitabı bulup getiremez isen beş parmağının birleştiği tırnak uçlarından oluşan yere tahta cetvel ile vurulmasına katlanmayı belleten. Çok geçmeden öğrenirsin lise 2 ve 3 lerin orta kat tuvaletinde sigara içebildiğini, lise birinci sınıfların giriş kat dışındaki tuvalette sigara içerse dayak yemesi gerektiğini. Biraz okula alışınca bunların bir okul geleneği olmadığını, bazı insanların disiplin adı altında hastalıklı ruh hallerini dışarı vurduğunu anlarsınız. Aslında abi lerin çoğunun 8 kişilik karavanayı yediye böldüğünü, okul aile birliği yardımı adı altında yaptıkları yardımların kendi harçlıkları olduğunu, onların abisi oldukları sınıftaki öğrencileri öz kardeşleri yerine koyduklarını ancak siz abi olduğunuzda anlayabilirsiniz. Öğretmenleriniz ise aile büyükleri yerine konulduğundan çok farklı yerdedirler.

Zaman geçtikçe önce okula, sonra arkadaşlarınıza, nihayetinde de çevrenize alışır özetle yatılı okul kültürünü benimsersiniz.  Yaşadıklarınızın yaşamınızın geri kalan kısmı için nasıl bir rehber olacağının henüz farkında değilsinizdir. Ders çalışmak, yazılı veya sözlü olmak, kitap defter, laboratuar yatılı okul yaşamınızda hiçbir zaman ilk sırada olamayacaktır.  Çünkü yaşadığınız hayat zaten dersin en büyüğüdür.

Yatılı okul hayatı size yalan konuşmamayı, ispiyonculuğun insanlık ayıbı olduğunu öğretir. Dost dediğin insanı yarı yolda bırakmamanın bir erdem olduğunu fark eder ve bunu hayat felsefen haline getirirsin.

Yokluk ile karşılaşınca önce paylaşmayı öğrenirsin yatılı okulda. Yaşamla mücadele sertleşince dayanışmayı öğrenirsin. Baskı var olunca sonuna kadar direnirsin. Hayatın gerçekleri ile karşılaşınca da “omuz omuza” lık kültürü ile tanışırsın. Ve bunların bileşkesi senin yaşam biçimin olur. Bu bileşke belki de farkına varmadan siyasal düşüncenizin, hayata bakış açınızın temelini oluşturur. 

Tüm okullardaki eğitimi Kolej niteliğine çıkarmayı beceremeyenler Kolejlerdeki eğitim düzeyini sıradanlaştırmayı tercih etmişlerdir. Proje okul olarak kurgulanan ama kuranların kuruluş amacından sıyrılarak onur un yıkılmaz armadası olan Kolej’ler e ilk saldırı 1975 yılında isimleri Anadolu Liseleri yapılarak başlatılmış, 1976 yılında başka bir genelgeyle sayılarının arttırılmasına karar verilmiştir. Ve süreç içinde tüm liseler Kolej yapılamayınca da tüm Kolej ler liseye döndürülmüştür. Böylece Maarif Koleji adı tarihe gömülmüştür.

Yatılı okul yıllarımızın efsane dergisi Gırgır’ın ünlü çizeri İrfan Sayar’ın unutulmaz tiplemesi Zihni Sinir’in procelerini anımsatan bugünlerdeki neo okul çalışması ile neyin planlandığını çok da anlamış değilim. Ama ben yatılı okulda okumuş olmaktan, o yaşam biçimine sahip olmaktan hep gurur duydum. Çocuklarımı gönderir miyim bilmem ama dünyaya bir daha gelirsem tercihim yine kendi okulumda yine aynı hayat dersleri olurdu…

 

TBMM Tutanak Dergisi (1955) Cilt 5.

"Memleketimizle dünya milletleri arasında günden güne artan kültürel ve ekonomik temaslar ve yurdumuzda büyük bir hızla gelişen iktisadi ve teknik çalışmalar için belli başlı dünya dillerini hakkıyla öğrenen, ilmi çalışmalardan daha geniş ölçüde faydalanmasını bilen gençlere şiddetle ihtiyaç hissedilmektedir"

"Öğrencilerin takip ettikleri yabancı dilde konuşabilme, anlayabilme, kendi konularındaki metinleri Türkçeye çevirebilme ve yazı ile yeterince ifade edebilme güç ve yeteneğini kazanmalarını sağlamak", Yabancı dille eğitim ve öğretimin amacı ise, "öğrencilere bilimsel ve teknolojik gelişmelerle, yabancı dildeki bu tür yayınları izleyebilme, uluslararası toplantı ve tartışmalara da katkıda bulunabilme güç ve yeteneğini kazandırmak"

 

t.caglar@eczacininsesi.com

 


Son eklenen yazılar

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.
Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim