1. Bir Tutam Tuz
  2. Ecz. Sabih Tekin Çağlar
  3. t.caglar@eczacininsesi.com

01-10-2019


Teşekkür Ediyorum

Bir gün telefonumda kayıtlı olmayan bir numaradan arandım, Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Sayın İlkay Orhan’ın benimle görüşmek istediğini söylediler. Sayın dekanı yakinen tanımama rağmen hiç telefon ile görüşmüşlüğümüz yoktu. Merak ettim konuyu. İlkay Hocam ile yaptığım telefon görüşmesi bittikten sonra uzun süre sabit bir noktaya bakakaldım. Öğrencilik hayatımın en güzel yıllarımı geçirdiğim okulumun yönetimi beni fark yaratan mezun ödülüne layık görmüştü. Açıkçası şaşırmış, duygulanmış heyecanlanıştım. Azalır zannetmiştim ama yanılmışım. Bugün heyecanım artmış ve duygularım çok daha yoğun bir halde sizlerin huzurundayım.

Değerli meslektaşlarım, bizim öğrencilik yıllarımız ülkemizin 12 Eylül darbesinin izlerini silmeye çalıştığı dönemlere tekabül eder. Biz okulda farklı görüşten insanlarla bir arada yaşamayı öğrendik. Kantinimiz yoktu, Remzi’nin çay ocağından bin bir zorlukla alabildiğimiz çayı yeni tanıştığımız arkadaşlarımızla aynı bardaktan yarı yarıya içerek paylaşmayı öğrendik. İlk yılarda yemekhanemiz de yoktu, öğle yemeklerini okul dışındaki büfeden aldığımız tost ve AOÇ’nin cam şişedeki sütleriyle geçiştirmeyi öğrendik.  O dönemlerde cep telefonu yoktu, jeton kullanılan ankesörlü telefonlar vardı, yani Kızılay henüz herkese İphone dağıtmamıştı. Jetonlu telefonlarla konuşurken jetonu biten arkadaşa tek jetonumuzu vererek dayanışmayı öğrendik. Biz Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde sadece akademik eğitim almadık, biz bu bilim yuvasında hayatı ve paylaşmayı öğrendik…

İlkay hocam telefonu kapatmadan “bir de konuşma yapmanızı isteyeceğiz” demişti. O anda, klasik özgeçmiş verileri dışında kendimi nasıl tanımlarım diye düşündüm. Bir meslek büyüğüm bir sosyal medya paylaşımında beni eleştirirken hakkımda “Genel Sekreter Eskisi” diye bir ifade kullanmıştı. Muhtemelen beni üzmek ve kızdırmak amacıyla kullanmıştı bu tanımı, oysa ben hiç kızmadım bu yakıştırmaya, hatta sevdim bile. Ben de o meslektaşıma katılıyor ve kendimi, Türk Eczacıları Birliği çatısı altında tam yirmi beş yıl her kademede kendisine verilen her görevi layığı ile yapmaya çalışan bir “genel sekreter eskisi” olarak tanımlıyorum…

Sonra düşünmeye devam ettim; “bir genel sekreter eskisi” olarak ne anlatabilirdim ki? Salonda yılların eczacıları, bilim insanları, yöneticiler, bana bu mesleği öğreten akademisyenler, kısacası konularında uzman insanlar yer alacaktı. Karar verdim o an, Bilimsel bir sunum veya akademik içerikli bir konuşma olmayacaktı. Gelecekle ilgili öngörülerde bulunmayacak, umut tacirliği veya felaket çığırtkanlığı yapmayacaktı.

İnsan olarak, eczacı olarak, eczacı meslek örgütünde yönetici olarak ve bugün benim için çok anlam ifade eden bu ödüle layık görülen biri olarak bana katkı ve destek verenlere teşekkür edip inmek istiyorum bu kürsüden.

Banka memuru bir baba ile ev hanımı bir annenin çocuğuyum. Babamın memuriyeti nedeni ile ilkokulu dört ayrı ilçede tamamlayabildim. Ve sonunda Samsun’a yatılı okula gittim. Samsun Trabzon arası 7 saat olduğundan ailemle ancak şubat ve yaz tatillerinde görüşebiliyorduk.

Babam yıllar sonra anlatmıştı, o kısa tatil bitip okula gittiğimde annem yatağımı toplamak için odama gitmiş. Yatarken yanıma aldığım suyun yarısını içmişim yarısı da bardakta kalmış. Annemin yüreği yetmemiş o bardağı almaya.  Ve ben bir dahaki tatilde eve gelene kadar o yarım bardak su bıraktığım yerde beklemiş. Beni yıllarca hasretle bekleyen anneme teşekkür etmek istiyorum.

Okul dönüşü annem okul nasıl gidiyor sınıfını geçtin mi diye sormuştu. Ben cevap vermeden araya giren ve “oğlum onu hangi koşullarda gönderdiğimizi biliyor, sınıfını geçecektir, geçememişse de mutlaka geçerli mazereti vardır ben ona güveniyorum” diyen rahmetli babama teşekkür ediyorum.

Yaptığım görevi kutsal bilerek hayatımın önceliğine almam nedeni ile çok ama çok ihmal ettiğim, Eczacılar Birliği seçimleri için Türkiye turuna çıktığımda, bir ayı aşkın sürede uğrayamadığım evimizde, karnında 7 aylık bebeğimizle tek başına beni bekleyen ve hiç sitem etmeyen sevgili eşime teşekkür ediyorum.

Türk Eczacıları Birliğinde görev yaptığım dönemde agresif ve gergin çalışma mizacı olan bana katlanan, Genel Sekreter yardımcılarım Bengi, Rida ve Özlem’e, ARGE ekibim Caner ve Ece’ye ve hiç dava kaybetmeyen avukatlarımız Gökhan ve Hüseyin’e ve tüm eczacılar birliği çalışanlarına teşekkür ediyorum.

Odada görev yaptığımız mesai saatleri dışında, özel hayatımızda, adımın önüne ve arkasına hiçbir unvan koymadan 1995 yılından bu yana sadece “abi” diye hitap eden ve ailemin bir parçası olan Trabzon Eczacı Odası personeline teşekkür ediyorum.

Ankara’ya ve Üniversiteye alışmaya çalışırken -Kemal Sunalın köyden indim şehre tiplemesini oynadığım dönemlerde- gerçekten destek olan danışman hocam Semra Sardaş’a teşekkür ediyorum.

Sadece benim değil tüm okulun dert babası olan ve odasının kapısı bizlere sürekli açık tutan Sayın Okan Atay’a teşekkür ediyorum.

Bir numaralı sınıfta uykuya daldığımda “gürültü yapmayın Tekin uyanacak” diyecek kadar hoşgörü sahibi olan ve her konuda bize destek veren dönemin dekanı Sayın Ningur Noyanalpan’a teşekkür ediyorum.

Anlattığı otokoidler konusunda aklımda hiçbir şey kalmamış olsa da meslek örgütünde yaptığı çalışmalarla bana örnek olan daha sonra halef/selef olma onuruna ulaştığım Sayın Nurettin Abacıoğlu’na teşekkür ediyorum.

Yakışıklılığı ile kız arkadaşlarımızın gözbebeği olması nedeni ile zaman zaman kendisini çekemediğimiz, sentez ezberletme yerine bizi analitik çözüm yolları ile tanıştıran, Sayın Erdoğan Berçin’e teşekkür ediyorum.

Bohem yaklaşımı ile bilim insanlarının öğrencilere entelektüel bakış açısı da katabileceğini öğreten Sayın Tevfik Orbey’e teşekkür ediyorum.

Kapısı kilitli odanın kapısını arada bir açıp uzaktan gösterdiği cihaza “işte bilgisayar bu” diyerek teknoloji ile bizi ilk tanıştıran Sayın İlbeyi Ağabeyoğlu’na teşekkür ederim.

Yurtdışından dönüşünde bizi hababam sınıfı yerine koyarak külhanbeyi edası ile bizi baskı altına alacağını zanneden ve sonra hatasından dönerek abim, arkadaşım, şimdilerde ise dostum olan Sayın Fethi Şahin’e teşekkür ediyorum.

Yeni boyanmış laboratuar duvarındaki çamur izini ölçerek ayakkabı numarasını bulan, külkedisi misali bulduğu o numarayı öğrenci ayakkabıları ile karşılaştırıp kişiyi tespit edip ve cezalandırdığı rivayet edilen, bu yaşananları da devlet malına sahip çıkma eğitimine dönüştüren Sayın Ekrem Sezik’e teşekkür ediyorum. 

Önlük, laboratuar malzemelerimiz ve özel eşyalarımızı koymak için bize tahsis edilen, tenekeden yarım dosya dolabını dört yıl benimle paylaşan, okulu 4 senede bitirip hemen asistan olan ve okulumun 5. yılında farmasötik kimya laboratuarındaki deneylerimi yapan Sayın Mehtap Uysal’a teşekkür ediyorum.

En son teşekkürüm; özgür bir ülkede bilimsel eğitim almamızı sağlayan, Üniversitemizin Gazi isminin gerçek sahibi, laik ve demokratik Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, şahsım ve çocuklarım adına teşekkür ediyor hepinize saygılar sunuyorum.

 


Son eklenen yazılar

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.
Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim