1. Bir Tutam Tuz
  2. Ecz. Sabih Tekin Çağlar
  3. t.caglar@eczacininsesi.com

21-03-2017


Bizim Eczane

Tarih 22 Aralık 2001, Fikret Bila Milliyet gazetesindeki yazısına dönemin sağlık bakanı Osman Durmuş ile yaptığı görüşmeyi konu etmişti. Bakan eczacıların ticari iskontolarının yasaya uygun olmadığını iddia ediyor ve bu ticari iskontoyu iptal edeceğini söylüyordu. Zamanlama manidardı. Çünkü yazının yayımlandığı tarihte Ankara’da Türk Eczacıları Birliği’nin 33. Olağan Büyük Kongresi yapılmaktaydı. Herkes biliyordu ki Sağlık Bakanlığı ile Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti arasında, ilaç-eczacı kavramına ve bunun topluma yansımasına dair çok derin görüş farklılıkları vardı. Yapılan açıklama düpedüz TEB Kongresi seçimlerine yönelik bir müdahale idi. Sayın Bakan delegelere mesaj veriyordu; “TEB’ deki mevcut anlayış devam ederse iskontoları iptal ederim.” Bu mesajı çok iyi yorumlayan TEB Büyük Kongre Delegeleri mevcut yönetim anlayışının devam etmesine ve tehdit boyutundaki sözlerin şantaja dönüşmesi durumunda, eczane kapatma dahil her türlü eylem konusunda Merkez Heyetine tam yetki verilmesine karar vermişti. Sonuçta ne oldu… Sağlık Bakanlığı sözünden geri dönmedi ve 4 Ocak 2001 tarihinde ilaç fiyatlarında %10 indirim yapıldığını açıkladı. Türk Eczacıları Birliği de 11 Ocak 2001 tarihinde Sağlık Bakanı ile yapılan görüşmenin ardından, 40 eczacı odası başkanını toplayarak Büyük Kongre’de alınan eylem kararını hayata geçirmek için çalışmalarına hız verdi.

15-16 Ocak’ta “Yaşamak-Yaşatmak İçin Kapalıyız” sloganıyla yapılan eczane kapatma eylemi, birçoğumuzun hayatında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Eylemin öncesi, eylem süreci ve sonuçları çok tartışıldı… Eczacılık tarihi için  bir kilometre taşı olarak kabul edilen  bu eylemin benim açımdan en önemli kazanımı, eczacıların gerektiği zaman  birbirleriyle ve meslek örgütleri ile kenetlenebildiklerini herkese  göstermeleri olmuştur.

15-16 Ocak eyleminin anlatıldığı Eylemin Kitabı’ndaki yazıma şöyle başlamıştım; “Zorbalığa, baskıya ve bunun gibi her türlü dayatmaya ancak örgütlü bir eylemle karşı konulabilir. Eylem bir meslek örgütüne güç ve canlılık kazandırır. Bir meslek örgütünün zayıflığının en iyi kanıtı, dağınıklık ve sınırların bulanıklaşmasıdır. Bir meslek örgütü kendini arındırarak güçlenir. Eczacıların eylemini bu bakış açısı ile değerlendirmeliyiz.”   

O dönemde internet ve sosyal medya kullanımı bugünkü gibi yaygın olmadığından, kamuoyu ancak gazete ve televizyonlar ile bilgilendirilebiliyordu. Eylemimiz yazılı ve görsel medyada geniş yer bulmaktaydı ve basın genel olarak bizlere olumlu yaklaşıyordu. O sıkıntılı günlerde bir yazı ve başlığı bizler için gerçekten unutulmazdı. Gündemin çok yoğun olduğu, yorgunluğun ve stresin tavan yaptığı eylem sürecinin ardından Rauf Tamer bir köşe yazısı kaleme almıştı; “Bizim Eczane”…  İçinde bulunduğumuz halet-i ruhiyenin de etkisiyle olsa gerek, bir çırpıda okuyuverdiğim yazının bitiminde gurur ve minnet karışımı duygularla  gözlerimden yaşların dökülmesi, hayatımın unutulmaz anlarından biridir…

O sıkıntılı günlerde insanların bizlere bu bakışı bizi nasıl mutlu ediyorsa, dışarıya belli etmesek de içimizde de bazı sıkıntılar yok değildi. Aslında o dönemde bile ince hesap yapmayı başarı sayanlar vardı. Kapalı toplantılarda eylemin kısa olması gerektiğini savunanlar eylemin ilk günü akşamı bizleri defalarca arayarak ikinci gün eylemi sürdürmeyeceklerini söylemişlerdi. Kararlılığımız üzerine ikinci gün de eylemi zoraki sürdürenler bir süre sonra Türk Eczacıları Birliğinin eylemi bir buçuk günde sonlandırarak eczacıyı sattığını söylemekten hiç utanmamışlardı.

Sorunlarımız 15 Ocak’tan önce de vardı ve elbette 15 Ocak’tan sonra da var olacaktı. Yaşanılan sürece göre değişen, farklılaşan, ama hep var olan ve de var olacak olan sorunlarla baş etmeye çalışıyoruz, çalışacağız… Gelinen noktada bizleri en çok üzen ise sorun sarmalından tek başına çıkabileceğini zanneden ve bireyselliği ön plana çıkaran meslektaşlarımızın varlığı. Bu meslektaşlarımızı kısaca “Aşağıki Eczane” olarak tanımlayabiliriz. Muayene ücretini almayan, katılım payını tahsil etmeyen, hastayı rapor çıkartmak veya yenilemek gibi zahmetlerden kurtaran, reçete yazdırma aşamasında  hastaları yormayıp kendileri halleden, hastane koridorlarında reçeteleri toplayıp hastaların eczaneye kadar efor sarf etmesini  istemeyen iyi yürekli “aşağıki eczacı”lar.      

Biz nasıl bu hale geldik? Çoğu zaman başımı iki elimin arasına alıp kara kara düşünüyorum; ama cevabını bulamıyorum, biz nasıl “Bizim Eczane”den “Aşağıki Eczane”ye dönüştük??

 

Ruhi Su ne güzel yazmış, ne güzel söylemiş;

Ağaç demiş ki baltaya 
Sen beni kesemezdin ama 
Ne yapayım ki sapın benden 
Bak şu ağacın bilincine sen 
Ölen ben, öldüren benden


Son eklenen yazılar

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.
Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi | Forum
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim