Sektörün Lider Yayını… Haberde Tarafsız, Yorumda Özgürüz… Sektörün Lider Yayını… Haberde Tarafsız, Yorumda Özgürüz… Sektörün Lider Yayını… Haberde Tarafsız, Yorumda Özgürüz… Sektörün Lider Yayını… Haberde Tarafsız, Yorumda Özgürüz… Sektörün Lider Yayını… Haberde Tarafsız, Yorumda Özgürüz… Sektörün Lider Yayını… Haberde Tarafsız, Yorumda Özgürüz… Sektörün Lider Yayını… Haberde Tarafsız, Yorumda Özgürüz… Sektörün Lider Yayını… Haberde Tarafsız, Yorumda Özgürüz…
Editörden
Gündemden Notlar
Sis Çanı
Ayak İzleri
Majistral Formül
Özgür Köşe
Kamu Kurum
Söyleşi
Dosya
Yasal-Mali
Kültür Sanat
Çepeçevre
Ana Sayfa
TEB
Eczacı Odaları
TEİS
Eczacı Kooperatifleri
Reçete Giriş
Gazeteler
TV ler
İletişim
22.07.2014
Ana Sayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Site İçi Arama
Üye Girişi
Forum
İlanlar
Duyurular
 
facebook
twitter
 

ECZACININ SESY

FORUM

Sayın üyemiz,

  • "FORUM" sayfalarında yazılan yazılar, başka bir haber kaynağından kopyalanıp yapıştırılan koruma altında olan, kaynağı belirtilmeyen materyaller, yazıları yazan ve/veya materyalleri kopyalayıp yapıştıran kişinin/kişilerin yasal sorumluluğundadır.
  • Hakaret, argo, herhangi bir somut belgeye dayandırılmayan itham ve isnat, kişilik haklarına saldırı ve bir ürünün reklamını içeren, TC yasalarına ve meslek etiğine aykırı yazılar, yazarına haber verilmeksizin yayından kaldırılır.
  • Durum paylaşmak amacı ile yayınlanan reçete, rapor gibi materyallerde hasta ve doktora ait özel bilgilerin (isim, TC no, tescil no vb) gösterilmemesine özellikle dikkat edilmelidir.
  • "FORUM" sayfalarına vereceğiniz katkı ve anlayışınız için teşekkür ederiz.

Eczacının Sesi e-gazete Yayın Kurulu

UYARI: Forumda "Yeni Konu" açabilmek veya "Yanıt" yazabilmek için
üye olmanız gereklidir.

| Üye Girişi || Yeni Üye Kaydı || FORUM ARŞİVİ || YASAL UYARI |



Ergenekonun Tanığı PKK Çıktı 06-11-2012 12:06:25

Ergenekon'da gizli tanık 'Deniz' Şemdin Sakık çıktı

Serpil KIRKESER, İstanbul - DHA
6 Kasım 2012
 
 
 
 

Ergenekon Davası'nda gizli tanık 'Deniz' kimliğini açıkladı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen “Ergenekon” davasında gizli tanık “ Deniz” kimliğini açıkladı. Bu gizli tanığın Şemdin Sakık olduğu ortaya çıktı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'de görülen 65'i tutuklu 274 sanıklı Ergenekon Davası'nın 255. duruşması başladı.

Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nin yanında bulunan büyük salonda yapılan duruşmada CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, Gazeteci Tuncay Özkan ve eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin de aralarında bulunduğu 33 tutuklu sanık hazır bulundu.

Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal'ın da aralarında bulunduğu 32 tutuklu sanık duruşmaya katılmadı. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese Gizli Tanık Deniz'in dinleneceğini açıkladı.

 

GİZLİ TANIK DENİZ NELER ANLATMIŞTI

 

GİZLİ TANIK KİMLİĞİNİ AÇIKLADI

Gizli Tanık Deniz'in sesi ve görüntüsü bozularak duruşma salonunda bulunan ekranlara yansıtıldı. Gizli Tanık Deniz, açık kimliğiyle ifade vermek istediğini ve orijinal görüntüsünün duruşma salonuna yansıtılmasını talep etti. Mahkeme duruşmaya kısa bir ara verdi. Aranın ardından kararını açıklayan Mahkeme heyeti, Gizli Tanık Deniz'in talebini oybirliğiyle kabul ettiğini açıkladı. Gizli Tanık Odası'nda ifade veren Gizli Tanık Deniz'in, Şemdin Sakık olduğu anlaşıldı. Duruşma Şemdin Sakık'ın tanık olarak dinlenmesi ile devam ediyor.

 

'Ülkenin aydınlarını PKK'lıların verdikleri ifadelerle yargılıyorlar'


SAKIK KİMDİR

 

Terör örgütü PKK’nın iki numaralı adamı Şemdin Sakık ile kardeşi Arif Sakık, 13 Nisan 1998 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığının "Yarasa Operasyonu" ile yakalanıp, Türkiye’ye getirildi. 20 Mayıs 1999’da Sakık ile kardeşi, ölüm cezasına çarptırıldılar. İdam cezasının kaldırılmasıyla Sakık ömür boyu hapse mahkum edildi.



 


 

 

 

6 Kasım 2012

hurriyet.com.tr

Erkan ÇONGAR

 

YORUMLAR

Erkan ÇONGAR 06-11-2012 12:13:27

Biri gazeteci biri terörist ama...

13 Ağustos 2010

 

Gazeteci Mustafa Balbay, "Bir daktilo bile vermiyorlar"  diye yakınırken, PKK'nin 2 numaralı ismi müebbetlik Şemdin Sakık koğuşunda masa üstü bilgisayar kullanıyor

 

 Ergenekon davasından iki yıldır tutuklu olan Cumhuriyet Gazetesi eski Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay son duruşmada ‘’Bir daktilo bile vermiyorlar’’ diye yakınırken, PKK’nin 2 numaralı ismi müebbetlik Şemdin Sakık koğuşunda masa üstü bilgisayar kullanıyor.




Şemdin Sakık'a var

Vatan'ın haberine göre Diyarbakır E tipi Cezaevi’nde yatan,müebbet hapse mahkum Şemdin Sakık ise masaüstü bilgisayar kullanıyor.

Şemdin Sakık, 1998’de Türkiye’ye teslim edilip cezaevine girdikten sonra kişisel internet sitesi de kurmuştu.

Sakık, üvey kardeşleriyle girdiği miras kavgasından ilk aşk deneyimine kadar bu sitede yazılarına yer verdi.

Adalet Bakanlığı da Sakık’a bilgisayar verildiğini doğrulayarak şu açıklamayı yapmıştı:

"Ceza ve infaz kurumlarında iyileştirme ve eğitim çalışmaları kapsamında mahkumlara bilgisayar kullanma izni verilmiş, Sakık’a 27 Mayıs 2002 tarihinde parası kendisi tarafından ödenerek satın alınan bir masaüstü bilgisayar verilmiş. bu bilgisayarın arızalanması üzerine, geçici olarak kendisine kurum tarafından internet bağlantısı olmayan bir dizüstü bilgisayar temin edilmiş. kendisine ait olan masaüstü bilgisayarın tamir edilmesi üzerine dizüstü bilgisayar geri alınmıştır."




İsmail AKARIM 06-11-2012 12:28:35

Daha önce Ergenekon PKK bağlantısını da bulmamışlar mıydı?




Erkan ÇONGAR 06-11-2012 12:28:45

 Ergenekon  Davasında  yaklaşık  3 yıllık   "tutuklu"  yargılama  sürecinin ardından  serbest bırakılan  ve halen aynı davada tutuksuz yargılanan   Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin  Aralık 2009'da  Silivri'deki  savunmasından :

 

 "“BEN TERÖRİST, ONLAR DEMOKRATİK GERİLLA!”


“Ben tanık olmak istemediğim için tutuklanıyorum.  Vatan hainleri, biz şerefli Türk subaylarını karalamak için savcıların teşvikiyle tanık olabiliyorlar.

Ben ifade vereceğim yeri, Türk milletinin şerefli kürsüsü olarak görüyorum.   Onlar ise, garez ve intikamlarına tatmin kürsüsü…

 

Ama ben terörist onlar demokratik gerilla… Benim evime rejimin teminatı polis, bir orduyla kapıyı kırarız tehdidiyle giriyor, sahte evrak tanzim ediliyor.


Tutuklandıktan sonra ailem sürekli rahatsız ediliyor. Babamın işyeri gasp ediliyor. Diğer taraftan bebek katillerinin ayaklarına savcılar gidiyor, bir kırmızı halı serilmediği kalıyor. Neden? Çünkü ben terörist,onlar barış elçisi…


Türk milleti adına karar verdiğini söyleyen yüce heyet, acaba, Türk milletinin, teröristi subayına yeğlediğini mi düşünüyor?

Türk yargısı, teröristi aklama, subayı aşağılama kurumu mudur?

Bakınız, Devrem Eren Teğmen dağda terörist kovalarken terör örgütü üyesi olmak şüphesiyle 6 ay tutuklu kalmıştır.

Müteakiben tutuksuz yargılanmak üzere görev yeri Yüksekova’ya dönmüştür.

Eren Teğmen,  Atilla Albayımın savunmasında bahsettiği gibi Savcı Zekeriya Öz’ün  ‘Şırnak’tan paketledim de getirttim’  dediği teğmen ..."

 

 


Silivri'deki Ergenekon duruşmalarında savunmalar devam ediyor.

Fakat acıklı olan, iddianameleri çarşaf çarşaf yayınlayanları n bu savunmaları görmemezlikten gelmeleridir. Ne yazık ki medya iyi bir sınav vermiyor..
 



Ee her şeyi alethte yazan medyaya karşı bari biz bir savunmayı yazalım dedim... Kızdırdıklarım kusuruma bakmasın... Ama durum budur...

 

 

 

          hukuki.net




Erkan ÇONGAR 06-11-2012 12:34:57

Teğmenin telefonuna Hizbut Tahrir eklemesi

 

26/01/2011

 

İkinci Ergenekon davasından 29 aydır tutuklu olan Teğmen Mehmet Ali Çelebi gözaltına alındığında cep telefonunu polise teslim etti.

Ve o cep telefonuna, Hizbut Tahrir üyesi Mehmet Oğuz Kazancı'nın telefonundaki rehber kayıtları aktarıldı.

Çelebi'nin telefonunun poliste 1 saat 23 saniye usulsüz açıldığı teknik olarak tespit edildi.

İstanbul Organize Suçlar Şubesi ise  'Kazancı'nın numaraları Çelebi'nin telefonuna 'sehven' (yanlışlıkla) aktarılmış " dedi
 

 

. Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Harp Okulu dönem birincisi Kara Pilot Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin kullandığı cep telefonu, gözaltına alındıktan sonra polis tarafından bilirkişi incelemesi yapılmadan önce açılarak rehberine 139 adet telefon numarasının SEHVEN(YANLIŞLIKLA)  yüklendiği, polisin tuttuğu tutanakta ortaya çıktı

 

Avukatlar, ilgili polis hakkında suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor.


18 Eylül 2008’de gözaltına alınan Çelebi’nin, Hizbut Tahrir örgütü ile bağlantılı olduğu iddia edildi.

Üye hakimler, Çelebi’ye telefon rehberinde “eşim, kaynanam, bacanak” gibi kayıtların bulunduğu ve “Çelebi’nin evli olmamasından şüphelenilerek yapılan araştırma sonucu söz konusu kayıtların Hizbut Tahrir örgütü üyeliği suçlamasıyla gözaltına alınan ve serbest bırakılan Mahmut Oğuz Kazancı adlı şahsa ait olduğu” tespitiyle sorular yöneltti.


Çelebi, bunun üzerine mahkemeden “tüm SİM kartların, telefonuna ait HTS raporlarının ve telefonunda kayıtlı bulunan numaraların zamansal olarak sıralanmış halde tespitini” talep etti. 

 



"YANLIŞLIK OLDU"


Telekomünikasyon İletişim Daire Başkanlığı’nın (TİB)verdiği rapora göre, 19 Eylül 2008’de Merkez Komutanlığı’ndan bir polis memuruna teslim edilen gözaltındaki Çelebi’nin cep telefonu, aynı gün saat 23.52.42-23.54.05 zaman diliminde 1 saat 23 saniye “usulsüz” olarak açıldı.


TİB’in raporuna göre 1 saat 23 saniye açılan cep telefonu, Emniyet Metro İstasyonu Fatih İstanbul’dan sinyal verdi. Telefonun, el koyma işleminden sonra götürüldüğü İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde usulsüz açıldığını savunan Çelebi’nin avukatları, müvekkillerinin telefonuna bilgisi dışında 139 adet numara yüklendiğini iddia etti.


13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden konuyla ilgili rapor hazırlanması istendi.

 


Organize Şube’nin 21 Aralık 2010’da mahkemeye gönderdiği yazıda,   “Kazancı’nın telefonuna ait rehber bilgilerinin  sehven (yanlışlıkla) Çelebi’nin telefonuna ait rehber dökümlerinin içerisine eklenmiş olabileceği değerlendirilmiştir” denildi.

 

 

 

 

26/01/2011

Milliyet

 




Erkan ÇONGAR 06-11-2012 13:00:07

Barodan 'gizli tanık' isyanı

Dilhun GENÇDAL - Yaşar KAÇMAZ/ İSTANBUL, (DHA)
 
 
25 Temmuz 2011
 

İstanbul Barosu Başkanı Avukat Doç. Dr. Ümit Kocasakal ve yönetim kurulu üyeleri, özel yetkili mahkemelerle ve Ergenekon sanıklardan Sevgi Erenerol’un vekaletsiz avukatlık görevini yürüten Vural Ergül’ün, gizli tanıkların kimliğini açığa çıkarma suçlamasıyla 16 celse duruşmalardan men edilmesi yönündeki kararla ilgili basın toplantısı düzenledi.

 
 
İstanbul Baro binasında gerçekleşen ve Avukat Vural Ergül’ün de hazır bulunduğu toplantıda konuşan Ümit Kocasakal, Ergenekon davasında bir gizli tanığın kimliğini ifşa ettiği iddiasıyla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Vural Ergül’e 179’uncu celsede 14 Nisan 2011 tarihli karar ile 16 duruşmadan men cezası verdiğini anlattı.
 
Avukat Vural Ergül’ün bu karardan dolayı bugün yeniden başlayan duruşmalara katılamadığını söyleyen İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal,
 
"Öncelikle belirtmek isteriz ki, avukatın, gizli tanığın kimliğini muhafaza etme gibi bir görevi ve zorunluluğu bulunmamaktadır.
 
Tanık Koruma Kanunu’ndaki gizliliğin muhafazası, soruşturma ve kovuşturma mercileri ile ilgili diğer resmi kurum ve kişileri kapsayıp, avukatı kapsamamaktadır. Aksine gizli tanığın kimliğini araştırma ve öğrenme savunma sınırları içinde kalmaktadır" dedi.
 
 
 
 


ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELERİ KALDIRIN
 


Kocasakal, avukat  Ergül’e verilen cezanın kabul edilemeyeceğini belirterek,
 
"Mahkemenin bu kararı ve yaklaşımı, savunma hakkına ve görevine karşı bir saldırı ve diğer meslektaşlarımıza karşı da bir gözdağı niteliğindedir. İstanbul Barosu olarak mahkemenin bu hukuksuz ve haksız yaptırım uygulamasını kabul etmiyor ve şiddetle kınıyoruz. Bu konuda her türlü yasal girişimde bulunulacak ve konu takip edilecektir" diye konuştu.

 

Özel yetkili mahkemelerde avukat ve savunmanın "hasım" ve "fazlalık"  olarak görüldüğünü ifade eden Baro Başkanı  Doç.Dr. Ümit Kocasakal,
 
"Bu vesileyle İstanbul Barosu olarak başta siyasi iktidar olmak üzere tüm ilgili kurumlara bu mahkemelerin derhal kaldırılması çağrımızı yinelerken aksi durumda savunmadan gelen demokratik ve meşru gücümüzü kullanmaktan çekinmeyeceğimizi kamuoyuna saygı ile duyururuz" dedi.
 
 
 
 


"BU ÇOK TEHLİKELİ BİR MÜESSESEDİR"


Baro olarak, Ergül’ün yanında yer alacaklarını aktaran  Baro Başkanı Ümit Kocasakal,
 
"Tarihe not düşmek amacıyla, üzülerek söylüyorum bir sonuç alacağımızı zannetmiyorum ama, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na taşıyacağız, gerekli şikayetlerde bulunacağız, konuyu Adalet Bakanlığı’na aktaracağız. AİHM nezdinde de meslektaşımıza gerekli desteği vereceğiz. Çünkü bu savunma hakkının özüne karşı yapılan bir ihlal konumunda" diye konuştu.
 
 
 
Kocasakal, gizli tanıklık uygulamasının herkes için çok büyük bir tehdit olduğunu söyleyerek,
 
"Bir gün istenen kişiyle ilgili bir gizli tanıklık rahatlıkla icat edilebilecek ve bu gizli tanığın beyanlarıyla herkesin hak ve özgürlüğü kısıtlanabilecektir. Bu çok tehlikeli bir müessesedir.
 
Hele bu özel görevli mahkemeler gibi yine hukuk devleti için tehlike teşkil eden bir kurumla yanyana gelirse dinamit etkisi doğurur" dedi.
 




 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
25/07/2011
Hürriyet



Erkan ÇONGAR 06-11-2012 13:27:52

"Kalleş bir hilekarlık..."

 

OdaTV  davasının 5. duruşmasında  bugün savunmasını yapan tutuklu gazeteci Soner Yalçın,  ''Kalleş bir hilekarlıkla bilgisayarımıza yerleştirilmiş bu word dosyaları bizim değildir. Kirli eller tarafından konulmuştur''  dedi.

30 Aralık 2011 /   AA-Cumhuriyet Haber

 

 

Duruşmada ilk kez ifadesi alınan tutuklu sanık gazeteci  Soner Yalçın, 25 yıldır gazetecilik yaptığını belirterek,

''Burada sanık sandalyesinde oturan düşüncedir. Gazeteci ve yazarları cezaevine atmak kimseye onur vermez. Düşünce ateşe atmakla yok edilemez. Düşünce ve kitapları yargılayanları tarih affetmez'' dedi.

 

Türkiye'de gerçek gazetecilik yapmanın tehlikeli sonuçlarının olduğunu öne süren Soner Yalçın, savunmasını şöyle sürdürdü:


''Gazetecileri bekleyen sadece acıdır.

Dürüst, taviz vermeyen gerçek gazeteciler ya hapse atılır ya da işten atılır.

Taviz vermeyen cesur gazeteciler hep olmuştur ve olacaktır. Uğur Mumcu, Musa Anter, Hrant Dink gibi... Bunlar ölümü bile göze almıştır.

Gazetecinin tek ilkesi vardır, gerçeğe bağlı kalmaktır.

Onurumla girdiğim cezaevinden, utançla çıkmaya hiç niyetim yok.   Mesleğime hiç ihanet etmedim.''

 

Soner Yalçın, bugüne kadar 11 ayrı kitap yazdığını ve hayatı boyunca ''derin devlet'', ''gladyo'', ''faili meçhul cinayetler'' gibi konuları araştırıp yazdığını söyledi.

 

Soner Yalçın, Türkiye'de şu anda çokça tartışılan ''Jitem'' ve ''Susurluk Çetesi''ni yıllar önce kendisinin yazdığını ifade ederek, şöyle devam etti:


''Devlet içinde yuvalanmış derin yapılar hakkında en bilgili gazetecilerden biriyim. Faili meçhul cinayetler soruşturmasını yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bu konuda tanıklığıma başvurdu.

Ne gariptir ki bir savcı sanık yapıyor, başka bir savcı da tanık yapıyor.

Hangi hukuk uygulanıyor Türkiye'de?

Böyle terörist olur mu?''

 

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını sürdüren Soner Yalçın, hayatı boyunca hiçbir legal ya da illegal siyasi bir örgüte mensup olmadığını ifade ederek,

''Yalnızca Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi üyesiyim.

Korkunç bir haksızlıkla savcılar, 'Ergenekon' terör örgütü mensubu olduğumu iddia ediyor'' diye konuştu.



Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan'ın 2010 yılı kasım ayında kendisinin Halk TV'yi satın almaya çalıştığını yazdığını anımsatan Soner Yalçın,

''Arslan bu çok özel bilgiyi nereden aldı bilmiyorum, çünkü çok küçük bir grup biliyordu. Kasım 2010'da 2009 yılı telefon görüşmelerim büyük oranda tape edilmeye başlandı. Aynı gerekçe ile 15 Mayıs 2009 ile 25 Şubat 2010 tarihleri arasında dinlenmiş, izlenmiş, takip edilmiştim. Tapeleri bile 2 yıl sonra yapanlar birdenbire yine dinlenmemi talep ediyorlardı aynı gerekçelerle... Üstelik yine jet hızıyla. Bu acelenin bir nedeni olmalı değil mi?'' diye konuştu.



Odatv aramalarında ele geçen dokümanlara değinen Soner Yalçın, ''Hilekarlıkla bilgisayarımıza yerleştirilmiş bu word dosyaları bizim değildir. Kirli eller tarafından konulmuştur'' diye konuştu.

 

Cezaevinde rahatsızlanarak 12 Kasım'da hayatını kaybeden Kaşif Kozinoğlu hakkında açıklamalarda bulunan Yalçın,

''Hukuki hurafeler sonucu daha yaşarken ölmüştü. Bugün maalesef hayatını kaybetmiştir. Hakkındaki iddialara yanıt veremeyecektir. Kuşkusuz rahmetli Kozinoğlu'nu savunacak değilim, kendisini tanımıyorum.

Ne ben ne de Odatv çalışanlarından hiç kimse Kaşif Kozinoğlu'nu tanımıyoruz.

O da savcılık ifadesinde bizi tanımadığını ifade etmiştir.

Bize hiçbir yoldan bilgi, haber, yazı, dosya ve belge göndermedi'' dedi.

 

Özel Yetkili Mahkemelerin niteliğinin tartışma konusu olduğunu belirten Soner Yalçın, ''İçinde yaşadığım çağa ve ülkeme karşı bir gazeteci olarak sorumluluğumu yerine getirdim. Sizleri de tarihin huzurunda sorumluluklarınızla baş başa bırakıyorum'' dedi.

 

 

 




Erkan ÇONGAR 06-11-2012 16:31:26

"TAKDİR YÜCE TÜRK MİLLETİNİNDİR"

 

 

Ergenekon  Davasında  tutukulu  yargılanan  emekli  Genelkurmay  Başkanı  İlker  Başbuğ, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, PKK'lı  Şemdin Sakık'ın gizli tanık olarak dinlenilmesiyle ilgili avukatı aracılığıyla yazılı açıklama yaptı.

Açıklamasına   ''Silivri'deki duruşmada ortaya çıkan acı ve ibretlik tablo''  diyerek başlayan Başbuğ,

''Bugün Silivri'de TSK ile PKK terör örgütü karşı karşıya bırakılmıştır.   Bugün, Silivri'de Türk Ordusu'nun PKK'ya karşı yürüttüğü mücadele yargılanmaktadır''   ifadesini kullandı.

 

İlker  Başbuğ, açıklamasında şunları kaydetti:

''Bir tarafta, ömürlerini PKK terör örgütüne karşı mücadele ile geçiren, ancak bugün haksız ve mesnetsiz suçlamalarla 'Ergenekon' davasında sanık sandalyelerine oturtulan Türk ordusunun komutanı ve karargahı, diğer tarafta, bir dönem PKK terör örgütünün ikinci adamı durumunda olan, Bingöl'de 1993 yılında 33 erimizin şehit edilmesi için emir veren, ancak bugün tanık sandalyesinde oturtulan bir terörist.

Bir tarafta, TSK'ya komutanlık yapmış 26. Genelkurmay Başkanı'nın 'terör örgütü kurmak ve yönetmekten' suçlanması ve yargılanması;  diğer tarafta  Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile ve sanıklarla hasım durumunda olan eli kanlı bir teröristin Türkiye Cumhuriyeti Mahkemesi'nde dinlenen bir tanık olması.

Takdir yüce Türk Milleti'nindir.''

 

 

6 Kasım 2012 / ajanslar

 




Erkan ÇONGAR 06-11-2012 18:09:38

Tutuklu Sanık Albay Dursun Çiçek   "Gizli Tanığa"   Öyle Bir Soru Sordu Ki




24 Mayıs 2011



‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’ olarak adlandırılan ve darbe girişimi

olduğu iddia edilen belgeye ilişkin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde

görülen davanın 18’inci duruşmasına  "gizli tanık Efe"  damga vurdu.




Mahkeme Başkanı Köksal Şengün  Efe’ye avukatların huzurunda da

ifade verip veremeyeceğini sordu.



Tanık Efe de kimliğinin deşifre olmaması halinde avukatlar huzurunda da ifade verebileceğini belirtti.







ALBAY DURSUN ÇİÇEK'İN SORUSUNA ÇELİŞKİLİ CEVAP




Mahkemede daha önceki ifadelerini tekrar eden gizli tanık Efe   “İlhan

Cihaner’i 2009 yılında orduevinde sabah kahvaltıda Albay Dursun Çiçek

ve rütbeli birkaç subayla gördüm”  dedi.




Bu sırada söz alan Dursun Çiçek ile Gizli Tanık Efe arasında ilginç bir

konuşma yaşandı.



Gizli tanık Efe’nin Dursun Çiçek’i ordu evinde gördüğünü söylemesi

üzerine Efe’ye soru yönelten tutuklu sanık Albay Dursun Çiçek,  “Ne

giyiyordum” diye sorunca ilginç bir tartışma başladı...





"DENİZCİ YEŞİL GİYMEZ"



D.Ç: Beni orduevinde gördüğünü söylüyorsun. Peki ben o gün ne giyiyordum?

EFE: Üzerinde yeşil resmi bir üniforma vardı.

D.Ç: Denizciler yeşil üniforma giymez.

EFE: Pardon karıştırdım, beyaz bir üniforma vardı.

D.Ç: Ocak ayında beyaz üniforma mı giyiyordum?

EFE: Tam olarak hatırlamıyorum. Başka bir renk olabilir.

D.Ç: Her şeyi hatırlıyorsun. Kimler olduğunu ve ne konuştuğumuzu bile hatırlıyorsun. Ne renk kıyafet giydiğimi mi hatırlamıyorsun?






ERZİNCAN'IN EN ÖNEMLİ TANIĞI



Erzincan’da İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın uygulamaya koyulduğu

gerekçesiyle soruşturma başlatan Erzurum Savcısı Osman Şanal’ın

iddiaları   "12 gizli tanığa"   dayanıyordu.



Bu iddialar arasında en önemlileri ise "Gizli Tanık Efe’nin" iddialarıydı.




3 Aralık 2009 tarihinde ifade veren Efe,   “Başsavcıyı 2009 yerel

seçimlerinden 15-20 gün önce (veya seçimlerden 15 gün sonra)

orduevinde sabah kahvaltıda Albay Dursun Çiçek ve rütbeli birkaç

subayla gördüm” diyordu.





Gizli tanık, İlhan Cihaner’in kendisine  “Tarikatların kökünü kazıyacağını,

22 kişiyi gözaltına alacağını bunun için nöbetçi hakimi ayarladığını

söylediğini” de iddia etmişti.



Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in İsmailağa cemaatine

yönelik operasyon yapılmadan önce kendilerini arayarak ilçede bu ve

benzeri cemaatlerle ilgili çalışma yapılmasını istediğini kaydeden gizli

tanık, soruşturma kapsamında kendisine gösterilen 4 nolu fotoğraftaki

kişinin orduevinde Cihaner ile kahvaltı yapan kurmay Albay Dursun

Çicek olduğunu öne sürmüştü.





Ancak 4 nolu fotoğraftaki kişinin, ismi Dursun Çiçek olan başka biri

olduğu belirlenmişti.





















24/05/2011

odatv.com




Erkan ÇONGAR 28-11-2012 10:03:42

Ergenekon duruşmasındaki tutarsız ifadeler ve teşhisler mahkeme heyetini bile çileden çıkarıyor

Gizli Tanık Karıştırdı

 

20 Ekim 2012

 

 

 Ergenekon davasının  dünkü duruşmasında  gizli tanık  Ayaklanma”  teşhis sırasında tutuklu sanık emekli Binbaşı  Fikret Emekin  Ecevit adlı kişi olduğunu öne sürünce mahkeme başkanı tarafından uyarıldı.

Gizli tanık  "Ayaklanma" , Ecevit Navruz adlı kişi ile 2006 yılından 2008 yılına kadar görüştüğünü ifade etti.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Fikret Emekin 2007 yılından bu yana tutuklu olduğuna dikkat çekince gizli tanık Ayaklanma, Özür dilerim, çok benziyor dedi.

 

Ergenekon davasında  3.5 yılı aşkın süredir tutuklu yargılanan CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay ve gazeteci Tuncay Özkan 16 duruşmadan men cezalarını doldurarak dünkü duruşmaya geldi.

Duruşmada gizli tanık Ayaklanmanın ifadesi sesi ve görüntüsü bozularak salona yansıtıldı.

Gizli tanık Ayaklanma, 2006 yılında Gazi Mahallesinde tanıştığı Ecevit Navruz adlı MİTçi olduğundan kuşkulandığı bir kişinin,  kendisine para karşılığı, göstericilerin üzerine rasgele ateş etmesini teklif ettiğini öne sürdü.

 

Yargıç uyardı

 

Kameralar aracılığıyla sanıkların görüntüsü gizli tanık  Ayaklanmaya  gösterilerek aralarında Ecevit adlı kişinin olup olmadığı soruldu.

Gizli tanık Ayaklanma, emekli Binbaşı Fikret Emekin Ecevit adlı kişi olduğunu söyledi.  Gizli tanık Ayaklanma, Ecevit Navruz adlı kişi ile 2006 yılından 2008 yılına kadar görüştüğünü ifade etti.

Savcı Pekgüzel, Emekin 2007 yılından bu yana tutuklu olduğuna dikkat çekince gizli tanık Ayaklanma, Özür dilerim, çok benziyor dedi.

Başkan Hasan Hüseyin Özese  Emin olmadığınız konularda mahkemeyi yanıltıcı beyanlarda bulunmayın diye uyardı.

 

 

 

haber Hatice Tuncer / 20 Ekim 2012

Cumhuriyet




Sevgi ŞEN 29-11-2012 12:10:36

 

 

    Ergenekon davasında; savcı esas hakkındaki taleplerini aralık 13'e kadar verecek. Bu da bize sona gelindiğini gösteriyor..

    Karar günü yaklaşıyor; hazır olun 18-20 yılları duymaya ve uzaktan seyretmeye...

    Ancak unutmayın ki sıra bir gün size de gelecek...

    Bu gün benim eşim, yarın sizin bir akrabanız hukuk katline maruz kalacak...

    Em.Bn. Zafer Şen ceza almış ergenekon sanığıyken; yabancı uyruklu nato askerleri, zafer kazanmış komutan edasıyla;

    sizin sınırlarınızda keşif gezisi yapıyor..

    Ne zaman müstemleke olduk? Biraz düşünün...




Erkan ÇONGAR 29-11-2012 13:04:09

  Balyozluk  azılı  "teröristler"   18-20  yıl  da değil  bu sefer ;    yazarlar  Mustafa Balbay , Tuncay  Özkan ve eski rektörler  Mehmet Haberal , Fatih Hilmioğlu  gibi   hiper azılı  ergenekonluk  teröristler için     istenen  ceza    "ağırlaştırılmış  müebbet" .  

  PKK , DHKP-C , katiller , hırsızlar  TANIK ,   AKP  muhalifleri  SANIK .

  Neymiş :   Türkiye   çetelerden  arınıyormuş  .  Ya 




Erkan ÇONGAR 29-11-2012 13:16:58

İşte  Mayıs 2006'da  öğretmenin okulda türbanla görev yapamayacağı yönünde karar alan Danıştay hakimlerine girişilen  terörist saldırının 2 sene ardından   verilmiş  mahkeme hükümlerinin bozulup ;    davanın  baştan  yeniden açılarak  meşhur Ergenekon davasıyla birleştirilmesinde  temel  oluşturan   "ihbar mektubunun sahibinin"    sicili :

  (İhbar mektubunun sahibi bu kişi  Ergenekon davasınca ayrıca  tanık yapıldı)

 

 


 
* Kasten adam öldürmeye teşebbüs ve ruhsatsız silah taşımaktan 9 yıl hapis

    
(Eyüp 1. Ağır Ceza 1995/78)
 


* Ablasını öldürmekten 20 yıl hapis
     
(Akhisar Ağır Ceza 1989/32)
  


* Nüfus kağıdında sahtecilik yapmaktan mahkumiyet
     (Kırklareli Asliye Ceza 1998/215)
 


* Öz yeğenini satarak fuhuşa aracılık etmekten 2 yıl 6 ay hapis
      (Erzurum 1. Asliye Ceza 1998/391)
 

 

 

 



İşte  2006'daki  şeriatçı  Danıştay terör saldırısının  (da)   Ergenekon davasıyla birleştirilmesine  vasıta olan ihbar mektubunun  sahibinin  sicili.

 

 

 

 

  (ki bizzat Danıştay katili de saldırıyı mahkemede defalarca türban yasağı yüzünden yaptığını ve asla pişman olmadığını belirterek  müebbet hapis cezasıyla  "hüküm"  giymişti.
 

 

 

 

 

                          İşte  son beş yılda  Aldatma ve Kandırma planlarıyla  Adalet  ve hukukun  ülkede geldiği nokta.

 




Erkan ÇONGAR 29-11-2012 13:49:06

PKK'lı  "Emek"

Gizli Tanıktan Tepki

 

 10 Kasım 2012 / DHA - Serpil Kırkeser / Silivri

 Ergenekon Davası’nın 258. duruşmasında Gizli Tanık Emek ile  Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese arasında ilginç diyologlar yaşandı.

Mahkeme Başkanı Özese   "Emniyet ifadenizde terör örgütü PKK’nın Marmara sorumlusu olarak faaliyet gösterdiğinizi anlatmışsınız bunlardan bahseder misiniz?"   diye sordu.

Gizli Tanık Emek kimliğinin deşifre olduğu gerekçesiyle   "Bunların hiç birini söylemek istemiyorum.  Ama beni zor durumda bıraktınız.  Bu çok ağır bir durum oldu . Bu olmamalıydı. Galiba teknik bir arıza oldu. Bunu böyle söylememeliydiniz. Artık neyi saklayacağız?"   diyerek Mahkeme Başkanı Özese’ye tepki gösterdi.

 

''Kimliğimi deşifre ediyorsunuz''

 

 

Ergenekon davasının  258. duruşmasında   Hakim  Hasan Hüseyin  Özese,  Gizli Tanık Emek’in ifadesini tamamlamasının ardından, "İfadenizde terör örgütü PKK’nın Marmara sorumlusu olarak faaliyet gösterdiğinizi anlatmışsınız bunlardan bahseder misiniz?" diye sordu.

 

Bu sorunun ardından Mahkeme Başkanı Özese ile Gizli Tanık Emek arasında ilginç diyologlar geçti:
 

Gizli Tanık Emek:   Bu çok ağır bir durum oldu. Bu olmamalıydı. Galiba teknik bir arıza oldu. Bunu böyle söylememeliydiniz.  Artık neyi saklayacağız?

Mahkeme Başkanı Özese:  Bayrampaşa Cezaevi’nde kaldığınızı söylemişsiniz.

Gizli Tanık Emek: Bunların hiç birini söylemek istemiyorum. Ama beni zor durumda bıraktınız. Koşul ve olanaklar söylendikten sonra neyi gizleyeceğiz ben merak ediyorum.

Mahkeme Başkanı Özese:  Emniyette ifade vermişsiniz bildiklerinizi hatırladıklarınızı söyleyin.

Gizli Tanık Emek: 2009 yılında Terörle Mücadele Şubesi’nde verdiğim ifadeleri kabul ediyorum. İfadem de ufak tefek mantık ve zaman hataları olabilir.

 




Erkan ÇONGAR 29-11-2012 14:21:28
DHKP-C'li  "Huzur"
 
 
Gizli Tanıktan İddialar
 
 
 
 
9 Kasım 2012
 
 
 
Ergenekon davasında " Huzur" takma adıyla ifade veren gizli tanık,   JİTEM elemanı olarak tanıdığı bir kişinin kendisinden Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'e suikast düzenlemesini istediğini iddia etti.
 
 
 

  İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri Cezaevi’nin bitişiğindeki duruşma salonunda görülen davanın 256. duruşması yapıldı.

 

   Gizli tanığın sesinin ve görüntüsünün salona yansıtılacağı sistemin hazırlıkları nedeniyle duruşma 1.5 saat gecikmeyle başladı.

 

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, gizli tanık Huzur’a 4 Kasım 2009 tarihinde Terörle Mücadele Şubesi’nde (TEM)   alınan ifadesine dikkat çekerek bu konuları yeniden anlatmasını istedi.

Gizli tanık Huzur, yasadışı DHKP-C örgütünde faaliyet gösterdiği süreç içerisinde edindiği bilgileri  TEM’de anlattığını belirtti.


Kendisine biri astsubay 2 JİTEM’ci tarafından Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’i öldürmesinin teklif edildiğini öne süren  gizli tanığa   Mahkeme Başkanı  Hasan Hüseyin  Özese, emniyet ifadesinde bir para konusunu geçtiğini anımsatınca gizli tanık Huzur  “Bana bir para vaadinde bulunulmamıştır”  diye konuştu.

Gizli  tanık  Huzur, emniyet ifadesindeki   “200 milyara bu işi yapabileceğimi söyledim. O da 200 milyarın çok para olduğunu verilip verilmeyeceğini sorması gerektiğini söyledi”   şeklindeki sözlerinin okunması üzerine   “Evet 200 milyar lafı konuşuldu”  dedi.

 

 

 

9 Kasım 2012 / ajanslar




Erkan ÇONGAR 12-01-2013 15:59:51
 


Redhack'in  Yayınladığı  YÖK  Yazışmalarından

 

OLMAYAN BİRİNİN DİLEKÇESİ

HİLMİOĞLU'NA YÖK SORUŞTURMASI

 

Eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Fatih Hilmioğlu hakkında 2005’te Adalet Bakanlığı’na “Malatya Esnaflar Namı Hesabına Ali Kaynak” imzalı bir ihbar dilekçesi verildi.

Dilekçede, Hilmioğlu ile ilgili “Ana tarafından Alevi olan rektör bey yıllardır Alevi, aşırı solcu, bölücü insanları göreve getirmiş ve özellike onlara kadro veriliyi. Diğerlerine adeta zorda kalmadıkça kadro verilmiyi.” gibi ifadelerle iddialara yer verildi.

"Ali Kaynak"  isimli birinin olmadığını belirleyen Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı, Aralık 2005’te dilekçe ile ilgili görevsizlik kararı verdi.

 Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, savcılığın görevsizlik kararına karşın, 2010’da Hilmioğlu iddiaları için Yükseköğretim Denetleme Kurulu’nu görevlendirdi.

Tutuklu bulunan Hilmioğlu’nun ifadesine başvuruldu.  Kurul, raporunda YÖK Başkanlığı’na, “İddiaların doğruluğunu teyit edecek herhangi bir bulguya rastlanmaması ve kişiyi yıpratmaya yönelik olduğunu ortaya koymaktadır”  ifadesiyle  Hilmioğlu hakkında takipsizlik kararı verilmesi için görüş bildirildi.

 

 

haber Sinan Tartanoğlu

12 Ocak 2013

Cumhuriyet

 

(Eski Malatya İnönü Üniversitesi Rektörü  Prof. Fatih Hilmioğlu  yaklaşık 4 senedir Ergenekon Davasından Silivri Cezaevinde  tutuklu olarak bulunuyor.)




Erkan ÇONGAR 07-02-2013 15:03:40

 

21 Ekim 2009

 

Habur....

 

YANİ şimdi siz PKK terör örgütü militanlarını önde vali, arkada bando mızıka, çiçeklerle, çikolatalarla, bayram ederek karşıladınız...

 
Ama ömrünü bu ülkeye hizmetle geçirmiş profesörleri, akademisyenleri, edebiyatçıları, gazetecileri, generalleri, sanatçıları,  henüz kanıtlanmamış  “örgüt”  iddiasıyla aylardır hapishanelere tıktınız...

 
Öyle mi?..


Eli silahlı terör örgütü militanı 20 dakikada ifade verdi ve salındı,
ama eli kalemli Mustafa Balbay‘ın dünkü köşesinde “229 gündür tutuklu” olduğu yazılıydı...

 

 (Bugün 7 Şubat 2013 itibarıyla gazeteci Mustafa Balbay 1435 gündür tutuklu) (e.ç.)

 


Üniversite kurup çocuklarınızı yetiştiren, hastane kurup nice can kurtaran Prof. Mehmet Haberal hasta yatağında tutuklu,

 ama “çocuk katili” dediğiniz insanları kucaklıyorsunuz...

 

 


Böyle midir hukukunuz?..

 

 

 

 

 

 

 

Bekir Coşkun

21 Ekim 2009

Habertürk


Kanserle boğuşan bilim adamımız Erol Manisalı acılar içinde sürünüyor... O teröristlerle savaşan askerlerimiz demir kapılar arkasında tutsak... Türkan Saylan öldüğü halde kurtulamadı elinizden, sorgulanıyor...

 
Ama PKK‘lıları bağrınıza bastınız...
 

Vicdan bu mudur?..

 
İlhan Selçuk yarım asırdan fazladır “barış-sevgi-huzur-güven-çağdaşlıkhukuk- demokrasi” üzerine yazılar yazdı, suç oldu...

Ama vatana kurşun sıkanların başı Apo‘nun yol haritasına bakıp bakıp teröristleri çikolatayla karşıladınız...

 


Böyle midir devlet?..



Taş olsa ağlar...
 

Bir terörist dağdan eksilse hepimiz seviniriz.
Ama bu ne hal?..
Terör örgütünün bayrakları, Apo’nun posterleri, alkışlar, zafer zılgıtları...
Önde vali...
Arkada çiçekçi...

 
Devlet terörü teslim aldı derken, terörün teslim aldığı devlet midir bu gözüken?..
 

Hukuk mu bu?.

.
Adalet buna mı diyorsunuz?..

 
Vicdanın eridiği, mantığın yanıt veremediği, tüm değerlerin bittiği yerdir burası...
Taş ağlar...
Taş...

                                                                                                                                             




Erkan ÇONGAR 09-02-2013 21:11:04

HAYAT EPİK TİYATROSU            MUSTAFA BİLGİN
 




Erkan ÇONGAR 22-03-2013 22:23:05

Manisalı Hoca ve Müebbet

 

Bu ülkenin yetiştirdiği en nadide namuslu beyinlerden biri… Tam 73 yaşında… İktisatçı, üniversite hocası, profesör doktor, yılların gazetecisi, yazar… Seneleri sair bir biçimde memlekete milli olmanın ne demek olduğunu anlatan bir isim.

Dışa kapanmakla bağımsız bir ekonomi politikasının farkını dile getirdi kitaplarında, yazılarında, konferanslarında, katıldığı televizyon programlarında…

Dış siyasetin suyunu gitmek değil, milli bir duruşla aktif rol oynamak gerektirdiğini söyleyip durdu. En az büyük usta Attilâ İlhan kadar emek verdi bu memleketin milli bilincinin oluşmasına…

Ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, siyaset yapmadan, belgeleriyle, analizleriyle ışık tuttu topluma…. Yeni bir kitabı çıktığında yapılan toplantıların dolup taştığını, herkesin ‘Erol Hocam’ diyerek yanına gelip, bir imza koparabilmek için sıra beklediğini hatırlıyorum.

Prof. Dr. Erol Manisalı… Sadece bugünün gençleri için değil, hocalarının arka pencereden kaçıp kötü yola düştüğünü söyledikleri için de tartışmasız bir isimdi. Ta ki onlar küresel formayı giyene kadar. Hatta Cumburbaşkanı Gül, Sakarya Üniversitesi’nde asistanı olacak kadar iyi tanıyordu onu.

 

Hepimizin gazeteci olarak konuşmaktan, sohbet etmekten zevk aldığı, fikir jimnastiği yaparak akıl alışverişinde bulunduğu bir isim.

Öyle ki ‘ben biliyorum’ edasıyla değil, karşısındakinin de fikirlerini dinleyip, analiz edip, katkı sağlayarak kabullenecek kadar mütevazi bir isimdir o.   Elbette her insan gibi fikirlerinin seveni de vardı, sevmeyeni de.   Ama herkes bilir ki Erol Manisalı bir değerdir.   Hem de bu toprağa ait bir değer.

 

Sonra bir gün polis çaldı kapısını.   Evinde arama başlattılar.  İlginçtir polis gelmeden almıştı haberi. Çünkü TRT bangır bangır Manisalı’nın evinde arama yapıldığını duyuruyordu. O zaman Kanal Biz’de idim.  Aradık Hoca’yı dedi ki ‘gelen giden yok.  Ama haberlere bakarsanız gelecekler herhalde.’    Türkiye’nin kanalı savcıdan önce girmişti evine yani.

13 Nisan 2009 Pazartesi itibariyle, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı.

Daha sonra mahkemeye sevk edilen Erol Manisalı tutuklandı.

4 Haziran 2009 Perşembe günü cezaevinde rahatsızlandı ve hastanede yapılan kontrollerde Prof. Dr. Erol Manisalı’nın beyin damarlarında tıkanıklık saptandı.

Bunun üzerine inme riskine karşı kan sulandırıcı tedavi uygulanmaya başlandı. Muayene sırasında memesinde de bir kitle saptanan Erol Manisalı’ya kanser teşhisi konuldu. Prof. Manisalı’ya yapılan başarılı bir operasyonla memesindeki kanserli doku alındı.

Tutuksuz yargılanmaya başlandı. Belki televizyonlarda göremiyordunuz. Ben de kendisiyle konuşup programıma davet ettim. Ama doktoru yasaklamıştı. Yayın heyacanı aşırı kalp çarpıntısı yapıyordu. Yani yorgun, ama belki de daha çok kırgın olan Manisalı Hoca’nın sağlığı izin vermiyordu.

Ama sanmayin ki sustu. Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinden yine doğru bildiklerini anlatmaya, yanlışları ortaya koymaya devam etti.

 

Şimdi Savcı verdiği mütalaada müebbet hapsini istiyor.

 

Nedense kimse bir dönem peşinden koştuğu Manisalı Hoca’dan yeterince bahsetmiyor. Sadece adı, listede müebbet istenenlerin arasında sayılıyor.

Bu nedenle bugün köşemi bu ülkenin en önemli değerlerinden biri olan, ama bugün kitaplarını bulundurmanın suç sayıldığı, 12 Eylül zulmünden beter bir muameleye reva görülen Prof. Dr. Erol Manisalı’ya ayırdım.

 

O bu ülkenin kim ne derse desin, tarihe altın harflerle adı kazınacak bir değeridir.

Dedim ya, şimdi savcı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni yıkmaya teşebbüsten hakkında hapis talep ediyor. Oysa o hiçbir zaman devlete karşı olmadı. Hükümetlerin ekonomiden Kıbrıs’a yanlış politikalarına dikkat çekti. Kanıtlarıyla yol gösterdi.

 

Ama şimdi Manisalı Hoca’nın adı müebbet istenenlerin listesinde geçiyor. Suçu ne?

Milli bir bakış açısına sahip olmak. Bu ülkede eğer bir bakan uluslararası bir ortamda çıkıp ‘ben küreselcilerden yanayım’ diyor ve bu suç kabul edilmiyor, ama milli çıkarlardan bahseden bir üniversite hocasına, yazara müebbet isteniyorsa, el insaf denir.

İşte ileri demokrasi dedikleri bu olsa gerek. Bu bile ülkede fikir özgürlüğü olmadığının en açık kanıtı değil mi?

Prof. Dr. Erol Manisalı bir değerdir ve günlük gelişmeler ne sonuç verirse versin, Türk Tarihi’nin altın yapraklarına değer olarak geçip, orada kalacaktır.

Acil şifalar diliyorum Manisalı Hocam.

Hem size, hem de değerleri karşısında yüreği körleşen canım ülkeme.

 

 

Çetin Ünsalan

21 Mart 2013

 




Erkan ÇONGAR 28-03-2013 17:54:54

TSK ile Savaş PKK ile Barış

 

Ali Sirmen 02/01/2010

 

 

Öyküyü bilirsiniz, adam elinde iki bavulla gümrüğe gelmiş. Gümrükçü sormuş:

- Ne var bunların içinde?

Adam gayet rahat yanıtlamış:

- Kuş yemi.

- Aç bakalım, demiş gümrükçü.

Adam açmış, iki bavul da ağzına kadar kol saati dolu.

- Hani kuş yemiydi? demiş gümrükçü.

Pişkinlikle yanıtlamış adam:

- Valla ben önlerine koyuyorum abi, yerlerse!..

 

2009’da önümüze neler koydular, kuş yemi niyetine; toplumun bir bölümü de yandaş ve yalaka medya ile kalemlerin işbirliği sayesinde, afiyetle yedi.

Kozmik odada kanıtları aranan Arınça suikast girişimi mi istersiniz, müthiş yargıcı takip eden askeri personelin araçları durdurularak ele geçirilişi mi, gazetecinin notlarından istidlal edilen darbe planları mı, Ergenekon komploları mı?

Ne isterseniz isteyin, hepsini yaşadık.

Suikast komplosunun ABDden edilen telefonlarla bildirilmesine mi, yoksa hâkimi takip eden şüpheli personelin aniden durdurulması sırasında, Ankaranın iki ayrı yerindeki olay mahallerinde hemen bitiveren ajans temsilcilerine mi gülersiniz?

Adamlar koymuş ortaya kol saati bavulunu kuş yemi diye, yersen!

 

***

 

Türk Silahlı Kuvvetlerinin başı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ  binmiş firkateyne, Trabzon açıklarından mesaj gönderiyor; asimetrik psiklojik savaş uygulandığını, TSKnin saldırı altında olduğunu, buna yetkililerin son vermesi gerektiğini, terör örgütlerinin bu tür davranışlarda bulunabileceğini, ama medyanın bunu yapmaması gerektiğini söylüyor.

 

Medya zil takıp oynuyor, tarakası ayyuka çıkıyor:

- Demokratikleşiyoruz, sivilleşiyoruz.

 

Komutan haykırıyor:

- Saldırı altındayız, buna izin vermeyin!

 

Medya gülümseyerek kafa sallıyor:

- Haydi iyisiniz iyisiniz, her şey tam uyum içinde cereyan ediyor.

 

Medya bavuldaki kol saatlerini gösteriyor:

- Bak kuş yemleri, ye!.. ye!.. afiyetle ye!

 

 

2009 kahkahanın hıçkırığa, maskaralığın işkenceye, adamın cüdama karıştığı bir dönem olarak geçiyor, yoksulluğun gamı, zalimin zammına karışıyor, baskının adı oluyor hürriyet, vergi cezasıyla sağlanıyor özgürlük, birisi türkü çığırıyor:

- Köprüler yaptırdım paranı çekmeye, yollar yaptırdım haraç kesmeye balam...

 

İmralıdan bir adam, Mahmur ve Kandildekilere sesleniyor:

- Gelin!

 

Geliyorlar, marşlarıyla üniformalarıyla. İmralıdaki büyük Kürdistanın delegelerini tayin ediyor.

İmralıdakinin adı oluyor ömür boyu mahkûm, eylemin adı oluyor açılım.

 

Silivride kaleminden başka gücü olmayan insanlar aylarca içeride tutuklu kalıyorlar.

Mahmur ve Kandilden silahını yeni bırakıp gelenler, seyyar sahra mahkemelerinde, sorgulanmadan aklanıp baş tacı ediliyorlar.

 

 

***

 

Böyle geçti 2009; TSK hedef tahtasına kondu.

Personeli tutuklandı, arandı, karargâhına girdiler, kozmik odalarını aradılar, emeklisini muvazzafını Silivriye tıktılar, öyle zulüm yaptılar ki, tavan isyan edip çöktü.

 

Medyanın demokrasi önderi liberalleri TSKnin hedef alınmasına, TSKnin saldırı altında tutulmasına, TSKnin kozmik odalarının garip ihbarlarla aranmasına, askeri personelin yetkili olmayanlarca aranmak istenmesine, polis araçlarının fiyaka ile kozmik odaların bulunduğu makama sokulmasına karşı çıkmadılar da, Aponun KCKsininteröre karıştığı savıyla sorgu sırası bekleyenlerin kelepçelenmesine çok öfkelendiler.

 

Normaldi, çünkü 2009da amaç TSK ile savaş, PKK ile barıştı.

 

Türkiyeyi 2009da yöneten zihniyetin sloganı artık budur:

TSK ile savaş, PKK ile barış.

 

Daha da ileri gidilecek de, şu PKK bir su koyvermese...

Halbuki su koymanın da âlemi yok, hazır karşısındaki en büyük güç TSK de tasfiye edilirken...

 

 

 

 

 

Ali Sirmen

2 Ocak 2010

Cumhuriyet




Erkan ÇONGAR 12-04-2013 14:12:05

Poyrazköy davasının 15 aydır tutuklu bulunan sanığı teğmenin  ‘Flash bellek benim değil’ sözünü TÜBİTAK doğruladı.

15 ay tutuklu kaldı

 

 

12 Ocak 2011

TÜBİTAK, Poyrazköy davasıyla ilgili birçok belgenin çıktığı belirtilen flash belleğin Teğmen Tarık Ayabakan’a ait bilgisayarda kullanılmadığına ilişkin rapor hazırlayarak mahkemeye sundu.

 

Flash belleğin eşyalarının arasından çıkmadığını ve kendisine ait olmadığını söyleyen teğmen Tarık Ayabakan, 15 ay tutuklu kaldığı cezaevinden tahliye edildi. Teğmenler Alperen Erdoğan, Burak Düzalan, Yakut Aksoy da serbest bırakıldı.

 

12 Ocak 2011/ Cumhuriyet

Amirallere suikastve Kafes Eylem Planıdavalarıyla birleştirilen, teğmenlerin, SATçıların ve deniz subaylarının yargılandığı Poyrazköy davasının sekizinci oturumunda savunma yapan sanıklar, iddianamenin dayanağı olan ihbar mektubunu gönderenlerin bulunmasını talep etti.

 

‘Bana ait değil’ demişti

Tutuklu sanık Teğmen Tarık Ayabakan 14 Mayıs’taki ifadesinde taşınabilir belleğin kendisine ait olmadığını belirterek Flash bellek, eşyalarımın arasından çıkmadığı gibi onun bana ait olduğunu gösteren bir delil de yoktur” demişti.

Mahkeme, dosyadaki belgelerde imzası olan emniyet görevlilerini bir sonraki oturumda tanık olarak dinlemeye hükmetti.

Heyet, Kafes Eylem Planının yer aldığı iddia edilen 1 Nolu CD ve 3 Nolu DVDye ilişkin TÜBİTAKtan oluşturulacak bilirkişi heyeti tarafından yeniden rapor hazırlanmasını talep etti. Bu raporda, TÜBİTAKın ilk raporu ve Amerikadaki Cyber Diligence Inc şirketinden ve Boğaziçi Üniversitesinden avukatların aldığı raporlar arasındaki çelişkinin açıklanması istendi.

Savcılardan izahat istendi

Tutuklu sanık Eren Günayın Kafes Eylem Planı ile ilgili rapor ortaya çıkmadan savcılıkta bu konunun kendisine sorulduğu yönündeki iddiaları incelemeye alındı. Mahkeme heyeti, soruşturma savcılarından bu konuda bir açıklama istedi.




Erkan ÇONGAR 27-06-2013 13:53:56

Sarısülük'ün ölümünde tanığa tutuklama

Oya ARMUTÇU/ANKARA
27 Haziran 2013
 
 
 
Tanık için <br>şok karar

Gezi Parkı eylemlerinde polis kurşunu ile hayatını kaybeden Ethem Sarısülük’ün vurulduğu sırada yanında olan ve avukatı Kazım Bayraktar’a tanık olarak adını yazdıran Ş.İ’nin tutuklandığı, keşif yerinde dinlenen tanık M.C.T hakkında ise gözaltı kararı verildi.

Avukat Bayraktar, A.Ş’nin tahliyesine ise bugün öğleden sonra itiraz edeceğini bildirdi.

Bayraktar, Hürriyet’e şu değerlendirmeyi yaptı:


“Keşif yerinde dinlenen bir tanığımıza tutuklama kararı çıktı. Ethem’in vurulduğunu gören ve bana adını telefonla bildiren diğer bir tanık ise tutuklandı.

Olayı görenlerden oluşan tanık listemizi düzenliyoruz. Ama tanık olmalarını engellemek, korkutmak için bir tutuklama kampanyası başlatıldı.

Katil zanlısı polis A.Ş tahliye edilirken, İçişleri, Emniyet Müdürlükleri’nin bu tutuklama kampanyası infial yaratıyor. Ethem’in vurulduğu sahneye tanık olan göstericiler tutuklama ve gözaltı tehdidi altındalar ve biz durum nedeniyle kaygılanıyoruz.”

 

 

27 Haziran 2013

Hürriyet




Erkan ÇONGAR 27-06-2013 13:58:00

Işık Koşaner'in tanıklık yapmasına izin verilmedi

Ergenekon davasında mahkeme bütün tahliye taleplerini reddederken,  eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in tanık olarak dinlenilmesini talebini de reddetti.

18 Şubat 2013 / radikal .com.tr

 

Ergenekon davasının 275. duruşması sona erdi.

Duruşma sırasında ilginç gelişmeler yaşandı.

Avukat yoklaması sırasında İlker Başbuğ'un avukatı İlkay Sezer eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in hazır bulunduğunu ve tanık olarak dinlenilmesini talep etti.

Ayrıca Sevgi Erenol'un avukatı Vural Ergül,   Kanada'da bulunan Tuncay Güney'in Skype bağlantısı yapılması suretiyle hazır bulunduğunu ifade ederek Güney'in tanık olarak dinlenilmesini talep etti.

 

Taleplerin ardından ise Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, talepler ile ilgili duruşma savcısının görüşünü sordu.

Duruşma Savcısı Murat Dalkuş ise mevcut delil durumu ve 11 Ocak 2013 tarihinde alınan ara karar gereğince tüm taleplerin reddedilmesini istedi. Duruşmaya öğle arası verildi.


Duruşmaya verilen aranın ardından mahkeme heyeti tanık dinleme taleplerini reddetti.

 

 

 




Erkan ÇONGAR 30-06-2013 23:29:24

Başbakan Grup Toplantısında Konuştu

' NE ZAMANDAN BERİ AYAKLAR BAŞ OLMAYA BAŞLADI '

 

Başbakan Erdoğan partisinin grup toplantısında yaptığı komuşmada  Gezi Parkıyla başlayan protestolara değinerek   'Bundan daha büyük haddini bilmemezlik olur mu?  Kalkacaksın hükümete, ‘şu valiyi, şu emniyet müdürünü görevden al, şunu açığa al, şunu şuraya götür, bunu buraya götür.’ Önce haddini bileceksin ya. 

 Yok bilmem ne platformuymuş. Ne platformu olursan ol ya .  Ayaklar ne zamandan beri baş olmaya başladı? '   dedi .

 

 

25 Haziran 2013 / ajanslar




Erkan ÇONGAR 09-07-2013 19:11:47

Taksim Platformu Üyelerinin  Evlerinde Arama Yapılıyor

9 Temmuz 2013

 

Dün gözaltına alınan Taksim Platformu üyelerinden   İstanbul Mimarlar Odasından  Mücella Yapıcı  ,  İstanbul Tabipler Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu ,  Elekrtrik Mühendisleri Odası  İstanbul Şube  Başkanı Beyza Metin'in  evlerinde  polis arama yapıyor .

Mimar Mücella Yapıcı dün gözaltına alınmıştı

 

 

 

AVUKATI:  SUÇLAMA BELLİ DEĞİL

Mücella Yapıcı'nın avukat Can Atalay, yaptığı açıklamada arama kararıyla ilgili olarak   ''Arama kararı anayasaya uygun değil. Yapıcı'nın neyle suçlandığı belli değil. Yürütülen soruşturma gereğince arama yapılıyor. Soruşturma gerekçesi hakkında da bilgi yok''   dedi.
 

 

9 Temmuz 2013 / ajanslar /  twitter.com

 




Erkan ÇONGAR 05-08-2013 01:48:13




Erkan ÇONGAR 05-08-2013 01:50:18

Çizgilik / Kamil Masaracı




Erkan ÇONGAR 06-08-2013 14:27:42

Osman Yıldırım böyle serbest kaldı

Selahattin GÜNDAY/İSTANBUL (DHA)
6 Ağustos 2013
 
 
 

OSMANIM TAHLİYE OLDU

Osman Yıldırım böyle serbest kaldı

Hakkında 2 olaydan beraat kararı verilen Osman Yıldırım "Ergenekon üyeliğinden" suçlu bulunup 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı ancak bu ceza da "işlenen suçlarla ilgili işbirliği yaptığı ve bilgi verdiği" gerekçesiyle 3 yıl 9 aya kadar indirildi.

Bu süreç sonunda Ergenekon davasının "gizli tanığı'' Yıldırım, patlayıcı madde bulundurmak suçunu işlediği gerekçesiyle toplam 9 yıl hapis cezası almasına rağmen tahliye edildi.

Ergenekon davasının hem sanığı, hem tanığı  hem de gizli tanığı olan ve polisin sorgulama sırasında  ‘Osmanım’   diye hitap ettiği sorgu tutanaklarına yansıyan Osman Yıldırım’a tahliye  Ergenekon davasının en çok konuşulan kararlarından biri oldu.



Osman Yıldırım, Ankara’daki Danıştay Cinayeti davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı ancak Yargıtay kararı bozdu.

Ankara’daki davanın İstanbul’daki Ergenekon davası ile birleştirilmesine karar verildi.

Birleşen dava kapsamında Yıldırım, dün 9 yıl hapis cezası aldı ve tahliye edildi.



Mahkeme kararında Yıldırım’ın Danıştay saldırısına yardım ettiğine dair kesin ve inandırıcı delil olmadığını belirtti. Danıştay davasından beraat kararı veren mahkeme, Cumhuriyet Gazetesi’ne saldırı eylemi suçlamasında da beraat verdi. Mahkeme sanık Osman Yıldırım’ın gazeteye el bombası atılması sırasında olay yerinde bulunmadığı ve el bombasını atan sanık Alparslan Arslan’a bu yönde bir talimat verdiği konusunda delil elde edilemediğini belirtti.

Gazeteye atılan bombaların patlamadığını da dikkat çeken mahkeme, sanık Yıldırım Ergenekon Silahlı Terör Örgütü üyeliğinin sabit olduğu gerekçesiyle 15 yıl hapis cezasına çarptırdı. Ancak Yıldırım’ı bu cezadan "etkin pişmanlık yasası" kurtardı. Dosya da ‘gizli tanık’ olduğu anlaşılan Yıldırım’ın bu cezasında ‘işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi nedeniyle TCK 221/4 kapsamında’ 4 te 3 oranında indirim yapılarak 3 yıl 9 aya indirildi.

Mahkeme, Yıldırım’a tehlikeli madde bulundurmak suçunda da 5 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Toplamda 9 yıl hapis cezası alan Osman Yıldırım, tutuklu kaldığı süre göz önüne alınarak tahliye edildi. Yıldırım hakkında yurtdışı çıkış yasağı konuldu

 

 

6 Ağustos 2013

hurriyet.com.tr




Erkan ÇONGAR 06-08-2013 14:33:36

Ergenekon savcılarının  hapiste  görüştüğü ,  gizli  tanık yaptığı  ve mahkeme sırasında  'Osmanım' diye hitap ettiği  Osman Yıldırım'ın  adli sicili

 

İşte  Mayıs 2006'da  öğretmenin okulda türbanla görev yapamayacağı yönünde karar alan Danıştay hakimlerine girişilen  terörist saldırının 

2 sene ardından  verilmiş  mahkeme hükümlerinin bozulup    davanın baştan  yeniden açılarak  meşhur Ergenekon davasıyla birleştirilmesinde  temel  oluşturan  "ihbar mektubunun sahibi  Osman Yıldırım'ın"   sicili :

 

 

 * Kasten adam öldürmeye teşebbüs ve ruhsatsız silah taşımaktan 9 yıl hapis
    
(Eyüp 1. Ağır Ceza 1995/78)
 


* Ablasını öldürmekten 20 yıl hapis
     
(Akhisar Ağır Ceza 1989/32)
  


* Nüfus kağıdında sahtecilik yapmaktan mahkumiyet
     (Kırklareli Asliye Ceza 1998/215)
 


* Öz yeğenini satarak fuhuşa aracılık etmekten 2 yıl 6 ay hapis
      (Erzurum 1. Asliye Ceza 1998/391)
 

 

 

 

İşte  2006'daki  şeriatçı  Danıştay terör saldırısının  (da)   Ergenekon davasıyla birleştirilmesine  vasıta olan Osman Yıldırım'ın  sicili.

 

 

  (ki bizzat Danıştay katili   Alparslan Arslan  saldırıyı mahkemede defalarca türban yasağı yüzünden yaptığını ve asla pişman olmadığını belirterek  müebbet hapis cezasıyla  "hüküm"(2008)  giymişti.
 

 

 

 

 



 




Erkan ÇONGAR 12-08-2013 01:07:07

                             Musa Kart




Erkan ÇONGAR 12-08-2013 15:51:56

Ergenekonla  Birlikte  2006'daki  Danıştay Cinayeti  Örtbas Oldu

DANIŞTAY BASKINI  KİM VURDUYA  GİTTİ

 

Sanıklar aynı karar farklı

Ankara'daki  Mahkemenin  Hükmü  Bozuldu  Ardından  Ergenekona  Dahil edildi

 

Danıştay saldırısı nedeniyle ilk önce Ankarada yargılanan sanıklar ve suçlamalar aynı olmasına karşın, başkentteki mahkemeyle Ergenekon mahkemesinin kararları çelişti.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi,   sonradan  İstanbul’da  Ergenekon davasında   tahliye olan   Osman Yıldırımı, tetikçi  Alparslan  Arslan ile birlikte saldırıyı planlayan ve iki numaralı fail olarak tanımlamıştı.  

Yine  Danıştay cinayeti ile ilgili  Ankara'da  suçlu bulunan  diğer hükümlüler   Ergenekon davasıyla  kurtuldu.

 

 

haber İlhan Taşçı / 10 Ağustos 2013

 

 Ergenekon  davasında  İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin beraat ve tahliye kararlarıyla Danıştay saldırısının failleri “temize çekilirken”, saldırı da kim vurduya gitti.

 2006'daki  Danıştay saldırısı nedeniyle ilk önce Ankara’da yargılanan sanıklar ve suçlamalar aynı olmasına karşın, başkentteki mahkemeyle İstanbul’daki mahkemenin kararları birbiriyle çelişti.

 Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul’da beraat eden Osman Yıldırım’ı,  tetikçi Alparslan Arslan ile birlikte Danıştay saldırısını planlayanlardan  ve iki numaralı fail olarak tanımlamıştı. 
                                                                                                                                                                                                                                             

 

Danıştay saldırısında 2. Daire Başkanı  Hakim Mustafa
Yücel Özbilgin yaşamını yitirmişti.

Danıştay  saldırısına  bakan  Ankara  11. Ağır Ceza Mahkemesi  gerekçeli kararında, örgütün Danıştay’ın türban kararlarını gerekçe göstererek, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yazılı ve bu anayasanın öngördüğü düzeni cebir ve şiddet kullanarak kaldırmaya ve yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etmek şeklinde bulunduğu görülmektedir” denilmişti.

Kararda, Osman Yıldırım ve Alparslan  Arslan’ın başında bulunduğu sanıkların Danıştay saldırısını birlikte organize ettikleri anlatılmıştı.

Ankara'daki  mahkemenin gerekçeli kararında  Danıştay  hakimlerine  karşı  terörist saldırıyı  yapan  fail  Alparslan Arslan liderliğindeki bu yapının, toplum üzerinde aynı zamanda baskı kurularak ses getirecek eylemler yapmak için bir araya geldiği, diğer sanıklar Süleyman Esen, Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Tekin İrşi ve Erhan Timuroğlu’nun da bu örgüte üye olarak kabul edildiği anlatıldı.


Kararda, Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu ve İsmail Sağır’ın, Alparslan Arslan tarafından gerçekleştirilen saldırıyı bildikleri, birlikte yapmak için Ankara’ya geldikleri, Arslan’ı suç işlemeye teşvik ettikleri, saldırının nasıl olacağını tartıştıkları, yol gösterdikleri, Danıştay binası çevresinde plan ve keşif yaptıkları anlatıldı.


Osman Yıldırım ile tetikçi Alparslan Arslan’ın içinde bulunduğu yapılanmayı
“terör örgütü” olarak tanımlayan mahkeme, Osman Yıldırım’ın da örgüt içinde Arslan’dan sonraki “ikinci adam” konumunda olduğuna işaret etmişti.


Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi,   Danıştay saldırganları Erhan Timuroğlu, İsmail Sağır ve Osman Yıldırım’ı,
Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüsten ağırlaştırılmış müebbet, dönemin Danıştay 2. Dairesi üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’i tasarlayarak öldürmeye yardım etmek”ten 14 yıl, “Danıştay üyelerini tasarlayarak öldürmeye teşebbüse yardımdanda toplam 25 yıl hapse mahkûm etmişti.

Sanıklardan Süleyman Esen ile ve Tekin İrşi de 10 yıl 2’şer ay hapis cezasına çarptırılmıştı.


Ancak  Ergenekon  davası açıldıktan  kısa süre sonra  Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin kararı uyarınca Danıştay saldırısı davasının Ergenekon davasıyla birleştirildi .


Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde müebbet hapis cezasına mahkûm olan Erhan Timuroğlu, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Danıştay’a yönelik saldırıdan beraat ederken, “hükümeti devirmeye teşebbüssuçundan 15 yıl, patlayıcı madde bulundurmaktan 4 yıl 6 ay olmak üzere 21.5 yıl hapis cezası aldı.

Danıştay saldırısı nedeniyle başkentteki yargılamada müebbet hapis cezası alan sanıklardan İsmail Sağır da Silivri’deki yargılamanın sonunda, Danıştay saldırısından beraat etti.


Alparslan Arslan’ın
liderim” dediği ve Ankara'daki  mahkemede 10 yıl hapis cezası alan Süleyman Esen de İstanbul'daki  Ergenekon mahkemesinde  beraat eden sanıklar arasında yer aldı.

.

file:/Volumes/orjinaller/10DANISTAYHAB
 

 

Ergenekon davasının hem sanığı hem tanığı  hem de gizli tanığı olan Osman Yıldırım için  İstanbul'daki  13. Ağır Ceza Mahkemesi, Danıştay 2. Dairesi ve Cumhuriyet  gazetesine el bombalı  saldırılara ilişkin “kesin ve inandırıcı delil elde edilememesi nedeni ile sanığın atılı suçları işlediği sabit olmadığı”  gerekçesiyle beraat ve tahliye kararı verdi. 
                                                                                                                                                                                                                                                                                  İstanbul’da, aldığı cezalar
birer birer “temize çekilen”  Osman Yıldırım’ın bu durumu, daha önce Danıştay saldırısı nedeniyle başkentte yargılandığı Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararını  akıllara getirdi.                                                                                                                                                                                                                                                     

 

10 Ağustos 2013 / Cumhuriyet





1 2

| FORUM ARŞİVİ |