1. Bir Tutam Tuz
  2. Ecz. Sabih Tekin Çağlar
  3. t.caglar@eczacininsesi.com

21-12-2016


Kırkıncı yıla dair

Yeni yıl öncelerinde veya yeni dönemlerin başlangıcında hem geçmiş irdelenir, hem de geleceğe ilişkin planlar yapılır. Aslında bu yapılan belki yaşamın genel bir değerlendirmesidir, belki de bir özeleştiridir. Kimi düşünürler böylesi değerlendirmelerin gereksiz olduğunu insana hiçbir şey katmayacağını söyleseler de içgüdüsel bir tavırla kimse yaşam ile böylesi bir hesaplaşmadan kendini alamaz.    Aslında son zamanlarda yaşadıklarımızı göz önüne alınca belki de 2016 yılı, bu bağlamda herkesin değerlendirmesini detaylandırabileceği, özeleştirinin dozunu artırabileceği bir zaman dilimi olarak değerlendirilebilir.

         Öte yandan geçmişe baktığınızda; sadece son bir yılı veya yakın geçmişi değil, çok daha eskileri, zaman zaman da çocukluğunuzu görürsünüz. Eskilerde oyuncak seçeneği çok fazla değildi. Plastik tüfekler vardı tetikleri de plastik olan. Çok severdi çocuklar onları, adı tüfekti ama plastik olduğu için sadece kovboyculuk oynamaya yararlardı. Bu oyunlar ve tüfekler kimseye zarar vermezlerdi. O zamanlar bu tür oyuncaklarla oynanmasının bir mahsuru olmadığı düşünülürdü oysa şimdi büyüklerin bile oyuncak silahlardan tedirgin olduğu bir dönemi yaşıyoruz.

Daha yakın zamanda ise yaratıcılığın geliştirilmesi için oyun hamurları üretildi. Pek revaçta olan oyun hamurları o kadar günlük yaşama girdi ki şaşmamak elde değil. Sadece çocuklar değil büyükler de oynuyordu hamurlarla. Çocukların yaratıcılıklarını geliştiren bu oyun hamurları büyüklerde tam ters bir etkiye sebep oldu… Hamurlardaki şekilsizlik, büyüklere de sirayet etti… İşin kötüsü bu işin sınırı da yok gibi… Her yerde; bazen bulutların üstünde, bazen sürünerek yeryüzünde, bazen de yerin dibinde. İlişkilerdeki çıkar paydası öyle büyük boyutlara ulaşmış ki, bu oyunun neresindeyim sorgusu yoruyor insanı. Bu arada, üzülerek fark edilen, insanın içini acıtan, çocuklarımızın gözlerine bakabilmemizi zorlaştıran bir gerçek kendini gösteriyor ki; “onur”un eski tadı kalmamış.

Ve siz biliyorsunuz ki, hayat politika gibi değildir. Pişkinlik ve yüzsüzlük kaldırmaz. Pişmanlığa bile esnekliği yok denecek kadar azdır. Terazisi, "çıkarlardan" çok, "duygularla" tartar. Oysaki ne ilke kalmış ne de duruş. En geçerli yöntem faydacılık. Kişisel onur ve tutarlılık pek kabul görmemekte. Onur da bizim bildiğimiz eski onur değil artık.

Geçmişin ve yaşanan sürecin ışığında geleceğe bakıyorsunuz; eski plaklarımızın üzerindeki yazılar, devrik cümleler, eski plastik tüfekler, ısmarlama yazılar, yeni oyuncaklar ve hamurlar.  

Nerde eski ilişkiler nostaljisi çok daha belirgin artık. Tamir edilmesi olanaksız olsa da geçmiş günlerin anısına özenle, gururla ve keyifle sakladığımız gramofonlar çalışmıyor ama hala evin başköşesindeler. Hemen yanı başında da mumlu 45 likler ve kapaklarında da o bildik fotoğraf ve unutulmaz yazı "Sahibinin sesi’’…

Yaşanan sürece baktığınızda; ayrılıkları, kapıları çarpıp arkasına bakmadan çekip gidenleri görürsünüz. Elbette yeri ve zamanı gelince kapıyı çarpıp gitmeli ama kapıyı çarpış şekli ve sonraki duruş insanın içine sinmeli. Kapıları çarptıktan sonra kafayı duvara çarpmamak için düşünmekte fayda var. Siz kapıyı çarpıp giderken terk ettiklerinizi "sizsizliğe" mahkum edip mutlu olduğunuzu zannederken, farkında olmadan kendinizi de onlardan "eksiltmiş" olursunuz. Terk ettiğiniz sizin için çok fazla “en” içeriyor ise vay halinize. İnsanların hayatında çok fazla "en" e sahip kaç kişi vardır? "En iyi" yi bulmak kaç yıllık emek ister? "Kaç yılda" edinilen "en iyi" "kaç saniyede" harcanır? "En iyi"nin boşalttığı yeri doldurmak için kaç tane "iyi’’ gerekir.

Düşünüyorsunuz; yaşanacak yeni günlerde daha neler göreceğiz kim bilir neler. Ama biliyoruz ki 1976 yılında içilen kahvelerin hatırı kalmadı artık…

Neresinde miyiz bu paradigmanın? Sizi bilemem ama biz, tam olarak büyük ustanın tarif ettiği yerdeyiz;

Bu kırkıncı yılımızda 
                              ne bir ormanız 
ne şose boyunda tek tük kavak ağacı 
bir tarlayız tohumu saçılmış

t.caglar@eczacininsesi.com


Son eklenen yazılar

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.
Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim