Yaşamın Sırları: Pre ve Probiyotikler

Doç.Dr.Barkın BERK yazdı...

Son güncelleme: 05-12-2017

Doç. Dr. Barkın BERK

 

Pre ve Probiyotiklerin ABC’si

 

Prebiyotikler ve probiyotiklerin sağlık üzerindeki yararlı etkileri her yerde konuşulur, tartışılır ve yazılır oldu. Nerdeyse her hastalığın arkasındaki sırlar ve çözümü mikrobiyotamız da saklı. Gastrointestinal kanal bağlantılı hastalıklardan, obeziteye, diyabetten, kardiyovasküler hastalıklara, ansiyete, stress, davranış/algı bozuklukları, Parkinson ve Alzheimer’dan cilt güzelliği ve ağız sağlığına kadar pre ve probiyotikler gündem de.

İşin gerçeği tüm bu konuşmalar ve yazılanlar da haklılık payı var. Ancak temel olarak bilinmesi ve söylenmesi gerekenlerde de eksiklikler var.

Yeni başlayanlar için öncelikle söylemek gerekir ki probiyotik dediğimiz koloni oluşturmak üzere çeşitli formülasyonlar ile hastaya/ danışana verdiğimiz, tek hücreli canlı bir mikroorganizma türü veya türleri. Prebiyotik ise bu canlıların ve diğer gastrointestinal sistem mikroorganizmalarının üremelerini/ koloni oluşturmalarını destekleyici besin ortamları.

Pre ve probiyotiklerin beraberce farmasötik form haline getirildikleri preparatlar sinbiyotikler olarak tanımlanıyor. Fajbiyotikler, psikobiyotikler ve farmabiyotikler de yolda, geliyor, son iki-üç senedir bilim dünyası bunlarıda konuşmaya başladı.

Şimdi gelelim bilinmesi gerekli diğer konulara. Öncelikle her tek hücreli organizma da olduğu gibi probiyotiklerinde alt türleri (Latince; Species pluralis, kısaltma; spp) var. Yani Lactobacillus acidophilus kabızlığa iyi geliyor demek pek bilimsel açıdan bir anlam ifade etmiyor. Lactobacillus acidophilus’un üç farklı tipi var bunlardan Lactobacillus acidophilus NCFM (Lactobacillus acidophilus (strain ATCC 700396 / NCK56 / N2 / NCFM) kabızlıkta işe yarayan ve klinik araştırma ile etkinliği belirlenmiş tür. Amerika ve Kanada’da piyasa preparatlarında ürün içeriğinde alt türünün belirtilmesi zorunluluğu var.

Kısaca probiotiklerde etki alt tür bağantılı ve her alt tür her hastalığı tedavi etmiyor, dahası aynı ailenin bazı türleri hastanın varolan problemlerini bile arttırabiliyor.

Benzer durum prebiyotikler içinde geçerli. Tüm prebiyotikler birbirinin aynısı değil. Her mikroorganizmanın çoğalma ortamındaki ihtiyacı farklı, dolayısıyla arttırılması istenen probiyotiğe göre prebiyotik seçimi gerekiyor. Prebiyotikler farklı durumlarda ve farklı bireylerde istenmeyen mikroorganizmaların üremesini destekleyebiliyor. Yarar bekleyen hasta/danışan açısından durum daha da karmaşık hale gelebiliyor.

Pre ve probiyotikler kullanımında dozlama ve dozlama aralığı bilimsel arenada üstünde çok çalışılan konuların başında geliyor. Genellikle prebiyotiklerin öğün aralarında ve bol su ile kullanılması tavsiye ediliyor. Doz konusu ise tam bir muamma çünkü bu durumda mikroorganizma türüne ve barsak mukozasında tutulma kapasitesine göre değişiyor. Ürünlerde genellikle buluması beklenen konsantrasyon 1x106-10 cfu aralığı ancak günde 4 defa 1x1010 cfu almakla tek doz da 4x1010 cfu almak arasında bilimsel olarak pek bir fark yok. Ancak gastrointestinal kanal pH’sında bir miktarının denature olacağı düşünülür ise yüksek doz kullanımı öneriliyor. Yanısıra sinbiyotik formülasyonlarında farklı tür mikroorganizmalar birarada kullanıldığında biri diğerinin üremesi engellenebiliyor.

Yanısıra hangi formülasyonundoğru olduğu da bir diğer tartışma konusu. Probiyotikler temelde ortamdaki nütrientleri kullanarak fermentasyon yapmaktan sorumlu mikroorganizmalar. Biz total enerji ihtiyacımızın %10-15 kadarlık bir kısmını bu mikroorganizmaların fermentasyon ürünleri olan kısa zincirli yağ asitlerini kullanarak elde ediyoruz.

Probiyotikler hayatımızda iki şekilde yer alıyor, probiyotik özellik gösteren yiyecek ve içecekler (süt, yoğurt, peynir, kefir gibi süt ve süt ürünleri, meyve suları, çocuk mamaları) ve nütrasötikler.

Yiyecek ve içeceklerin üretimi açısından bakıldığında probiyotikleri üç şekilde içeriğe eklemek mümkün; Yiyeceklerin veya bebek mamalarına kuru olarak karıştırma, meyve suyu, dondurma gibi sıvı veya yarı-katı ürünlerin içersinde disperse etme veya yoğurt/fermente süt ürünlerine inoküle etme. Üretim ve saklama sırasında, probiyotik özellikli mikroorganizma içerikteki nütrientleri kullanabiliyor, örnek olarak lactobacilli karışık fermentasyonla nütrientleri işleyerek karbondioksit üretiyor, Bifidobacteria ise karbonhidrat metabolizasyonu ile asetat ve laktatları üretiyor. Her ikisinde de sonuçta asitlik artıyor, genel tekstür bozuluyor ve tad sirkemsi bir hal alıyor. Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine, bir besin maddesinin probiyotik özellik gösterebilmesi için son kullanım tarihinde 106-107 cfu/gr canlı mikroorganizmaya sahip olması gerekiyor. ABD ve İngiltere’de 60’a yakın ticari süt ve süt ürünleri üzerinde yapılan incelemeler ne yazikki idda edilen ile içeriğin aynı olmadığını ürünlerin probiyotik özellikten uzak olduğunu gösteriyor.

Probiyotik özellikli nütrasötik üretimi sırasında ise organizmalar elde edilip, santrifüz ve filtrasyon ile konsantre hale getirilip kurutuluyor, toz, kapsül, veya çiğneme tabletleri olarak piyasaya sürülüyorlar. Formülasyonların çoğu farklı mikroenkapsülasyon (polimer hidrojel, polimer-katyon vb.) ve emülsiyon teknolojileri hedefe varıncaya kadar mide ve safra asitleri, sindirim enzimlerine karşı koruma altına alınıyor çünkü probiyotiklerin tamamı özellikle pH 4’ün altına düştüğünde veya enzimatik yollar iledenatüre oluyor.

Mikroenkapsüle ürünlerin emülsiyonlara oranla üstünlüğü var. Emülsiyon hazırlanması sırasında mikroorganizmanın boyutları çok önemli, oluşturulan tanecikler her zaman yüzeylerini tam kaplamayabiliyor veya farklı sıvılar ile süreçte geçimsizlik söz konusu olabiliyor.

Mikroenkapsüllerde de enkapsülasyonun yapıldığı dış matriks materyali ve hazırlanma sırasında kullanılan teknoloji çok önemli. Uygun materyal kullanılmaz ise üretim sırasında mikroenkapsülasyon gerçekleşmiyor. Uygun formülasyon süreci takip edilmez ve saklama şartları oluşturulmaz ise mikroorganizma stress proteinleri salgılayarak yaşamını sonlandırabiliyor.

Probiyotikler kolonizasyon sürecinde besinlerdeki vitamin, mineralleri ve aminoasitleri kullanıyorlar, bu tip ürünler kullanılırken yanısıra multi-vitamin ve mineral desteklerinin kullanıcıya önerilmesinde de yarar var. Yanısıra kolonizasyondan sonra probiyotikler özellikle minerallerin absorbsiyonlarını arttırıyorlar. En çok absorbsiyonu artan mineral kalsiyum. Son zamanlarda osteoporozis ve kemik sağlığı ile ilgili tedavilerde probiyotiklerin kullanımı sıkca önerilmekte.

Tabiki iş kemik sağlığı ile bitmiyor vücudumuzun immün sisteminin şekilli elemanlarının %60-75’i barsakların etrafındaki kılcal damarlarda, bu durum hümoral sistemle mikrobiyota arasında sürekli bir iletişim kurulmasına sebep oluyor. Dahası bu yörede motiliteden tutunda gastrik sekresyona kadar birçok otonom işlem sinir sistemini vasıtası ile direkt beyinle bağlantılı ve tamamı mikrobiyota dan etkileniyor.

“Probiyotik kullanımı gerekli mi?” sorusuna bilim insanları tarafından verilen cevap evet çünkü günlük kullanımda antibiyotik kullanmıyor isek dahi özellikle hayvansal gıdalar ile antibiyotikleri istemsiz olarak alıyoruz. Bu da barsak floramızı bozuyor ve dolaylı olarak tüm sistemimizi etkiliyor. Kişinin ne kadar ve hangi mikroorganizmayı kullanması gerektiği ise klinik herhangi bir test ile günümüzde belirlenemiyor.

Önerilen ürünlerde üretilen suşun alt tipinin saflığı, klinik etkinliği, mutlaka araştırılmış, dökümante edilmiş ve etikette belirtilmiş olmalı. Bu arada dikkat çekilmesi gerekli bir diğer yönde hayvan çalışması ile belirlenmiş bir endikasyon insan da mutlaka geçerlidir demek doğru değil. İnsana en fazla benzeyen hayvan %95-96 benzerlik gösteriyor ve özellikle mikrobiyotası tamamen farklı.

Kulllandığımız probiyotiklerin üretim, saklama şartları ve etiketleme işleminin biyoteknolojik yöntemle üretilen aşı, faktör gibi bir üründeki üretim kadar ciddiyetli olması gerekiyor. Sonuçta bir mikroorganizma yutuyor ve içinizde kolonize ediyorsunuz. Dolayısıyla klinik araştırması yapılmış ve endikasyonu belirlenmiş alt suşları içeren doğru formülasyonların danışanlara önerilmesi yarardan çok zarar verilmemesi açısından önemli.

 

Kaynaklar

-Therapeutic microbiology: probiotics and related strategies, [edited by] JamesVersalovic, Michael Wilson. ASM Press, 2008.

-Probiotics and Prebiotics: Current Research and Future Trends, [edited by] Koena Venema, Ana Paula do Cormo. Caister Academic Press, 2015.

-Handbook of probiotics and prebiotics, [edited by] Yuan Kun Lee, Seppo Salminen. – 2nded., John Wiley & Sons, Inc., 2009

 


Farmazi Akademi/ Eczacının Sesi


Son eklenen haberler

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.



Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim