1. Bir Tutam Tuz
  2. Ecz. Sabih Tekin Çağlar
  3. t.caglar@eczacininsesi.com

21-08-2016


Sizin Oradan Nasıl Görünüyor?

Eczacıların son dönemde ortak olarak anlaşabildikleri tek nokta var; “MUTSUZLUK”. Eczanesi olan, kamuda görev yapan, sanayide çalışan, akademik hayatı seçen ve hatta boşta gezen tüm eczacılar mutsuz.

Dünya’da yaşananlardan, ülkenin genel tablosundan, mesleğin geldiği noktadan mutsuz…

Mutsuzluk ortak payda olunca doğal olarak hedefe de ortak bir şey koyma ihtiyacı ortaya çıkıyor. Diğer konularda farklı görüşler olsa da, mesleki sorunlar açısından kolay ve ilk akla gelen hedef, tabi ki meslek örgütümüz…

Diğer meslek grupları tarafından gıpta ile bakılan, keşke onlar gibi olabilsek denilen, güllük gülistanlık zamanlarda ve içinde aktif olarak görev yaptığımız dönemlerde toz kondurmadığımız, meslek örgütümüz.

Eczacı, bölge temsilcisini, bölge temsilcisi Odayı, Oda da Türk Eczacıları Birliğini hedefine koyuyor.

Herkes birbirini eleştiriyor. “Kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz” derler ya, kimse kabahati kendinde aramıyor. Eleştirinin dozu artarken,  üsluplar sertleşirken, insanlar kabalaşırken, kimse iğneyi kendisine dokundurmuyor.

“Aramızda günahsız olan ilk taşı atsın.” diye bağırdığımızda ne olacağını merak etmiyor da değiliz aslında.

Mutsuz olup isyan eden eczacılar elbette ki haklılar. Buradaki asıl sorun kimsenin kendini sorumlu görmemesi.

Bilgisayarın başına oturup, eski dostlarımızı, tanıdığımız ve tanımadığımız meslektaşlarımızı sırf meslek örgütü yöneticisi olmaları nedeniyle acımasız bir üslüpla yerden yere vuruyoruz. Oysaki eleştiri denilen şey insanın gözünün içine bakarak yapıldığında değerlidir. Sorduğunuz sorunun cevabını alırken, karşınızdakinin gözbebeğine bakarak, onun beden dilini hissetmelisiniz ki, yaptığınız eleştirinin de aldığınız cevabın da bir anlamı olsun

Bu noktada bir kez aynaya bakalım. Silsile yolu ile eleştirmekten sıyrılıp çözüm üretici yaklaşımlara ne kadar yakınız diye. Eleştirmenin dayanılmaz keyfini yaşarken sorumluluk almanın ağır yükünü ne kadar taşıyabiliriz diye. Sorumluluk almak da görev almakla başarılabilir. İşin doğal olanı; eczacıların yaşadıkları sorunları belirleyip bu sorunları çözebilecek kadroları işbaşına getirmeleridir. Bu noktada, şu soruyu sormak hepimizin hakkıdır diye düşünüyorum. Meslek örgütünde görev almanın, elini taşın altına koymanın kriteri şu anda nedir, aslında ne olmalıdır? Gerek ülkenin gerekse mesleğin ekonomik açıdan geldiği nokta, bu bahsettiğim sistemin, liyakat üzerinden değil de hesaplar üzerinden yürümesine neden olmuştur. Bu, sistem görünümlü sistemsizlik ise, meslek örgütünün, maddi açıdan güçlü ancak mücadele, çalışma ve enerji açısından yetersiz yapılara teslim olması sonucunu doğurmuştur. Bütün bu mecburiyet doğal olarak meslek örgütündeki aday belirleme, seçim ve seçim sonrası eylem süreçlerine direkt etkilemiştir.

Hele bir hatırlayalım bizi yönetenlerin nasıl seçildiğini. İlk önce bizi kimlerin yöneteceği belirlenir sonra da rakiplerinin kim olacağı. Sonra da bir tepside bizlere sunulur. Bizler de bu tavrı beğenmeyiz. Ama Eczacı Odasının eğitimine de, toplantısına da, Genel Kuruluna da gitmeyiz. Sonra da şikâyet eder ağız dolusu laflarla eleştiririz. Belki de, küçük ölçekli, uygulama noktasındaki eleştirilerimizi de, büyük ölçekli sistemsel eleştirilerimizi de, Genel Kurullarda yapmak konuşmaktan bir adım öteye geçmemizi sağlayabilir. Özetle, şikayet ile eleştiri arasındaki farkı görüp, söyleyeceklerimizi muhataplarının bulunduğu ortamlarda dile getirmeliyiz.

Az önce bahsettiğimiz türden bir yöntemle başlayan seçimlerin tek galibi vardır: “Denge”ler. Bölgesel dengeler, etnik dengeler, liste dengeleri, siyasal dengeler vb uzayıp giden dengeler.

Bu atmosferde gerçekleşen seçim sonucunda işbaşına gelen yöneticiler her şeye rağmen sorunları çözmek için ciddi biçimde çaba harcarlar. Ama seçiliş biçimleri ve onlara seçim kazandıran dengeler o kadar karmaşıktır ki, yöneticilerimiz bu hassas çizgide yürümeye çalışmaktan tabana kulak veremez olmuş ve bir süre sonra da tabandan kopma noktasına gelmiştir... Artık taban ile tepe arasında anlayış farkı, doku uyumsuzluğu ve faz ayrışması vardır. Tepeden inmeci yaklaşımla belirlenen, dengelerle şekillenen yapılar sorunlara da tepeden bakacaklardır. Sorunların tespiti ve çözümlere ilişkin yaklaşımlar noktasında ortak paydada buluşmak bir hayaldir artık…

Dengelerin bizi yönettiğini fark ettiğimiz anda, hayal kırıklığına uğramamak için çok da fazla beklenti içerisine girmememiz gerektiği gerçeği yüzümüze tokat gibi çarpar…

Oturduğumuz koltukta elimizin altındaki klavyeye yazarken karşımızda duran monitör yerine bir ayna koyarak kendimize baktığımızda ne görebiliyoruz?

Veya bir başka biçimde sorayım; “sizin oradan nasıl görünüyor?”

Temel’in seyahat ettiği gemi çıkan bir fırtınada batar. Kazadan sadece Temel, İngiliz bir adam ve güzeller güzeli sarışın bir afet kurtulur. Üç kazazedenin çıktığı adada sadece yüksek bir palmiye ağacı ve bir pınardan başka bir şey yoktur.

İngiliz; “Uzaktan geçen gemileri görebilmek için sıra ile bu ağacın tepesinde nöbet tutalım” diye Temel’e bir teklif sunar.

Temel; kabul eder ve “ağaçtayken aşağıda kalan ve bu kadın birbirinden uzak yerlerde duracak ve kadına sarkıntılık etmeyecek” der.

İngiliz; Hiç olur mu öyle şey ben asil ve kibar bir ırktan geliyorum. Hiçbir kadına sarkıntılık etmem.
Temel; Tamam sana inanıyorum. O halde ilk nöbeti ben tutarım diyerek ağaca tırmanır.
İngiliz ve kadın anlaşma gereği birbirlerinden uzakta otururken Temel yukarıdan bağırmaya başlar;
-Terbiyesiz adam hani anlaşmıştık, uzaklaş çabuk kadının yanından gibi laflarla bağırarak aşağıya iner.

İngiliz; vallahi ben bir şey yapmadım, bak biz ayrı köşelerde duruyoruz, dese de

Temel; Hayır efendim, ben yukarıdan baktığımda senin kadın ile sarmaş dolaş olduğunu gördüm. Sana mı inanayım gözlerime mi?

İngiliz; Yahu sana nasıl anlatayım ben bir şey yapmadım, o halde ağaca ben çıkayım sen aşağıda dur, fakat sende benim gibi kadından uzak duracaksın. 
Tamam,  diyen Temel kadından epey uzağa gider. . İngiliz ağaca tırmanmaya başlayınca Temel hemen kadının yanına koşar ve sarıp sarmalar. O esnada ağaca tırmanan İngiliz aşağı bir bakar ki Temel kadın ile sarmaş dolaş

-Allah, Allah haklıymış der İngiliz, ”demek ki buradan öyle görünüyor”.

 

Sahi; sizin oradan nasıl görünüyor???

 

t.caglar@eczacininsesi.com

 


Son eklenen yazılar

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.
Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim